Yemek temel bir ihtiyaçtır ve giderilmediği takdirde gerilime sebep olur. Çocuk, yemek ihtiyacının giderilmesi için yoğun çaba içerisine girer. Ağlamak, tepinmek, kendini sıkmak, saldırmak açlık ihtiyacını giderme çabasıdır.

Vücut yemeğe ihtiyaç duyduğunda mide asidi salgılanır, salgılanan bu asit kişiye acı vererek midede bir yanma hissi oluşturur ve kişiyi yemek yemeye zorlar.

Eğer midedeki yanma hissi herhangi bir sebepten dolayı oluşmuyorsa yemek gibi hayatî bir ihtiyacın giderilmesi için insan bedenine ikinci itici güç olan “damak tadı” yerleştirilmiştir. Yiyeceklerin damakta oluşturduğu lezzetin arzu edilmesiyle insan yiyeceğe doğru yönelir.

Temel bir ihtiyaç olan yeme, çocuğu bu iki kıskaç arasında tutarak yaşamın devamını sağlar. Çocukta fizyolojik bir sorun yoksa sistemin mükemmel çalışması beklenir. Acıktıkça acı duyan çocuk, acısını bastırmak için yemeğe yönelir, yemek onda damak tadı oluşturur, oluşan damak tadı çocuğun bir sonraki yeme ihtiyacının temelidir. (1)

Peki, bazı çocuklarda görülen yeme problemleri neden kaynaklanır?

Aslında yeme temel bir ihtiyaçtır ve ebeveynler bu temel ihtiyacı yanlış davranışlarla sorunlu hale getirmektedirler.

Günümüzde çocuklarının yemek yemediğini ileri sürerek günde en az üç öğün; henüz öğünden anlamayan, dört yaşına gelmemiş çocuklarının peşinde tabakla koşarak yemek yedirmeye çalışan annelerin ve büyüklerin sayısı az değildir. Bu tavırlarıyla adeta hem kendilerine hem de çocuklarına eziyet etmektedirler.

İki çocuk annesi bir kadın olarak, çocuğunuzun karnının aç olmasının içinize sinmediğini çok iyi anlayabiliyorum. Ama çözüm, peşinde tabakla dolanıp yemeğe tepki vermesine sebep olmak değildir. Bu, işi daha da çıkmaza sokup midesini küstürmenize ve her yemek öğününü çocuğun ıstırap gibi algılanmasına sebep olacaktır. Diğer yandan bu tutum yavrunuzun size karşı da tepki almasına neden olabilir.

Müslüman bir ebeveynin görevi çocuklarına iyi bir eğitim ve ahlak vermektir. Evlatlarının yeme, içme, giyinme gibi temel ihtiyaçlarını karşılama da anne-babasının sorumluluğundandır. Ama bunlar, iyi bir hayat yaşayabilmek için araçlardır. Ve asıl amaç haline gelmemelidir. Sabahtan akşama kadar tek sorun yemekmişcesine çocuğu kovalayan bir anne, çocuğa bu hayatta en önemli amaç yemek-içmektir mesajını vermektedir.

Sergilediği güzel bir davranıştan dolayı tebrik edilip övülmesi gereken çocuklar; son derece isteksiz, hatta öğürerek, gözlerinden yaşlar gelerek ve kimi zaman da -inanılır gibi değil ama- kustuğu tekrar yedirilerek yemeğini bitiren çocuklar tebrik edilmekte, öpülmekte ve hatta yediği yemekten ötürü kendisine teşekkür edilmektedir. Yiyebileceği kadar yemek tabağına konulan ve bunu tamamıyla bitiren çocuğa “aferin” denilmesi ve tabağındakini bitirdiği için övülmesi olağan bir durumdur. Ama diğerinde bir zorlama vardır. Yemek bir ihtiyaçtır. İhtiyacını giderdiği için çocuğa teşekkür etmek abesle iştigaldir. Normalde, fıtraten; teşekkür, yapılan iyiliğe karşı edilir. Yemek yemek bir iyilik değildir. Çocuk o ihtiyacı zaten hissedecektir. Ama ona bu fırsatı vermeyen ya da bu konuda onu böyle davranmaya iten yine anne-babanın kendisidir.

Çocuk “acıktım” diyene kadar “bırakın, ilgilenmeyin” denildiğinde “olur mu öyle şey, üç gün yemek vermesem istemez” diyen annelerle karşılaşıyoruz. Sorunun temeli bu yanlış algılamadan kaynaklanıyor. Hiç kimse -çocuk bile olsa- aç kalmaz. Acıktığında yemek isteyecektir. Elbette ki acıkınca abur – cubur vermek çocuğun iştahının kesilmesine ve dolayısıyla yemeğe ilgisiz kalmasına sebep olacaktır. O yüzden acıktığında cips, kola, çikolata değil; sebze, meyve gibi doğal gıdalardan alternatif sunmamız gerekmektedir.

