Dünyaya gelen çocuğa yapılacak ilk iyilik ve ikram, onu güzel bir isim ve künye ile süslemektir. Çünkü ilk duyulduğunda güzel isim, insan psikolojisi üzerinde belli bir etki bırakır. Nitekim Allah, kullarının kendisine en güzel isimler ile dua etmelerini emretmektedir. (1) (bk. Araf Sûresi 180. ayet, İsra Sûresi 10. ayet)

İsim sahibiyle bir ömür boyu bütünleşir. O kişi görülünce ismi, ismi duyulunca da hemen o kişi zihinde canlanır. Bu yüzden bir ömür boyu kendisiyle bütünleşeceği bilinen, hatta ölümünden sonra da varlığını sürdürecek olan, kıyamet gününde de huzura onunla çağırılacağı zikredilen ismin güzel ve hayırlı olması gerekir. Çocuklara konulan isimler, niyetlerimizi, duygularımızı ve nereye ait olmayı istediğimizi en iyi belli eden özelliklerimizdendir. Onlar aynı zamanda bizim şuur derecemizi gösterir. (2)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çocuklarının isimlerini seçerek koymuştur. Kendisinden sonra torunlarından Muhammed bin El-Hanefiyye’ye hürmet ve tazim için Muhammed adı verilmiştir. Sahabe, güzel isim koymakla alakalı hadisleri o kadar tatbik etmeye başladılar ki; İbnu’s-Salah’ın tespitine göre Abdullah adını alan sahabenin sayısı 220, el-Irakî’nin tespitine göre ise 300’ü bulmaktadır.

Ebu’d-Derda’dan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Kıyamet gününde siz kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. O halde isimlerinizi güzel koyunuz.”

Hz. Peygamber’in güzel ve hikmetli davranışlarından birisi de doğduğu gün İbn Abbas’a Abdullah ismini vermesidir. Ebu Vehb El-Cusemi’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; “Peygamberlerin isimleriyle isimleniniz, isimlerin Allah’a en sevimli olanı Abdullah ve Abdurrahman, en sadık olanı Haris ve Hemmâm, en çirkin olanı ise Harb ve Mürre’dir.” (3)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, geçmiş mü’min nesillerin, çocuklarına peygamberlerinin ve salihlerin isimlerini koyduklarını ifade etmektedir. Büyük sahabe Zübeyr bin Avvam, çocukları için şehitlerin isimlerini seçmiştir. Böyle yapmakla o, çocuklarının onların yolunu takip ederek Allah yolunda şehitlik derecesine taşımalarını arzu etmiştir. Zübeyr dokuz çocuğuna dokuz şehidin adlarını vermiştir.

Şeytan, bize çirkin ve gayri İslâmî isimleri telkin eder. İslâm’a göre çocuklara isim seçerken üç tercih hakkı doğar.

a) Peygamberlerin ve salih kulların isimlerini seçmek

Tabi niyetimiz onları sevmek, bu isimleri ihya etmek ve bu vesileyle Allah’a yaklaşmayı istemek olmalıdır. Dehlevi: “Şüphesiz, dinin en büyük hedefi insanların zorunlu beraberlik ve ilişkileri arasına Allah isminin sokulmasıdır. Çünkü bu, davet ve tebliğ fonksiyonu icra eder.” demiştir.

b) Konulan isimler, harf sayısı az, telaffuzu kolay ve çabuk öğrenilen isimler olmalıdır.

c) Çocuğun haline (cinsiyetine) uygun, manası güzel, akranı arasında ve yaşadığı toplumda kullanılan isimler olmalıdır. (4)

Anne-babaya düşen görev; çocuklarına İslâmî ve güzel isimler koyup yasaklanmış, mekruh veya çirkinlik ifade eden isimlerden sakınmalarıdır. Zira isimler yaşam boyunca çocuklarla kalır, onlara ve ahlâklarına etki eder.

İbn Kayyîm der ki; “Çirkin isimleri ancak çirkin kimseler üzerinde görürsün.” (5)

ÇOCUĞA İSİM VERMENİN VAKTİ

Bir şeye isim vermek, aslında onu tanımlamak demektir. Zira bir şey var olur da ismi bilinmez ise, onu nasıl tarif edeceğimizi de bilemeyiz. Onu var olduğu gün isimlendirmek mümkün olduğu gibi bu işi üç gün sonraya, hatta akikası kesilinceye kadar (yedi güne kadar) ertelemek de caizdir. Bundan önce ve daha sonra yapılmasında da bir sakınca yoktur. Bu konuda kişiye serbestlik tanınmıştır. (6)

İbn İshak, Amr bin Şuayb’dan, o da babasından, o da dedesi Abdullah bin Amr’dan rivayete göre, “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çocuğun doğumunun yedinci gününde ona isim verilmesini, akikasının kesilmesini ve eziyetin ondan giderilmesini emretmiştir.”

