Hamd; İslâm’a hikmet ile davet etmeyi emreden Allah’a,

Salât ve selâm; vahyin geldiği andan itibaren yirmi üç yıl boyunca bıkmadan usanmadan, defalarca denemekten çekinmeden hikmetle davet eden Peygamber  sallallahu aleyhi ve sellem’e

Allahu Teâlâ’nın sonsuz keremi ve lütfu, mağfireti ve ihsanı en hayırlı ümmet olmanın tebliğ ve davete gereken önemi vermek ile mümkün olduğunu idrak eden ve bu uğurda gayret göstermekten geri durmayan mü’minlerin üzerine olsun.

Hikmet; Eşyayı yerli yerinde kullanmak demektir.

Davet açısından hikmet; davetçinin sözlerini yerli yerinde kullanması, fiillerini de en layık olduğu şekilde işlemesi anlamındadır. Bu öneminden dolayı da Allahu Teâlâ kendi yoluna hikmet ile davet etmeyi emretmiştir.

“(Ey Rasûlüm) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” 1

Ayrıca hikmet o kadar önemli bir husustur ki, kula nasip olacak en büyük nimetler arasında sayılmıştır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.” 2

Hikmetli Davranmanın Esasları

  1. Öncelikli konuları iyi belirleyip en önemli olandan başlayarak daha alt derecedeki konulara yönelmek gerekir. Örneğin; Allah’ın varlığını kabul etmeyen materyalist bir insana, namazın ehemmiyetinden bahsetmenin bir faydası olmaz.
  2. Davet edilen kişilerin hastalıklarını tedavi ederken tedrici bir yolla daveti sürdürmek ve sabırlı davranmak gerekir. Kur’an’ı Kerim’de içkinin haram kılınması, bu konu için önemli ışık tutmaktadır.
  3. Takip edilen metot, davet edilen kimsenin yaşına, kariyerine ve toplum içindeki konumuna münasip olmalıdır.
  4. İslâmi davete dair bir konu arz edilirken şöyle bir plan takip edilmelidir.
  5. Konunun tarifi iyi yapılmalıdır.
  6. Sebebi hikmeti beyan edilmelidir.
  7. Akli ve nakli deliller sunulmalıdır.

Akılla beraber, duygulara hitap eden etkileyici bir konuşma üslubu takip edilmelidir.

Hikmet Nasıl Elde Edilir?

  1. Kur’an’ı Kerim ve Hadisleri okumak.
  2. Hikmet sahibi insanların hayatlarını okumak, onlarla beraber olmak.
  3. Rasûlullah aleyhisselâm ve ashabının siretini iyi öğrenmek.
  4. Gerek kendisinin gerekse de başka kardeşlerinin tecrübelerinden istifade etmek.

Bu hususta Rasullullah  sallallahu aleyhi ve sellem’in zina etmek için izin isteyen gence verdiği cevap davetçi için önemli bir örnektir.

Nebi aleyhisselâm’a bir genç geldi ve “Ey Allah’ın Rasûlü! Zina için bana izin ver” dedi. Bunun üzerine sahabiler toplandılar, onu azarlamaya ve defetmeye başladılar. Allah Rasûlü ona “Yaklaş” dedi, genç yaklaştı. Daha sonra “Otur” dedi, genç de oturdu.

Allah Rasûlü “Böyle bir şeyi annen için ister misin?” diye sordu. Genç “Canım sana feda olsun ki hayır” dedi.

Allah Rasûlü “İnsanlar da anneleri için böyle bir şey istemezler. Peki, kızın için ister misin?” dedi.

Genç “Canım sana feda olsun ki hayır” dedi.

Allah Rasûlü yine “İnsanlar da kendi kızları için bunu istemezler. Peki, bacın için ister misin?” dedi.

Genç “Canım sana feda olsun ki hayır” dedi.

Ardından Allah Rasûlü “İnsanlar da kendi bacıları için bunu istemezler. Peki, Halan için ister misin?” dedi.

Genç yine “Canım sana feda olsun ki hayır” cevabını verdi.

Allah Rasûlü de “İnsanlar da kendi halaları için bunu istemezler. Peki, teyzen için ister misin?” diye sordu.

Genç tekrar “Canım sana feda olsun ki hayır” dedi.

Allah Rasûlü de “İnsanlar da kendi teyzeleri için bunu istemezler.” buyurdu.

