Bismillahirrahmanirrahim

Türkiye olağan üstü olaylar eşliğinde bir seçim dönemine daha girdi. Seçim döneminde konuşmak diğer zamanlarda konuşmaktan daha zor. Çünkü ilmi ve akli münazaralar yerini hissi tartışma ve münakaşalara bırakıyor. “Sen – Ben” “Biz – Siz” kavgaları giriyor araya. Ülke içindeki siyasi kutuplaşmalar, insanları ”YA SEV YA TERKET” duygusal moduna sokuyor.

Öncelikle şunu söylemek isteriz ki; Allah’a ait olan bu toprakların gerçek sahipleri, yine Allah’a iman eden ve onun hükmüne razı olan mü’minlerdir. Dolayısıyla inancından, düşüncesinden, fikrinden dolayı bu ülkeyi terk etmesi gereken birileri varsa, onlar bu ülkenin Allah’a inanan ve onun dininin yücelmesi uğruna çalışan Mü’minleri değildir.

Allah’ın mülkünde Allah’a başkaldıran, onun hükümlerine isyan eden, tevhid inancını ve İslami yaşam tarzını sulandıran ve her kerameti kendinden bilen kibirli zatların fokurdamalarına aldırış etmeden, hak bildiğimizi, hak ölçüsüne uymaya çalışarak, adaletli bir şekilde dile getirmeye gayret edeceğiz.

Yaratan Allah’ın Düzeni mi; Yaratılan İnsanın Düzeni mi?

Demokrasi; insanların nasıl yaşayacaklarını, neleri yapıp neleri yapmayacaklarını yine insanların belirlediği beşeri bir düzendir.

İslam ise; insanların neye nasıl inanacaklarını, neleri yapıp neleri yapmayacaklarını yüce Allah’ın belirlediği ilahi bir düzendir.

Demokrasi; ticarette, evlilikte, boşanmada, mirasta, kılık kıyafette, yolda, pazarda, sokakta kısaca sosyal hayatın her alanında, insanların uyacakları tüm kural ve yasaları yine insanların belirlediği beşeri bir düzendir.

İslam ise; ticarette, evlilikte, boşanmada, mirasta, kılık kıyafette, yolda, pazarda, sokakta kısaca sosyal hayatın her alanında, insanların uyacakları tüm kural ve yasaları bizzat yüce Allah’ın belirlediği ilahi bir düzendir.

Demokrasi de; yasama ve yargı (kanun koyma ve insanları yönetme) hakkı sadece insanlara aittir.

İslam’da ise; yasama ve yargı (kanun koyma ve insanları yönetme) hakkı sadece Allah’a aittir.

Demokrasi, yaratılmış olana yani insanlara ait olandır.

İslam ise; yaratana yani Allah’a ait olandır.

Demokrasi; yaratılan insanların yine kendileri gibi yaratılan diğer insanları -heva ve arzularının- belirlediği kanunlara göre yönetmesidir.

Demokrasi; insanın insana kulluğudur.

İslam ise; insanın Allah’a kulluğudur.

Demokrasi Aldatmacası

Demokrasi; güya halkın kendi kendini yönetmesidir. Fakat işin aslı hiçte öyle değildir.

Demokrasi aslında halkın kendi kendini yönettiği masalından başka bir şey değildir.

Demokrasilerde halk mevcut siyasal rejimin yapısında bir değişiklik yapamaz. Halka düşen görev; birileri tarafından kendilerine belirlenen siyasal rejime bağlı kalmak şartıyla, seçme ve seçilme yönetmeliğinden geçen birden fazla adayların içeresinden birini seçmektir. Yani istemesen de önüne koyulan adaylar içeresinden birini seçmendir.

Dolayısıyla demokrasilerde halk; gerçek anlamda hangi düzenle, nasıl ve kiminle yönetileceğine karar veremez. Halkın böyle bir hakkı yoktur. Halk sadece kendisine çizilen sınırlar içerisinde yaşamak ve önlerine koyulan tercihlerden birini seçmek zorundadır. Mesela; bu ülkede yaşayan insanlar sandığa gidip % 99 oranında “biz bu ülkede Allah’ın hükmüyle yönetilmek istiyoruz” dese bu istekleri kabul edilmez. İstekleri kabul edilmediği gibi “mevcut siyasal rejimin değişmesini istedikleri için askeri darbe, şiddet ve işkence olayları ile karşı karşıya kalabilirler.

Halk kendini egemen sanırken gerçek egemenlik arka planda rejimin idari mekanizmasını kontrol edenlerin elindedir.

Demokrasiler de gerçek egemenliği elinde tutanlar, halkın önüne koydukları seçim sandığı ile patlama noktasına gelen toplumu kontrol ve denetim altında tutarlar.

Seçim, öyle aldatıcı bir mekanizmadır ki; kişiler, adresler, seçmen kütükleri büyük bir titizlikle tek tek tespit edilir. Sonunda sandık halkın önüne getirilir ve buyurun ”kimi ve hangi partiyi seçmek isterseniz özgürce seçebilirsiniz ”denilir.

