Değerli kardeşim! Yenemediğin korkuların var, çözemediğin dertlerin geceleri uykularını kaçırıyor, endişeler, korkular sıra sıra olmuş üzerine geliyor…

Biraz ölümden korkuyorsun, biraz hastalanmaktan, biraz geçim derdi, biraz gelecek, biraz yüzünün kırışması, biraz sınavı kazanamamak, biraz işten kovulmak, biraz bu ay ki maaşı alamamak, saçlarının ağarması ve bu endişelerin, korkuların arasında nefes alamamak… Daha olmamış şeyler yüzünden önlemler alıyorsun ya da, ya olursa ihtimaliyle yaşıyorsun ve bu düşünceyle baş edemiyorsun. Ve kalbin hızla çarpıyor “Eyvah kalp krizi mi geçiriyorum?” Böylece korkularının üzerine bir korku daha ekleniyor. Derken artık bu duyguyla baş edemiyor, hastaneye başvuruyorsun. Tetkikler yapılıyor, filmler, röntgenler… Fizyolojik bir tanı yok ama hastasın ve hastalığının adı “Panik Atak”, yani endişe ve korku hastalığı veya depresyon.

Çağın hastalığı ve ilacı Rahman’ın ayetlerinde;

“Ve Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (Maide; 3)

Korku ve endişe, insana, güçsüz olduğunda, kendini çaresiz hissettiğinde gelen duygudur. Oysa müminler, daima güç ve kuvvet sahibi, daima diri olan ve kendisini hiçbir uyuklama tutmayan, daima ebedi olan Allah’a güvenirler.

Eğer bizler gerçekten tevekkül kavramını iyi anlamamışsak, işlerimizde vekil olarak Allah’ı değil de kullarını tayin edersek, kulların zayıf ve güçsüz olduğunu, aciz olduğunu, bir gün bizi yarı yolda bırakacağını biliriz ve vekiline güvenmeyen kişinin de korku ve endişeleri fazla olur. Dolayısıyla bu tür insanlar güvensiz, sürekli hayatlarında bir şeyleri garanti altına alma, sigorta etme peşinde koşturarak yaşarlar. Ve hiçbir zaman kesin güven sağlayamadığından endişe ve korku halleri hep üzerlerindedir.

Said Havva, “Nefis Tezkiyesi” adlı kitabında tevekkülü şu örnekle anlatmıştır;

Allah’a karşı itimadı, küçük yavrunun annesine olan itimadı gibi olmaktadır. Zira o çocuk başkasını bilmez. Annesinden başkasına güvenmez. Annesini bulduğu vakit bütün kuvvetiyle onun eteklerine sarılır ve ondan ayrılmak istemez. Annesi bulunmadığı vakit canı sıkılırsa “Annem” der. Kalbi daima annesine bağlıdır. Ona koşar, ona güvenir. Onun kefaletine ve şefkatine öyle bağlanır ki, bu bağlanış her nevi ayrılma idraki ile ilgilidir. Kimin aklı Allah’a, bakışı Allah’a, itimadı O’na olursa, çocuğun annesine bağlanıp güvenmesi gibi, O’na da öylece Allah’a bağlanması teklif olunur da ancak o zaman hakkıyla tevekkül edenlerden olur.

İkisi arasındaki fark şudur: Çocuğun annesine olan tevekkülü şuursuzdur. Ancak kişinin Allah’a olan tevekkülü şuurludur.

Bir Hadis-i Şerifte “La havle vela kuvvete illa billah” diyene büyük mükafat vardır.” buyrulmuştur. Bu zikrin mükafatı kullara hem bu dünya da hem de ahirettedir. Bu zikri şuurlu söyleyen kimse yokluktan varlığa, hayatta kalma, zararlardan kurtulmaya, musibetten uzaklaşmaya, arzu ettiklerini elde etmeyi, günahtan korunmayı, ibadete devam etme gücünü, nimetleri, imanını ve bütün bunlar için gerekli güç ve kuvvetin Allah’ta olduğunu bilmektedir, iman etmektedir. Ve bütün bunların şuurunda olan kimseyi de artık dünya da üzecek tek şey vardır. O da Allah’ın rızasını kazanamama korkusudur. Bundan başka hiçbir tasası ve endişesi yoktur. İnsanın dünyada tadacağı en güzel konfor, rahatlık, ferahlık, zenginlik işte bu duygudur.

Şunu unutma ki kardeşim, seni böylesine huzura ve güvene ulaştıran bu duygu, gelmiş geçmiş dünya tağutlarını, şeytanlarını, keferelerini öldüren, çaresiz bırakan, onların korkulu rüyası olan, sürekli sende öldürmeye, zayıflatmaya çalıştıkları noktadır.

Tevekkül, Allah düşmanlarını öldüren, korkutan en büyük silahlarımızdan biridir. Öyle ise ona iyi sarıl!

Şeytani düzenler, insanların daima tevekkül duygusunu zayıflatır ve onları geçici, yapay, kendi üretip anlam yükledikleri kavramlara bağlamaya çalışırlar. Böylece kendilerine muhtaç etmenin, istedikleri gibi yönlendirmenin yollarını ararlar. Böyle toplumlarda insanlar, örneğin hastalandıklarında Allah’a güvenmediği kadar tıbba güvenir. Yaşlandıklarında emekli maaşlarına veya sigorta kurumlarına güvenirler. Ve bütün bunların sonucu da zayıf bir iradeye çıkar. Buhran içinde, depresyon, stres hastalıklarına çareler arayan bir toplum…

Tevekkül anlayışımızdaki yanlışlıklardan biri de şudur: “Hayır ve şer Allah’tan ise bizim bir şey yapmamızın ne manası var?” düşüncesi. Evet, hayır da şer de Allah’tandır. Ancak seçimi yapan bizleriz. Tevekkül görevi, Yaradan’a bırakmak, Allah’ın bizden yapmamızı emrettiği şeyleri O’na havale etmek değildir. Tevekkül, Allah’ın emrini yerine getirmek, sonra sonucu sevmektir.

İşte O’nun emrine uyan ve sonucunu sevenlere en büyük müjde;

Ebu Hureyre (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete girecek birtakım insanlar vardır ki onların kalpleri tevekkül ve Allah’a güvende kuşların kalpleri gibidir.”

Selam ve dua ile…