Ebu Umâme dedi ki: Rasûlullah aleyhisselâm elini gencin üzerine koyup şöyle dedi. “Allah’ım! Günahlarını bağışla, kalbini arındır, iffetini koru.” 3

Başarılı bir davet, davet edilen kişinin hastalığını en iyi şekilde tespit edip ona uygun bir tedavi usulünün tatbik edilmesi temeline dayanır. Bu sebeple davetçi, kendisine kalplerin, nefislerin tabibi gözüyle bakmalı, muhataplarının hastalığını doğru bir şekilde teşhis etmeli ve tedaviyi de bu esaslara göre belirleyip yapmalıdır. Muhatabını iyi tanımanın ve onun hastalığını bilip cefasına sabretmenin, davetin neticesine ulaşmasında tesiri büyüktür. Ancak şu unutulmamalıdır ki bu tedavi yerine göre uzun soluklu bir tedavi olabilir. Bir veya iki reçete ile geçecek bir hastalık olmayabilir. Bu sebeple sabrı ve mücadeleyi gerektirebilir.

İnsanların bu manadaki hastalıklarının temelinde genellikle iki sebep vardır. Birincisi cehalet ve ikincisi de şüphe. Dolayısıyla davetçi kişi bütün gayretini insanların cahil oldukları konuları öğretmeye ve bu konuda zihinlerinde yer alan şüpheleri izale etmeye yoğunlaştırmalıdır. İnsanların ilgisiz oldukları ve önemsemedikleri meselelerle onlara yaklaşmak hem büyük bir efor kaybına hem de davetin başarısız olmasına neden olabilir.

Bu konuda özellikle şu konulara dikkat etmek gerekir.

  1. Davetçi ilk olarak itikadi konuları işlemeye dikkat etmelidir. Çünkü sağlam bir itikad ardından gelecek her konuyu kabul etmeye vesile olacaktır. Rasûlullah aleyhisselâm’ın tebliğ metoduna baktığımızda insanlara en önce bu esaslarla yaklaştığını göreceğiz. Mekke dönemi boyunca insanlara Allah’ın rubûbiyetini anlatmış, onlardaki yanlış ilah düşüncesinin doğrusunu kalplerine yerleştirmenin mücadelesini vermiştir.
  2. Doğru bildiğimiz ve İslâm’a uygun olan fikirleri insanlara anlatmalı, kendimizi de İslâm’a uygun esaslar çerçevesinde yetiştirmeliyiz. Kur’an ve sünnete muhalif fikir ve akımlardan uzak durmalı, insanlara tertemiz sahih naslarla daveti götürmeliyiz. Öğrendiğimiz hususların şeriata muhalif şeyler olmamasına dikkat etmeli, içimize manevi pisliklerin girmesine müsaade etmemeliyiz. Zira konuşmak insan ruhunun ve içinin bir yansımasıdır. Bir kapta ne varsa sonuçta dışarıya o çıkar.
  3. Ayrıntılara girmek yerine ilk önce genel hususlar üzerinde durulmalıdır. Ayrıntılara girip muhatabı bıktırmamak gerekir.
  4. Davette tergib ve terhib esasları çerçevesinde hareket edilmelidir. Tergib; Teşvik etmek demek olup temel dayanağı Allah’ın rızasına ve rıza diyarı olan cennete nail olmaktır. Tergib ise; korkutmak anlamına gelip temel dayanağı Allah’ın gazabı ve azap diyarı olan cehennem ile korkutmaktır. Nitekim Allahu Teâlâ Kur’an’da insanları imana çağırırken bu üslubu esas almıştır. “Muhakkak ki biz seni bir şahit, bir müjdeci ve uyarıcı (korkutucu) olarak gönderdik.” 4
  5. Davetçi muhatabın anlayacağı bir üslup ile konuşmalı, halkın anlamakta zorlandığı geçmişte kullanılmış eski veya günümüzde yerleştirilmeye çalışılan yeni kelimeleri kullanmaktan kaçınmalıdır.
  6. Davetçi kendi ifade etmek istediği manadan öte muhatabının zihninde oluşması muhtemel farklı bir mananın anlaşılmasına zemin hazırlayacak kelime ve sözcükleri kullanmaktan şiddetle kaçınmalıdır. Aynı işaret ve ses sistemine sahip olduğu halde, aynı kelime ve kavramlar, herkese aynı çağrışımı yapmayabilir ve herkes aynı manaları anlamayabilir. Bunun yanı sıra değer yargılarının farklı olmasından dolayı da farklı anlayışlar doğabilir.

