Korku, her insanda potansiyel olarak var olan, yaşamın devamlılığı için gerekli olan istemsiz savunma davranışıdır. Korku olmazsa insan da olmaz. Bütün korkulardan arınmış biri toplum için potansiyel bir tehlikedir.

Korku, aslında kişiyi tehlikelere karşı hazır hale getiren bir çeşit uyarı olması nedeniyle gerekli ve faydalı bir düzenektir. Sorun olan korkular, bu doğal sınırların aşılmış olmasıdır. Aslen dünyada korkmayan insan yoktur. Ancak akıl sağlığı yerinde olmayan insanlar ve tehlikeyi algılayacak olgunluğa ulaşmamış küçük çocuklar korkmazlar. Korkusuz olarak isimlendirilen insanlar, aslında korkusuz değil, korkuyu kontrol edebilen insanlardır. Onlara korkusuz demek yerine cesur demek daha doğru olacaktır.

Okul öncesi çocuklarda gözlemlenen korkular çocuktan çocuğa farklılık gösterir.

Çocuk korkuları iki gruba ayrılır: Geçici uyum korkuları ve Öğretilmiş korkular.

1- Uyum Sırasında Yaşanan Geçici Korkular

Yeni doğan bir bebek “anneden ayrılma endişesi” adında bir çeşit korku yaşar. Alışık olduğu ana rahmini terk eden bebek, gözlerini açtığı yeni hayata hemen uyum sağlayamaz. Aniden ortaya çıkan ışıktan, kapı sesinden, insan bağırmasından, korna sesinden, araba gürültüsünden, gök gürültüsünden korkar; sıçrayarak ve ağlayarak tepki gösterir.

– Bir bebek gözlerini açıp annesini yanında göremeyince onun kaybolduğunu, kendisinin de korumasız kaldığını zanneder, kendisini yalnız hisseder, korkuya kapılır, ağlamaya başlar. Annesini tekrar yanında görünce korkusu geçer, neşesi tekrar yerine gelir.

– Her ağladığında annesini yanında gören, acıktığında doyurulan, altı kirlenince bezi değiştirilen, sevilen ve değer verilen bir bebek iki yaşına doğru anneden ayrılma endişesinin yerini güven duygusu alır.

– Anneden ayrılma korkusu dört yaşında tamamen ortadan kalkar. Ancak üç yaşına kadar çeşitli sebeplerle anneden ayrı kalan çocuklarda güvensiz bir kişilik oluşmaktadır.

– Çocuklar doğal olarak karanlıktan, yalnız kalmaktan, yaralanmaktan, yüksekten, yüksek sesten, bebeğin havaya atılmasından, kalabalıktan, yabancılardan, hayvanlardan, düşen ve kırılan bir şeyden, ani yer değişikliklerinden korkarlar. Küçük çocuklar alışık olmadıkları bir ortama hemen uyum sağlayamaz, rahatsız olur, bir çeşit korku yaşarlar.

– Yatağının yeri değiştirildiğinde, odası değişince, yatılı misafirliğe gidildiğinde, seyahate çıkıldığında, başka bir eve taşınınca çocuk yeni çevreye uyum sağlamakta zorlanır. Özellikle geceleri yalnız kalmaktan korkar. Böyle bir durumda çocuğun sevdiği bir oyuncağını yanına alarak, alışıncaya kadar geceleri odanın ışığını açık bırakarak korkuyu yenmesine yardımcı olabiliriz.

– Beş yaş döneminde ise çocuklarda doğal bir korku dönemi başlar. Bu dönemde çocuklar hayal dünyalarında canlandırdıkları çizgi film karakterlerinden, anne babalarından duydukları ölümcül hikâyelerden, anlam veremedikleri cin, şeytan ve melek gibi varlıklarla ilgili zihinlerinde canlandırdıkları görüntülerden korkarlar. Bu soyut kavramların ne kadar hayatın içinde olduklarını tam kavrayamadıkları için özellikle gece korkuları yaşarlar. Bunlar dönemsel korkulardır ve endişe edilecek bir durum yoktur.

Çocuk Korkularında Çözüm Nedir?

– Öncelikle çocuğunun bir şeyden korkması durumuyla karşı karşıya kalan bir ebeveyn sakin olmalıdır.

– Çocukların korkularıyla alay edilmemelidir. Korkularıyla alay edilen, “Bunda korkacak ne var, amma da korkaksın, erkek adam korkar mı?” diye eleştirilen çocuklar korkularını saklama ve korkmuyormuş gibi davranma yolunu tercih ederler.

– Korkuları bastırılan çocuklar, korkuyu tanıma ve onunla baş etmeyi öğrenemezler.

– Kendisinin bir cinle ve ya şeytanla somut olarak karşılaşma ihtimali olmayan çocuklara cinlerden bahsetmek onların ruh sağlığı için iyi değildir.

