Halkın sandık başına giderek yöneticilerini seçtiği bir rejimin adı olan Demokrasi, halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimidir. Ancak bu bize anlatılan ve gösterilen kısmı, gerçek böyle midir? Gerçekten 4-5 yılda bir yapılan seçimlerle yöneticileri halk mı seçiyor yoksa senaryoları önceden belirlenmiş olan metni bizlere birileri ‘demokrasi’ ve ‘seçimler’ adı altında oynamamızı mı istiyor?

Bugün bizlere sunulan metni oynamamız, bizlere verilen görevleri yerine getirmemiz istenmektedir. Anlaşılan bu demokratik sistem devam ettiği sürece figüran olmaya devam edeceğiz. İşin ilginç yanı ise bizi yaşatan, yaratan ve hüküm koyan Allah’ın bizden hangi sistemi, hangi yollarla getirmemiz gerektiğini bildirmesine rağmen inançlı insanların demokrasi rüzgârına kapılması ve Allah’ın ne istediğini unutmasıdır. Bizler bu noktada Kuran ve sünnete sahip çıkmamız gerekirken meseleyi yanlış anlayıp batının demokrasisine sahip çıkıyoruz. Hatta o kadar çok sahip çıkıyoruz ki meseleyi abartıyoruz. İslam’ı bıraktıktan sonra hiçbir zaman geçemediğimiz batıyı seçimlere katılım oranında geçiyoruz. Batılı toplumlarda % 50 – 60 ‘ı geçmeyen seçimlere katılım oranı biz de ise % 86’ları bulmakta.

Muhafazakâr Demokrat parti lideri Ahmet Davutoğlu katıldığı televizyon programında ‘Vatandaşların seçime katılım oranı beni çok mutlu etti.’, ‘Demokrasi Türkiye’de kökleşmiştir.’, ‘Avrupa Birliği temsilcilikleri bizleri hayranlıkla tebrik etti.’ gibi sözlerle Türkiye’nin demokrasiyi batıdan daha çok sahiplendiğini ifade etmiş ve bu mutluluğunu katıldığı her programda dile getirmiştir.

İktidar partisi seçim sonuçlarını Demokrasi’nin zaferi olarak değerlendirirken meclise yeni giren HDP’de buna benzer değerlendirmelerde bulundu ve ek olarak ‘barış kazandı’ , ‘özgürlükler kazandı’ , ‘ ezilmiş halklar kazandı’ gibi süslü ve kitleleri uyutmaya yönelik ifadeler kullandı.

Neden mi böyle düşünüyorum?

Eli kanlı bir örgüt barıştan söz edemez.

Marksist ideolojiyi dayatan bir örgüt özgürlüklerden söz edemez.

Seçimlerde halkı tehdit eden bir örgüt Demokrasi’den söz edemez.

Suriye’de kendi ideolojisinden olmayanları öldüren bir örgüt mazlumlardan söz edemez.

Kitlesini yalanlarla yönlendiren bir örgüt doğrulardan söz edemez.

Yasin Börü’yü öldüren bir örgüt silah bırakmaktan söz edemez.

Temeli İslam olmayan bir örgüt adaletten söz edemez.

Maddeleri daha da arttırabiliriz ama birkaç tane de örnek vermek istiyorum.

 

Her Sakallıyı IŞİD Gören HDP’li Vekiller

asiye-kolcak-hdp

HDP Bursa Milletvekili Asiye Kolçak, Maltepe’de gördüğü sakallı ve şemsiyeli adamı silahlı IŞİD üyesi sandı. Sosyal medyadan yaygara çıkarmaya çalışarak inancını yaşayan insanları hedef gösterdi.

Millettin temsilcisi olamayacak HDP’li, sakallı kişinin fotoğrafını paylaşarak şu notu düştü: “Omzunda silah, kendinden emin bir şekilde dolaşan bu şahıs Maltepe Girne mah.”

Bir başka haber Hakkâri’den… Medyada yansıyanlara göre; Afgan uyruklu 12 kişi Türkiye’ye turistik gezi düzenler. Yolları Hakkâri’ye düşer. Hakkârililer önce bu Afganları rehin alırlar sorgular. Bakarlar ki rehin aldıkları Afganlar IŞİD üyesi değil polise teslim ederler.

Gürcistanlı inşaat işçisi sakal bıraktığından dolayı HDP sempatizanları tarafından IŞİD üyesi zannedilip tartaklandı.

İstanbul Okmeydanı’na ilk defa gezmeye giden sakallı ve cübbeli bir kişi Okmeydanı’nda oturan gençler tarafından IŞİD üyesi iddiasından dolayı dövülerek hastanelik edildi.
Bu haberler medyaya yansıyanlar, bir de medyaya tam manasıyla yansımayan 6 – 7 Ekim olayları var. 6 – 7 Ekim’de Türkiye’de mütedeyyin yüzlerce insana saldırı yapıldı. Kimileri dayak yedi, kimileri yaralandı, kimileri ise öldürüldü.

Bu cinayetleri işleyenlerle, toplumu infiale sürüklemeye çalışanlar, toplumda nefret söylemi oluşturmaya çalışanlar ve kirli siyaset yapanlar aynı kişilerdir. Televizyon programlarında elinde saz ile özgürlük türküleri söyleyip mütedeyyin insanları hedef gösterenlerdir zulmün temsilcisi.

Sonuç olarak;

Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

(Kişinin aynası işidir, lâfa bakılmaz; bir kişinin aklının seviyesi yaptığı işte görünür.)

Ziya Paşa’nın beytinde özetlediği gibi pratik sahada adaletten yoksun olanlar, bireylere önyargıyla bakanlar, insanlara zulmedenler adaletten de özgürlükten de söz edemez.
Önyargısız bir toplum duasıyla…