Örneğin; Azeri dilinde “kârhane” fabrika, “Bîkar” da işsiz demektir. Yani Türkiye’de yaşayan bir Türk Azerbaycan’da “Bekârlar için kerhane açmalıyız” dediğinde onlar bizim anladığımız manayı anlamaz. O dilde “İşsizler için fabrika kurmalıyız” şeklinde anlarlar. Yine aynı şekilde, bir Azeri çok masumane bir şekilde bu sözcükleri kullansa bizim ülkemizde o, bu söylediği sözleri nedeniyle bir hayli kınanır ve azarlanır.

Yine “moral” kelimesi Latincede “ahlâk” manasında olduğu halde hiç kimse “moralim bozuk” tabirini “ahlâkım bozuk” manasında kullanmaz.

Demek ki aynı olan kelime ve kavramların, aynı olmayan zihinsel algı ve yansımaları vardır.

Mevlana; “Sen ne söylersen söyle, ne kadar anlatırsan anlat, bütün anlattığın karşıdakinin anlayabildiği ile sınırlıdır.” demiştir. 

Öyleyse bilge gibi düşünmek gerekir ama bunu halkın anlayacağı şekilde anlatmazsak en önemli fikirler bile olsa havada kalır. Kısaca âlim gibi düşünüp, en cahilin bile anlayacağı şekilde ifade etmek esastır.

  1. Davetçi davet esnasında kullandığı kelimelerden öte davetine can katacak olan bedensel ve ruhsal görünümüne yani olması gereken örneklik esasına uygun bir şekilde hareket etmelidir. Bedenin temiz ve güzel görünümlü olması da önemli bir husustur. Paspal görünümlü ve etrafa pis kokular saçan kimsenin yanında kimse bulunmak istemez.
  2. Sadece sözcükler davette yeterli değildir. Bilakis anlatılan şeylerin bizzat yaşanmasına da dikkat edilmelidir. Kelimeler, düşünce ve fikirlerimizin ifadesinde yararlıdır ancak duyguları anlatmada yetersiz kalır hatta onları daraltır, boğarlar. Bu yüzden Mehmet Akif bir şiirinde “Ağlarım ağlatamam; hissederim söyleyemem; dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” der. Çoğu zaman ağzımızdaki dil yetersiz kaldığı için bedenimiz konuşur; jest ve mimikler devreye girer. Yani biz sustuğumuzda bedenimiz daha çok konuşur.
  3. Muhatabın sevgisini kazanacak ve onun kalbine gidecek yolları iyi öğrenmeliyiz. Çünkü söylenenler sevgilinin sözleri ise; sorgulanmaz, kulaktan izin almadan doğruca kalbe gider ve oradan da tüm vücuda hatta etrafa yayılır. Muhataba söylenecek ruhsuz kelimelerden öte samimi sözcüklerle ona değer verdiğimizi hissettirecek şekilde yaklaşmalıyız. Çünkü “Sözde sihir vardır.” İnsanın duymaya en çok ihtiyaç hissettiği bir anda ona söylenecek birkaç samimi sözcük onu kazanmaya vesile olabilir. Ağzımız bize sadece yemek yememiz için verilmemiştir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

Bütün bu anlattıklarımız neticesinde bizlere düşen hikmete uygun hareket etmek ve hikmeti muhafaza edecek davranışlar sergilemektir. Hikmetsizce yapılan işlerin başta bize olmak üzere çevremizdeki herkese zararı olacağını unutmamalıyız. Hikmete sahip olmanın büyük bir lütuf olduğunu ve hikmeti elde edenin çok büyük bir hayır üzere olduğunu bilip bunun muhafazası için Rabbimize yönelerek ellerimizi açmalı ve O’na çokça dua etmeliyiz. Rabbimiz bizleri tüm işlerinde hikmetli bir şekilde hareket edenlerden eylesin.  Amin.

Selâm ve Dua ile.

1. Nahl, 125.

2. Bakara, 269.

3. Ahmed b. Hanbel, V, 256.

4. Ahzab,45.