Fedakar insan sevdiği şeylerden feda eden demektir. Davet için fedakarlık ise en sevdiği İslâm davası için, davanın yücelmesi için diğer sevdiklerini feda edebilmesidir. Yani davasını diğer sevdiklerinden daha fazla sevmesidir. Onu her şeyin üzerinde tutması, hatta sevdiği her şeyi davasının içinde olduğu için sevmesi, eşini, çocuklarını, malını, akrabalarını, yakınlarını, her şeyi İslâm davasının bir parçası olarak görmesi, nefsin bencillikten kurtulması, kendi istek ve duygularından kendi menfaatini koruma duygu ve düşüncesinden sıyrılıp ince düşünceye, ileriyi görmeye, basirete sahip olmasıdır.

En büyük basiret ise İslâm davası için feda ettiğimiz şeylerin bize Allah’ın rızası olarak geri döneceğini anlamak, karşılığının ebedi cennet olduğunu bilmek, bu fedanın karlı bir fedakarlık olduğunu kalben hissetmektir. Ve bu feda edişin lezzetini kalbinizin derinliklerinde hissederek Allah celle celaluhu’dan daha fazlasını istemek, feda etmeye doyamamak, onunla iç huzuruna kavuşmak, tatlı bir sevinç yaşamak, ibadetlerimizde huşuyu yakalamaktır. Ve her feda ettiğimizi düşündüğümüz şeyin sahibinin Allah celle celaluhu olduğunu, aslında elimizde avucumuzda O’nun bize bahşettiklerinden başka bize ait olan hiçbir şeyin olmadığını bilmek…

Şöyle ki, sevdiğiniz birine hediye vermek istiyorsunuz, onun sevgisini kazanmak için. Ama yanınızda bulunan her şey onun size hediye ettikleri ve bunlardan başka bir şeyiniz yok. Ancak Rabbimiz bundan razı. Üstelik onlardan infak ettiğimizde, feda ettiğimizde karşılık olarak bizlere cennetini vaad ediyor.

“Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” 1

Peki Rabbimizin bize gönderdiği, tüm insanlığı felaha ulaştıracak tek dava olan İslâm dini için nasıl fedakar olabiliriz?

Allah celle celaluhu, kulları için katından gönderdiği sırat-ı müstakim yolunun önünde duracağına yemin eden İblis ve dostlarına karşı bir mücadelemiz olmalı. Ve bu mücadele bizim için her şeyden önemli olmalı.

“Dedi ki: Öyleyse beni azgınlığa mahkum ettiğin için ben de andolsun ki; Senin dosdoğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım.” 2

İşte, canını Allah yolunda feda eden, şeytan ve dostlarıyla kanının son damlasına kadar cihad eden, Rabbine inşallah şehid olarak kavuşan Abdullah Azzam rahimehullah ’ın dilinden fedakarlığın ne manaya geldiğini anlatan cümleler;

Tevbe Sûresi Tefsiri kitabının “İslâm davetçisinin yanında ölüme hazır olanlar yer alır” başlığında; Mısır’da İhvan-ı Müslimin’den olan Necib El-Muti isimli İslâm fıkhı aliminin kendisine anlattıklarını kaleme alıyor.

“Bir gün muhaberattan evime baskın yaptılar ve beni iki yıl ifadesiz içeride bıraktılar. Beni neden tutukladıklarını sorduğumda ise: “Komşun Müslüman Kardeşler Cemaatine dahil olan birinden bir araba satın aldı.” Ben de: “Peki, bundan bana ne?” dedim. Onlar sözlerine şöyle devam ettiler: “O adam sana selâm verdi, sen de selâmını aldın.” Ben de: “Yani, ne yapmam lazımdı?” dedim. Onlar: “Mescidin kapısında onunla karşılaştınız ve selâmlaştınız. Bunu bize haber vermen gerekirdi.” dediler. Ben de: “Ne yani, her sabah karşılaştığım adamlar için telefona sarılıp: “Alo! Bana istihbaratın müdürünü bağlar mısınız”, dersem, telefonun beş-altı saat açık kalması lazım. Ta ki komşum buradan geçti ve bana selâm verdi diye bilgi verebileyim.” Bunu anlatan, vallahi dürüstlüğüne inandığım âlim bir insandır. Konulduğu zindanı ise şöyle anlatıyor: “İki yıl kaldığım zindanda büyük bir yılan üzerimde gezerdi. Bunun nedeni ise komşum Müslüman Kardeşlere mensub birinden araba satın almış ve bana selâm vermiş, ben de selâmına karşılık vermişim”