Abdulmelik bin Abdûlhamid şöyle der: “Çocuğa kaç günlük iken isim verileceği konusunda aramızda müzakere ediyorduk. Ahmed bin Hanbel bize dedi ki: Sabit, çocuğa üç günlük iken isim verileceğini Enes bin Malik’den rivayet ediyor.”

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de oğlu İbrahim’e doğduğu gün isim vermiştir.

Konuyla ilgisi yok ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in oğlu İbrahim’in vefatıyla ilgili bir vakıadan bahsetmekte fayda olacağını düşündüğümden zikredeceğim.
Bera bin Azib radıyallahu anh diyor ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, on altı aylık iken (başka bir rivayette 18 aylık geçmektedir.) ölen oğlu İbrahim’in cenaze namazını kıldı ve şöyle buyurdu: “Muhakkak ki İbrahim’in, cennette süt emme müddetini tamamlayacak bir sütannesi vardır.” (7)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İbrahim için cennette süt emme süresini tamamlayacak bir sütannesi olduğunu bildirmiştir. Bu da gösteriyor ki; Yüce Allah, cennetlik kullarının dünyadaki bazı eksikliklerini ölümlerinden sonra tamamlayacaktır. Bu konuda çok sayıda rivayet vardır. Hatta denilmiştir ki: “İlim tahsil ederken ölen bir kimse, ölümünden sonra ilmini tamamlayacaktır. Kur’an öğrenirken ölen kimse de böyledir. En doğrusunu Allah bilir.” (8)

“İbrahim’in öldüğü gün güneş tutulunca, insanlar ‘Güneş, İbrahim’in ölümünden dolayı tutuldu.’ dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’de küsuf hutbesini irad ederek şöyle buyurdu: ‘Şüphe yok ki Güneş ve Ay hiç kimsenin ölümü ve hayatı için tutulmazlar.’(9)

MÜSTEHAB İSİMLER

İbn Hazm diyor ki: “Âlimler; Abdullah ve Abdurrahman gibi “ALLAH” lafzına tamlama yapılmış isimlerin güzel oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Allah’ın en sevdiği isim hakkında ise ihtilaf etmişlerdir. Allah’ın en sevdiği isimlerin Abdullah ve Abdurrahman olduğu görüşündedir. Said bin Müseyyeb ise, Allah’ın en çok hoşlandığı isimlerin peygamber isimleri olduğunu söylemiştir…”
Ebu Vehb El-Cüşemi’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Kendinize isim olarak peygamberlerin isimlerini alınız. Allah’ın en sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrâhman’dır. En sadık ve doğru isimler Haris ve Hemmâm, en çirkin olanı ise Harb (savaş) ve Mürre (acı)’dır. (10) (11)

MEKRUH VE HARAM İSİMLER

Çocuğa Abduş-Şems (Güneşin kulu), Abdul-Ali (Ali’nin kulu) gibi isimler verilmez. Nitekim İbn-i Ebi Şeybe’nin rivayetine göre, Hani bin Yezid şöyle dedi:

“Hani bin Yezid bir topluluk içinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelmişti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem içlerinden birinin Abdu-l Hacer (taşın kulu) diye çağırıldığını duyunca ona: ‘Senin adın nedir?’ diye sordu. O da Abdu-l Hacer dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: ‘Hayır sen Abdullah’sın.’ buyurdu.” (12)

Peki, belirli bir şahsın herkesçe bilinen buna benzer bir ismi varsa ve böyle tanınıyorsa ona o ismiyle hitap edilebilir mi?

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şu şekilde sahih bir hadis bize ulaşmıştır: “Ben Peygamberim, yalan yok, Abdulmûttalibin oğluyum ben.” (13)

Muayyen bir şahsı tanıtmak üzere bu şekilde bir ismi söylemek haram değildir. Nitekim Ashab-ı Kiram “Abdu’ş Şems (güneşin kulu) Oğulları” gibi klasikleri bu isimlerle çağırıyor, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de buna mâni olmuyordu. O halde yeni bir isim koyma hususunda caiz olmayan şeyler, diğerinde (daha önce konulmuş isimlerde) caiz olabilir. (14)

Melikû’l-Mülûk (krallar kralı), Sultanu’s-Selâtin (sultanlar sultanı), Şahinşah (şahlar şahı) gibi isimler vermek haramdır. Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إنّ أخْنَعَ اسمٍ عندَ اللّهِ رجلٌ تُسَمّى مَلِكَ ا‘مكِ

“Allah katında isimlerin en kötüsü Melikü’l-Emlak (krallar kralı) ismidir.” (15)

Çünkü bu sıfat sadece Allah’a yakışır.

