Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed(a.s)’ın üzerine olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, hidayeti ve inayeti tüm Müslümanların üzerine olsun.

Çocuklar kapalı bir kutu gibidir. Onları anlamak için onların dünyasına girmek ve olanlara onların açısından bakmak gerekir. Aşağıda verilen mektup tarzındaki yazının bu manada çocukların dünyasına inebilmemizi ve onları daha iyi anlamamızı sağlayacağını umarım.

“Sevgili anneciğim, babacığım,

Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim size şunları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve gelişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Bana oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşılarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her işimde koruyup kollamaya çalışmayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bana yanılma payı bırakın. Kendi işimi kendim görmeye alıştırın. Büyüdüğümü nasıl anlarım sonra?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyorum hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın anlar soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve açık olsun. Öğütlerinizden çok, davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlıklar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. ‘Ben senin yaşındayken’ diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Beni korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Başarmam için beni destekleyin. Hiç değilse çabamı övün. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni başkalarıyla kıyaslamayın, umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın, yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunalttığım sırada bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim. Ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların yanında güç durumlara düşürebilirim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz, tersine beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanılgınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Benden ‘örnek çocuk’ olmamı beklemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.

Sevgilerle, çocuğunuz.[1]

Çocuklar duygu ve düşüncelerini tam olarak dile getiremedikleri için bazen onları anlamakta güçlük çekiyoruz. Ama onların doğasını öğrenip anlamaya çalışırsak hem işimiz kolaylaşacak hem de onları eğitirken izleyeceğimiz yol aydınlanacaktır. Bu yazıya ek bazı ilavelerde bulunmak istediğim notlar var: Her çocuk kendine özeldir. Her ne kadar bizim kanımız ve canımızdan olsalar da onların ayrı bir birey olduğunu ve bizim kopyamız olmadığını kabul etmek zorundayız. Ebeveynlerin bu noktadaki yanlış algı ve düşüncelerinden dolayı çocukların özerk kimliklerini kabullenmemekten kaynaklanan bazı problemler türemekte ve hem anne baba hem de çocuklar zor durumlarla karşı karşıya gelmektedir. Karşımızdaki çocuk bizim çocuğumuz olabilir. Ama bu onları kendimizmiş gibi kabul etmemiz, gerçekleştiremediğimiz hedeflerimize onların ulaşması için zorlamamız ve adeta bizmişiz gibi davranmalarını beklememiz anlamına gelmez. Her bir çocuk bir bireydir ve kendine has yetenekleri, karakteri vardır ve ona göre yönlendirilmeli, olmadığı gibi davranmaya zorlanmamalıdır. Ayrıca bu hem çocuklarımızı mutsuz edebilir hem de ikiyüzlülüğe sevk edebilir.

Allah, anne babalara çocuklarını koruma içgüdüsü vermiştir. Öyle ki evlatlar candan öte sevilir ve korunur. Bu olması gereken doğal bir duygudur. Aksi düşünülemez bile. Yalnız burada anne babalar bazı hatalara düşebilmektedir. Yavrusunu koruyabilmek adına ona zarar verebilmektedir. Ama kimi zaman ölümcül sonuçları olmayan ve ciddi zararlar vermeyeceğini düşündüğümüz konularda onlara serbestlik tanımalı ve bazı şeyleri tecrübe ile öğrenmesine fırsat vermeliyiz. Aksi takdirde her şeyden korkan, ürkek, özgüveni olmayan ve kendini hep korunmaya muhtaç bir çocuk gibi hisseden bir birey yetişmesine sebep olabiliriz.

Bazen çocukların çocuk olduğunu unuturuz. Onların büyükler gibi davranmalarını beklediğimizden dolayı çocukluktan kaynaklanan hatalarını gözümüzde büyütür ve bazı gereksiz çıkmazlara girdiğimiz olur. Hâlbuki onların çocuk olduğunu her daim aklımızda tutsak her iki taraf da rahat edecek ve çözümsüz gibi gözüken problemler kendiliğinden çözülecektir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem çocukların çocukluktan kaynaklanan hatalarını görmezden gelirdi.