Evet, böyle bir ortamda senin yanında durmaya kim cesaret edebilir? Buna kim güç yetirebilir? Tabi, Allah için şehadete hazır olanlar dışında hiç kimse, hiç kimse… Bunun örnekleri çoktur, saymakla bitmez. ”

Şehid (inşallah) Abdullah Azzam’ın kitabında verdiği bir örnekte gördüğümüz üzere, İslâm davasına ancak böyle nice erler feda olmuştur.

Zillet anında, zafer anında, sıkıntıda, meşakkatte, sabırda, her an dava bilincinde olmak, o şuuru kaybetmemek, fedakarlığın, feda olmanın şahsiyetlere yerleşmesi işte böyle olmuştur.

İnsanoğlunun hayatına bakıldığında  her bir alanda fedakârlığın olduğu görülecektir. Bazen mesleğine, bazn evlatlerına, bazen sanata, bazende müziğe… Hep bir şey vardır feda olunan, uğrunda yaşanan, uğrunda vazgeçilen, hatta uğrunda ölünen…

Allah yolunda feda olmaktan başka hiçbir fedakarlık, insanı şehitlik, şahitlik zirvesine ulaştıramaz. Ve hiçbir fedakarlık onu böyle izzetli, böyle şerefli kılmaz. Onu ebedi mutluluğa ulaştırmaz.

Öyle ise kardeşim, işte şimdi var gücümüzle Allah için mücadele etmeliyiz. Tıpkı Zeynep El-Gazali misali…

Şehit inşallah Abdullah Azzam anlatıyor: 

Zeynep el-Gazali hapishanede iken onun işkence ve yorgunluğunu artırmak için hücresine eroin kaçakçısı bir kadın getirirler. Bu kadın çocukları kaçırıp boğazlayarak bağırsaklarını çıkartıp içerisine eroin dolduran ve kefenleyerek cenaze nakli altında eroin kaçakçılığı yapan biridir. Kadın Zeynep el-Gazali’nin hücresine konulduktan bir müddet sonra Müslüman olur ve tevbe eder. Namaz kılmaya ve oruç tutmaya başlar. Daha sonra Zeyneb el-Gazali’nin ailesiyle aralarında irtibat başlar. Kadın, Zeyneb el-Gazali’nin ailesine: “Zindana bir şey göndermek istediğiniz zaman bana gönderin ben onu ona ulaştırırım,” der. Eroin kaçakçılarının ziyareti serbestti, ancak Zeynep el-Gazali’nin ziyaretçilerle görüştürülmesi ve dışarıdan ona bir şey gönderilmesi yasaktı. Bu cani kadın müslüman olduktan sonra Zeynep el-Gazali’ye dışarıdan çok güzel yiyecekler getirmeye çalışıyor ve ona hizmet ediyordu. Cezaevi idaresi bu duruma çok şaşırmıştı. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Kendi kendilerine şöyle demişlerdi: “Biz esrarcı kadını hacı Zeynep el-Gazali’nin yanına koyarak onu da bozduk. Herhalde bu kadın tevbe etti. Yaptıklarından vazgeçti.” Daha sonra eroinci kadını cezaevinden çıkartırlar. Kadın çıkarken ağlar ve: “Ben sensiz nasıl yaşayabilirim?” diyerek feryat eder. Bir gün Zeynep el-Gazali’nin evindeydim. Yaşlı bir kadın bize çay uzattı. Zeyneb el-Gazali bana: “Bu kadın kimdir, tanıyor musun?” dedi. Ben: “Hayır,” dedim. Zeynep el-Gazali:  “Bu kıssasını sana anlattığım eroinci kadındır,” dedi. Eroinci milyoner kadın tüm serveti ile birlikte Zeynep el-Gazali’ye hizmet ediyor ve onun evinde kalıyordu.

Rabbim! Bizim hayatlarımızı da Senin yolunda feda olunan hayatlardan eyle. Bizlere böyle bir şuur ve bilinç nasib eyle. Allahumme Amin…

Selâm ve dua ile…

1. Âl-i İmran, 92.

2. Araf, 16.