Seyyidü’n Nâs (insanların efendisi), Seyyidü Veledi Âdem (Âdemoğullarının efendisi) gibi isimleri kullanmak da haramdır. Zira bunlar yalnızca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e mahsus isimlerdir.

Şeytanın isimlerini koymak mekruhtur. Ecda, Velhun (abdestten mü’minleri vesveseye düşürmeye çalışan şeytan), Hunzeb (namazda vesvese veren şeytan), Hubab isimleri bazı şeytanların isimleridir.

Firavun, Karun, Haman, Velid gibi zulüm ve isyankârlıklarıyla şöhret bulmuş kimselerin isimleri de mekruhtur.

Kadı İyaz şöyle diyor: “Bazı âlimler melek isimleri almayı (Cebrail, Mikail, Azrail gibi) mekruh görmüşlerdir. İmam Malik, Cibril ve Yasin isimlerini almayı mekruh görmüş, diğerleri ise mübah olduğunu söylemişlerdir. ”

Buhari, Abdullah bin Cerrad’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Mute şehrinden bir adam ile birlikte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldik. Arkadaşım: ‘Ya Rasûlallah benim bir çocuğum oldu. En güzel isim hangisidir?’diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘En güzel isimleriniz Haris ve Hemmâm’dır. Abdullah ve Abdurrâhman isimleri de pek güzeldir. Peygamber isimleri verin fakat melek isimlerini vermeyin.’ Adam: ‘Senin ismini de verebilir miyiz?’diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Evet, fakat (karışıklığa meydan vermemek için) benim künyemi kullanmayın.’ buyurdu.”

Peki, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ismiyle birlikte künyesi alınabilir mi?

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in künyesi Ebu’l Kasım idi. Âlimler, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ismini almanın caiz olduğu konusunda icma etmişlerdir. Ancak Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in künyesini almak konusunda ihtilaf vardır.

Ahmed’den bu konuda iki rivayet vardır:

1) Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hem ismini hem de künyesini birlikte almak mekruhtur, bunlardan sadece biri alınabilir.

2) İster ismiyle birlikte, isterse tek başına olsun Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in künyesini almak mekruhtur.

İmam Şafiî dedi ki: “Adı Muhammed olsa da olmasa da hiç kimseye Ebu’l Kasım künyesini almak helal değildir.”

Diğer bir grup âlim ise; bunun helal olduğunu, yasaklanan hadislerin hükmünün kaldırıldığını söylemiştir.

İmam Malik’e bu durum soruldu. O da bunda sakınca olmadığını söyledi.

Âlimlerden bir grup ise; bu yasaklama sadece Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yaşadığı döneme mahsustur. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra bu künyenin kullanılmasında sakınca yoktur. (16)

SEVİLEN VE SEVİLMEYEN BAZI İSİMLER

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, manası çirkin olan şahıs, yer, kabile ve dağ isimlerinden rahatsızlık duyar, bunlardan hiç hoşlanmazdı. Hatta bir yolculuğu esnasında iki dağın arasından geçerken bunların isimlerini sormuştu. Fadih (utandıran) ve Muhzin (rezil eden) denilince yönünü onlardan çevirdi ve aralarından geçmedi.

İnsanın hoşuna gitmeyen ve fıtratlarıyla uyuşmayan manaları içeren Harb (savaş), Mürre (acı), Kelb (köpek) ve Hayye (yılan) gibi isimler de mekruhtur.

İmam Malik’in Muvatta’sında şöyle bir hadis geçer: “Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem sağmal bir deve hakkında: “Bunu kim sağmak ister?” buyurdu. Biri sağmak için izin istedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ‘Adın ne?’ dedi. ‘Mürre (acı).’ dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘Sen otur.’ dedi. Tekrar sorunca Harb (savaş) adında bir adam kalktı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona da: ‘Otur’ dedi. Sonra da Yeiş (yaşar) adında bir adam kalkınca Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Onu sen sağ.’ buyurdu. Böylece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çirkin isim taşıyan kişinin süt sağmasını istememişti.”