Mevcut siyasal rejimin/düzenin yapısını, özünü, kökünü asla değiştirme hakkına sahip olmayan halk; yine mevcut siyasal rejimin çizdiği sınırlar içerisinde hareket edeceğine, rejimin kurallarına uyacağına, ilke ve inkılaplara bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine söz veren adaylardan birini seçmek zorundadır. Böylece halk, 5 yılda bir sandığa oy zarfı atmakla “yönetim yetkisinin kendi elinde olduğunu” yani “hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu” zanneder. Yâda bununla avunmak zorunda kalır maalesef.

İşte demokrasi, seçim ve özgürlük aldatmacası bundan ibarettir.

Vekâlet Verdiğiniz İnsanlardan Sorumlusunuz

Demokrasiyi amaç görenlerle (demokrasi dinine gerçekten inananlarla), demokrasiyi araç görenlerin şuan buluştukları ortak bir nokta var. Bu nokta; demokrasi inancının/dininin olmazsa olmaz ritüellerinden / dini törenlerinden olan kutsal sandığa sahip çıkmak ve “oy amelini” İhlaslı (!) bir şekilde yerine getirmek… Böylece 5 yıl boyunca kendisini yönetecek olan yöneticilerini huzurlu bir şekilde seçmek.

Peki, Allah’a iman ettiğini, İslam’ın şeriatına teslim olduğunu iddia eden bir Müslüman için verdiği “OY”un bir anlamı yok mu?

Elbette anlamı da sorumluluğu da var. “OY” vermek, vekâlet vermektir. “Oy” verdiğin kişiyi ve partiyi; seni yönetmesi hususunda “VEKİL“ tayin ederek “YETKİLİ” kılmandır. Milletvekilinin anlamı da budur. Yani milletin vekili.

Şayet bir yerde yetki (vekâlet) veriyorsanız o kişinin veya partinin yapacağı tüm uygulamalardan hem Allah katında hem de insanlar nezdinde sorumlusunuz demektir.

Bir Müslüman Kimleri Veli/Yönetici Edinemez?

O zaman şu sorunun sorulması ve cevabının adil bir şekilde verilmesi gerekmez mi?

  • Bir Müslüman kimleri “vekil” tayin edemez? Yâda başka bir deyişle; bir Müslüman kimleri kendisine “yönetici” seçemez?
    Bir Müslüman, Allah’ın bizler için seçtiği ve insanlar arasında uygulanmasını emrettiği İslam düzeninin dışında kalan demokrasi, sosyalizm, faşizm/ırkçılık, laiklik, Marksizm, Kemalizm ve benzeri düzenlerle asla yönetilmeye razı olamaz. Dolayısıyla bir Müslüman Allah’ın yasaları varken, bu yasaların yerine geçmek üzere başka yasalar yapan ve halkı bu yasalara göre yönetmek isteyen kimseleri veya partileri vekil tayin ederek kendisine yönetici seçemez (Âl-i İmran: 85) (Casiye: 18) ( Maide: 49, 50) ( Nisa: 105) (Enam: 153) (Ahzab: 36) (Âl-i imran: 28) (Tevbe: 23) (Maide: 80, 81) (Mümtehine: 1)
  • Bir Müslüman; İnsanları Allah’ın razı olduğu İslami yaşam modeli (İslam şeriatı) yerine, ona alternatif olarak sunulan demokratik, sosyalist, komünist, faşist, Marksist, Kemalist, laik ve benzeri yaşam modellerine çağıranları ve bu batıl yaşam modellerini övenleri vekil tayin ederek kendisine yönetici seçemez. (Hud: 19, Araf: 45, Enam:71, Âl-i İmran: 149, Nisa: 115, Enam: 116)
  • Bir Müslüman; İslam’ın tevhid akidesini sulandıran, İslam düşmanlarıyla işbirliği yapan, ahlaktan, insaftan, adaletten uzak, zevklerinin peşinden koşan, ihale kovalayan ve gayri İslami yaşantısı olan kimseleri vekil tayin ederek kendisine yönetici seçemez. (Kehf: 28, İnsan: 24, Şuara: 151-152, Kalem: 8-16)

Bir Müslüman tüm bu sebeplere rağmen yine de kutsal sandığın başına gidiyorsa, o zaman hesabı Allah’a kalmıştır.

Müslümanların gittikçe dünyevileştiği ve ülke gündeminin hassas olduğu bir dönemde bu hakikatlerden bahsetmek bazılarının hoşuna gitmese bile bizler yüce Allah’ın “Hatırlat. Muhakkak ki hatırlatmak fayda verir” emrinin gereği, üzerimize düşen bu tebliği yapmak zorundayız.

İmanlara zulüm bulaşma tehlikesinin olduğu yerde susmak, yüce Allah’ın hatırını çiğnemek pahasına insanların hatırını üstün tutmaktır. Unutulmamalıdır ki; Allah’ın hatırı (sevgi ve saygısı) bütün hatırların üzerindedir ve hiçbir hatıra feda edilemez. Yol, köprü, baraj, yerli üretim, hastane, kişi başına düşen milli hasıla, enflasyon gibi dünyevi değerlere ise hiç feda edilemez..

Yazımızı Lokman aleyhisselam’ın oğluna yaptığı şu nasihatle bitirelim: ” Lokman oğluna öğüt vererek dedi ki; Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu Şirk; büyük bir Zulümdür.” (Lokman: 13)

Allah’a emanet olunuz. Esselamu Aleykum.