– 5-6 yaş döneminde dönemsel yaşanan bu korkuların haricinde çocuk, günlük yaşamında izlediği filmlerden, çevresinde yaşanan olumsuzluklardan, deprem, yangın, anne babanın ayrılma ihtimali gibi daha somut olaylardan korkmaya başlayabilir. Zaman zaman gelip geçen bu korkularda ebeveynin tutumu önemlidir. Ebeveyn ne kadar soğukkanlı ve gerçekçi olursa çocuğun bu korkuları atlatması o kadar kolay olur.

– Çocuk “korkuyorum” diyorsa korkuyordur. “Ne var bunda korkacak?” demek yerine önce korkularına “anlıyorum seni, korkabilirsin” diyerek sahip çıkmak gerekir. Çocuk korktuğunu söylüyorsa kesinlikle korkusuzluğa teşvik edilmemelidir. Sorunun kaynağına inilmelidir. Örneğin; ayrı yatması gereken yaşta olmasına rağmen gece “korkuyorum” diyerek anne babasının yanına gelen bir çocuk için “çocuğumuz hala neden bizi bırakmadı?” diye düşünerek sorunun bu yönüne yoğunlaşmalıdır. Zira belki de çocuk vaktinde sevgiye doyamamış ya da kendini yalnız ve terkedilmiş hissediyor olabilir.

– Bazı çocuklar anne babasından ilgi görmek ya da onların dikkatini çekmek için “korkuyorum” diyebilir. Ancak böyle bir durumda da ebeveyn asla “Korkmuyorsun sen, yalan söylüyorsun” dememelidir. Eğer çocuk “korkuyorum” yalanına sığınarak anne babanın sevgisini dilenmeye çalışıyorsa ona yalancı gözüyle bakılmaz. Aksine ebeveynler “çocuğumuz bizden sevgi isterken neden yalana başvurmak zorunda hissediyor kendini? Acaba nerede hata yaptık?” diye düşünmelidir.

– Anne babanın korkan çocuğa söyledikleri ilk söz “bebek gibi neden ağlıyorsun?” olmaktadır. Çocuğu aşağılayan bu yaklaşımla sorunu çözmek mümkün değildir.

– Çocuğun ne hissettiğini anladığımızı söyleyip ona bu konuda yardımcı olacağımız mesajını vermeliyiz.

– Korkusunu yenebilmesi için ona zaman tanımalı ve adım adım sorunun üzerine gitmesine yardımcı olmalıyız.

– Korkusunu yenerken attığı her adımda onu cesareti nedeniyle kutlamalı ve gelecek için ümit vermeliyiz.

Örneğin; karanlıkta ve yalnız başına odasında uyumakta zorluk çeken bir çocuğun ışık açıkken odada uyumayı başarmasını çok olumlu karşılamalı, çocuk güzel sözlerle ve gerekirse hediyelerle ödüllendirilmelidir.

– Çocuğumuzu korkudan kurtarmanın yolu, yeni korkular oluşturmak değildir. Korkusu nedeniyle çocuğun cezalandırılması, korkusuna yeni korkular eklemekten başka bir işe yaramaz.

2- Öğretilmiş Korkular

Araştırmalar, çocukların yaşadığı çoğu korkuların anne baba veya büyüklerin öğrettiği korkular olduğunu gösteriyor. Anne babalar çocuklarını tehlikelere karşı koruma ve onları uyarma adına bazen işin dozunu kaçırır, içlerine korku salarlar:

Sakın elimi bırakma, kaybolursun. Sakın evin önünden ayrılma, kötü adamlar seni kaçırır. Sakın sokağa çıkma, araba çarpar. Tanımadığın birinden şeker alma, seni götürürse gitme, sana kötülük yapar.” Gibi abartılmış uyarılar çocukta çevreye ve insanlara karşı korku beslemeye yol açmaktadır.

Bunlar hiç tedbir almayacağımız anlamına gelmez elbette. Ama bunu abartılı ifadelere dökmenin hiçbir manası ve faydası yoktur.

– Bazı anne babalar ve ya bakıcıları çocuklara söz dinletmek ve uslandırmak için “öcü, cadı, hortlak, dev, hayalet” gibi hayali varlıklarla veya “polis, doktor, iğneci, dilenci, hırsız” gibi yabancı insanlarla korkma yolunu seçmektedir.

– Özellikle anneler, çocukların yaramazlıklarından bıktıkları ve söz geçiremedikleri zaman onu annesiz bırakmakla tehdit ederler: “Beni üzmeye devam edersen, bırakıp giderim. Annesiz kalırsın.” Bu sözleri duyan çocuk korkuya kapılır, anneyi gerçekte kaybedeceğini düşünür.

– Karı-koca geçimsizliği, kavgaları, birbirini boşamakla tehdit etmeleri ve birbirine küsmeleri de çocuğu korkutur. Ayrılacaklarından korkar. Anne babanın geçimsizliğine kendisinin sebep olduğunu sanır. Suçluluk duygusuna kapılır. Okulda başarısız duruma düşme korkusu, ailesi ve arkadaşları tarafından sevilmeme korkusu da yine ailenin yanlış telkin ve tutumlarından kaynaklanır.