Çocuğun yemesi için ön şart -eğer fizyolojik bir rahatsızlığı yoksa- açlık hissinin oluşmasını beklemektir. Çocuk aç değilken yemek yemeye zorlanırsa yemeğe karşı tepki verir. (2)
Yiyebileceği kadar yemek tabağına konmalı ve küçük yaştaki bir çocuğun büyük bir insan kadar yemek yemesi beklenmemelidir. Bırakın iki yaşındaki bir çocuk bile olsa ne kadar yemekle doyacağına kendisi karar versin. Yani doyduğunu anladığınız an onu zorlamayın. Elbette ki tabağındaki yemeyi bitirmeyi öğreteceğiz. O zaman bitirebileceği kadar yemek koyalım tabağına ki bitirmenin mutluluğunu da yaşasın.

Her insanın yemek yerken aldığı bir tat vardır. Bu tat, ancak sakin ve yavaş yenilince hissedilir. Eğer çocuğa “yemeğini çabuk bitir” diye bir baskı yapılıyorsa çocuk damak tadını alamaz. (3)
Açken çocuğu bekletmek, yemek ihtiyacını bastırır. Böylece çocuk acıktığında açlığı duymamayı alışkanlık haline getirir. (4)

Çocuğu erken yaşta öğüne alıştırmak yanlıştır. Çocuklar dört yaşına kadar öğünle değil, ihtiyaçla yemek yemelidir. Ancak dört yaşından sonra adım adım öğün sistemine geçilmelidir.

Öğün aralarında özellikle yemekten önceki bir saat diliminde abur-cubur veya başka yiyecekler tüketilmemelidir ki ana öğün için açlık oluşsun. (5)

Çocuğun ruh halinin de yemek yemeye müsait olması gerekir. Mesela az önce annesi tarafından azarlanan bir çocuğa annesi “hadi, otur, yemek ye” derse çocuğun yemeğe tepkili olması kaçınılmazdır. Veya arkadaşlarıyla oyunun en heyecanlı yerindeyken yemeğe davet edildiğinde yemek yememesi de doğaldır. (6)

Çocuğun damak tadının, anne sütünden başlamak üzere; en az uyarandan en çok uyarana doğru adım adım gerçekleşmesi gerekir. Bu, şu anlama gelir: eğer çocuk tadı, tuzu, lezzeti çok olan yiyeceklerle erken yaşta tanışırsa; örneğin tadı az olan sebze yemeklerine ilgi göstermeyecektir. Mesela cips; aşırı yağ, tuz, baharat ve uyaranı fazla kimyasal katkı maddelerini barındırır. Çocuk damağı bu kadar çok uyaran ile tanışırsa, onun için sebze itici hale gelir. Çocuğa yemek alışkanlığının kazandırılması için damak tadını uyaran gıdaların adım adım tercih edilmesi önemlidir. Ancak bu uyaran hiçbir zaman doğal gıdaların sahip olduğu tat eşiğinin ötesine geçmemelidir. (7)

Çocuğa televizyonla oyalayarak yemek yedirmek, çöp kovasına atık çöpler atmak gibidir. Çocuğa televizyon izlerken yemek yedirmek, onun damak tadını duyamamasına neden olur. Damak tadı ise çocuğun yemek yemesi için itici bir güçtür. Çocuk acıktığını hissediyor ve damak tadını alabiliyorsa yemeğe karşı ilgili olur. (8)

Yemek yeme adabı çocuklara öğretilmelidir:

Yemekten önce ve sonra elleri yıkamayı öğretmeliyiz.

Yemeden önce besmele çektirmek ve yemekten sonra yemek duasını okutmalıyız. En azından “Elhamdûlillah” demeyi bilmelidirler.

Sağ elle yemek yemeyi bilmelidirler.

Ağızda bir şey varken konuşulmayacağını ve başkalarını rahatsız edecek şekilde yenmemesi gerektiğini öğretmeliyiz.

Rasûlullah (sas)’ın uygulamasında olduğu gibi midenin tamamını yemekle doldurmamayı; üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de hava ile doldurmayı alışkanlık haline getirtmeye çalışmalıyız.

Yemek-içmek Rasûlullah (sas) ve ashabı için bir amaç ve hedef değildi. Sadece ibadet etmek için bir araçtı. Bizim ve çocuklarımız için de öyle olmalıdır.

“Ben cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım.” (9) ayeti gereğince, sadece Allah’a kulluk çizgisinde yaşanan ve sırat-ı mûstakim üzere sürdürülen bir hayata sahip olup nesillerini bu düsturla büyüten, şuurlu Hannelerden olmak duasıyla…

Velhamdûlillahi Rabbil Âlemin.

————————

1. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
2. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
3. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
4. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
5. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
6. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
7. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
8. Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları
9. Zâriyât Sûresi, 56