Tutarsızlık en büyük sorunumuz maalesef. En çok bu konuda zorlanıyoruz sanki. Ne zaman çocuk eğitimi ile ilgili bir şeyler okusak ya da dinlesek gaza geliyor, hatta bazen iyice durumu abartıyor işi yapmacıklığa vurabiliyor, koyduğumuz kuralları harfi harfine uygulamaya başlıyoruz. Ama o ilk andaki heyecan kalmayınca koyduğumuz kuralları çocuktan önce kendimiz çiğniyor, çocuklarımıza sınırsız bir özgürlük tanıyabiliyoruz. Bu çok yanlış bir tutumdur. Böyle davranarak işi daha çok çıkmaza sürüklediğimizin ve çocukların bu durumu kullandığının farkında mısınız? Tutarlı olalım ki çocukların kafası karışmasın ve kendimizi kullandırtmayalım. Koyduğumuz kurallar uzun soluklu düşünülmüş, faydalı ve her zaman uygulanan kurallar olsun. Yoksa hiçbir fayda elde edemeyiz. Aksine verdiğimiz emekler çöp olabilir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem biriyle konuşurken ona tamamen dönerdi. Yani seni diniliyorum mesajı verirdi. Bir şeyler anlatırken karşımızdakinin bizi dinlemediği hissine kapılırsak nasıl hissederiz? Bir düşünün! Çocuklarımız bizlere bir şeyler anlatmaya ve bir şeyler sorup öğrenmeye çalışıyorsa gözlerine bakarak konuşmalı ve yaşına uygun cevaplarla onları tatmin etmeliyiz. Onlar sorularının cevaplarını bir şekilde bir yerlerden öğrenecek zaten. Yanlış yerlerden yanlış cevaplar almasını istemiyorsak soru sordukları anları kollayalım. Ki en hızlı öğrendikleri zamanlar merak edip sordukları zamanlardır. Tabi ki cevaplarımız destan yazar gibi uzun olmamalı ki çocuk sıkılmasın.

Bir akıl dışı hareket daha! Başkalarına öğüt verip kendini görmemek. “İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Akıl etmiyor musunuz?” (Bakara, 44) Çocuklara öğütlerimizden çok davranışlarımız etki eder. Bakıyorsunuz; anne baba sigara kullanıyor, çocuğuna sigaranın zararından bahsediyor. Bunun çocuk üzerinde hiçbir tesiri olmayacaktır. Çocuk söylenenleri değil ailesinden gördüklerini yapar.

Öfkelendiğimizde bağırıp çocuğumuzu uyarma moduna giriyoruz. Ama bunun hiçbir etkisi ve yararı yok. Mübarek bir zat dedi ki: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine sesleri duyurabilmek için bağırmak mecburiyetinde kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları lazım gelir. Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirine bağırmak yerine sakince konuşurlar kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar. Çünkü kalpleri birbirine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile lüzum kalmaz, sadece birbirine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini hakiki olarak seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir. Bu sebeple tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine müsaade etmeyin. Ne demişler: ‘Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz, eskici bağırır, antikacı bağırmaz.’ FİKRİ KIYMETLİ OLAN BAĞIRMAZ. BAĞIRAN DÜŞÜNEMEZ, DÜŞÜNEMEYEN KAVGA EDER. SESİMİZİ DEĞİL SÖZÜMÜZÜ YÜKSELTELİM.”

Hatasız kul olmaz. Yanlış yaptığımız zaman özür dilemek erdemli bir tavırdır. Kişiyi alçaltmaz, tam tersi izzet verir. Özellikle çocuklarımıza karşı hata yaptığımız zamanlarda özür dilemekten çekinmeyelim. Böylece onların gözünde değerimiz artacağı gibi onlara yanıldığımız zamanlarda özrün ne kadar değerli ve gerekli olduğunu öğretmiş oluruz.

Evlatlarınızla birlikte dünya ve ahiret saadetini yakalayıp onları Allah’ın razı olduğu minvalde yetiştirmeniz duasıyla. Ve’l-hamdülillahi Rabbi’l-alemin….

 

[1] (ÇOCUK VE GENÇTE SOSYAL GELİŞİM- Prof. Dr. Kemal Çakmaklı)