– Çocuklarda görülen birçok korkunun temelinde ölüm korkusu vardır. Bu korkuyu da büyüklerden öğreniyorlar. Yangın, deprem, trafik kazası, hastalık gibi korkuların temelinde ölüm korkusu vardır. Fobileri olan yetişkinlerde yapılan araştırmalar, bu fobilerin çocuklukta bastırılmış korkulardan kaynaklandığını gösterir. Çocuklar 2-4 yaşlarında ölüme bir anlam veremezler. Ölüm kelimesini kullanmalarına rağmen ne anlama geldiğini bilmezler. Ancak ölümün ne olduğunu sormaktan da geri durmazlar. Anne babalar genellikle kaçamak cevaplar verir. Ölümü dönüşü olan bir yolculuk gibi tarif ederler. Bir yakını vefat ettiğinde bunu kaçamak yollara başvurarak gizlerler. Ama uzun zaman çocuktan ölümü saklayamazsınız. Er veya geç çocuk, ya kendisi ölen birini görecek ya da arkadaşlarından duyacaktır. O zaman anlatmak daha zor olacaktır.

– Çocuklar 5-6 yaşlarında çevreden duydukları ölüm haberlerinden ölümle yaşlılık ve hastalık arasında bir ilişki olduğunu anlamaya başlar.

– Baskı altında büyüyen ve sık ceza alan çocuklar ölümü, Allah tarafından verilmiş bir ceza olarak düşünürler. Bu sebeple kötü çocukların öleceğine, iyi çocukların ise ölmeyeceğine inanırlar.

– Çocuklar ölüm kelimesini ilk duyduklarında ölümün ne olduğunu ve ölen kişinin nereye gittiğini sorarlar. Ölüm gerçeği çocuklar için bir sırdır. Bizler ahiret inancı olan insanlarız. Öyleyse çocuklara yaşlarına uygun bir şekilde ölümün ne olduğunu ve ölenin eğer iyi amellerle gittiyse inşallah cennete gideceğine inandığımızı anlatmalı ve bu konudaki meraklarını doğru ve gerçekçi bir şekilde gidermeliyiz. Çocuklar ceset, ruh, cennet, cehennem gibi soyut kavramları anlamasalar bile anne babanın söylediklerini doğru kabul ederler.

– Çocuklarımızın ölüm korkusundan kurtulmalarının ilk şartı, biz anne babaların ölümden korkmamasıdır. Ölüm korkusunun en etkili ilacı da Ahiret inancıdır. Ölümden sonra dirileceğine inanan insan ölümden korkmaz. Sadece inançlı bir Müslümanı korkutan amellerinin eksik olmasından duyduğu endişe olmalıdır.

– Ölen birini veya parçalanmış bir cesedi görmek küçük çocukları korkutur ve derinden etkiler. Bu sebeple çocukları mümkün olduğunca kaza mahallinden ve ölü evinden uzak tutmak gerekir.

– Ergenlik yaşına kadar çocuklara cehennem kapalı olduğu için onlara günah yazılmaz. Öyleyse onları Allah ile cehennemle korkutmak doğru değildir. Çünkü Allah yaramaz çocukları yakmaz. Allah çocuklara karşı annelerinden daha merhametlidir. Öyleyse çocuklarımıza önce cenneti olan Allah’ı tanıtalım. Çocuklar ancak cennet fikriyle Allah’ı sevebilir ve ölüm korkusunu yenebilir.

– Çocuklarına söz geçiremeyen bazı aciz anneler onları üç şeyle korkuturlar: Çocukların ağzından küfür ya da kötü söz çıkarsa birinci korkuyu kullanır:

Allah küfreden o dilini cehennemde yakacak

 Yaramazlık mı yaptı? Ya da söz mü dinlemedi? İkinci korkuya başvururlar:

Akşam baban gelsin, sen görürsün

Anne yatırdığı halde uyumak mı istemedi? Üçüncü korkuyu devreye sokar:

“Çabuk yum gözlerini, uyu, yoksa öcü gelir seni yer”

HANGİNİZ ÇOCUĞUNUZUN BÜYÜDÜĞÜNDE ALLAH’TAN VE BABASINDAN NEFRET ETMESİNİ İSTER?

Kimse istemez. Öyleyse bu korkutmalara artık son verelim. Çünkü çocuk büyüdükçe bu üç korku öğesi olan Allah, baba ve öcüden nefret eder. Araştırmalar, otoriteye başkaldıran, suça karışan ve zararlı alışkanlıklar edinen gençlerin genellikle çocukluğunda Allah ile ve babayla korkutulan, baskı ve dayakla sindirilmeye çalışılan gençler olduğunu ortaya koymaktadır.     

 

————————-

 

Kaynaklar:

1-Çocuk resimlerinin dili-Ali Çankırılı-Zafer yayınları

2-Anne olma sanatı-Sefa Saygılı, Ali Çankırılı- Zafer yayınları

3-Çocuk psikiyatrisi- Mücahit Öztürk- Uçurtma yayınları

4-Çocuk eğitiminde doğru bilinen yanlışlar-Adem Güneş- Timaş yayınları

5-Çocuk neyi neden yapar?-Adem Güneş-Nesil yayınları