İmam Malik, Yahya bin Said’den Muvatta’da rivayet ediyor: “Hz. Ömer radıyallahu anh bir adama: ‘Adın ne?’ diye sordu. Adam: “Cemra” (Ateş koru) diye cevapladı. Hz. Ömer radıyallahu anh: “Kimin oğlusun?” dedi. Adam: ‘Şihab’ (Alevin oğlu). Hz. Ömer radıyallahu anh bu kez: ‘Kimlerdensin?’ Adam: ‘Huraka (yangın) kabilesinden”. Hz. Ömer radıyallahu anh: ‘Nerede oturuyorsun?’ dedi. Adam: ‘Harra’tun-Nar (Ateş yangınında).’ Hz. Ömer radıyallahu anh: ‘Neresindensin’ diye sordu. Adam: ‘Zat-ı Laza (Ateş sahibi).’ dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh: ‘Hemen ailene yetiş, çünkü yanıyorlar’ dedi. Gerçekten Hz. Ömer radıyallahu anh’ın dediği çıktı.”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir şeyi uğursuzluğa yormaz, her şeyden hayırlı bir anlam çıkarmayı severdi. Hz. Ömer radıyallahu anh de öyleydi. Ama olayda dikkat edilirse Hz. Ömer radıyallahu anh bunu dile getirinceye kadar, olayın meydana gelişini ertelemiştir. Nihayet bütün unsurlar eksiksiz bir şekilde tamamlanınca da olay gerçekleşmiştir. Zira başa gelen musibetler, ağızdan çıkan sözlerle irtibatlıdır.

“Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bir çocuk getirildi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Adı ne?’ buyurdu. Saib (başıboş) dediler. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Ona Saib değil, Abdullah adını verin.’ buyurdu. Fakat Saib ismi ağır bastı ve sonunda çocuk akli dengesini kaybedip vefat etti.” (17)

Yalnızca Allah’a mahsus isimleri almak caiz değildir. Samed, Ehad, Halik, Rezzak gibi. (18)

MASLAHAT GEREĞİ BİR İSMİ BAŞKA BİR İSİMLE DEĞİŞTİRMEK

Abdullah bin Ömer’den rivayete göre; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Âsiye’nin (Hz.Ömer’in hanımının) ismini değiştirmiş ve “Sen bundan böyle Cemilesin.” buyurmuştur. (19) (20)

ÇOCUĞA İSİM VERMEK KİMİN HAKKIDIR

Anne-baba çocuğa verilecek isim hakkında anlaşmazlığa düşerlerse, bu hak babaya aittir. Bu konuda âlimler arasında ihtilaf yoktur. Nitekim “Filan oğlu Filan” denilerek çocuk, annesine değil babasına nispet edilir.

Birden fazla isim almak caizdir.

Ebu’d-Derda’dan rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إنّكُمْ تُدْعَوْنَ يوْمَ القِيَامَةِ بأسمَائِكُمْ وَاَسْمَاءِ آبَاءِكُمْ فأحسنُوا أسماءَكُمْ

“Sizler (mahşer günü) kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. O halde isimlerinizi güzelleştirin.” (21) (22)

Çocukların isimlerini güzel koyun ki, çocuklarınız arkanızdan isimleri için de size dua etsinler. (23)

————————

Kaynakça
1. Muhammed Nur Süveyd, Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi, Uysal Yayınları
2. Muhammed Şerafettin Kalay, Hz. Peygamberden Anne Babaya 50 Nasihat, İlke Yayıncılık
3. Ebu Davud, Edep 61
4. Muhammed Nur Süveyd, Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi, Uysal Yayınları
5. Abdurrahim Şe’ravi, İslam’da Çocuk Eğitimi, Dua Yayıncılık
6. İbn–i Kayyım El-Cevziyye, Allah’ın Hediyesi Çocukların Ahkâmı, İtisam Yayınları
7. Müsned-i Ahmed 18497; Beyhaki 6788
8. A.g.e.
9. A.g.e.
10. A.g.e.
11. Ebu Davud 4950, Ahmed Müsnedi 4/445; Nesai 3565
12. A.g.e.
13. Buhari 6864, Müslim 1776
14. A.g.e.
15. Buhari 6205, Müslim 2143
16. A.g.e.
17. El Camiu’l-Hadis 49
18. A.g.e.
19. Müslim Ebu Davud, Tirmizi
20. A.g.e.
21. Ebu Davud
22. A.g.e.
23. Muhammed Şerafettin Kalay, Hz. Peygamberden Anne Babaya 50 Nasihat, İlke Yayıncılık