Her sözümüzde olduğu gibi el- Hamid olan Yüce Allah’a hamdederek başlıyor, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e Salat-u selam olsun diyoruz. Allah’ın selamı, rahmeti inayeti yeryüzündeki tüm müminlerin üzerine olsun.

      Hayat şartları, sıkıntılar, babaların maişet (evini geçindirme) derdi, annelerin sorumlulukları insanı kimi zaman yorar, yıpratır ve hatta pes ettirecek seviyeye getirir. Bu yaşam mücadelesi içerisinde yavrularımızı ihmal ettiğimizi unuturuz. Çocuklar bu ihmalimizi, çeşitli yollarla beynimize bir balyoz indirircesine hatırlatır. Bazen kırıp dökerek, bazen inatlaşarak, bazen hiçbir şeyden mutlu olmadıklarını göstererek, kimi zaman sinir krizleri geçirerek kimi zaman içine kapanıp kimi zamanda şımararak dikkatleri üzerine çekmeye çalışırlar. Fi’l hakika bizden istedikleri, kendileriyle ilgilenmemiz ve sevgimizi her daim hissettirmemizdir.

     Anlıyorum! Her anne babanın muhtelif meşguliyetleri vardır ve her zaman aynı halat-i  ruhiye içerisinde olmalarını beklemek imkan dahilinde değildir. Ama çocuklar bunu anlamazlar. Onların dünyasında 2 önemli şey vardır. Oyun ve anne-baba… Bir gözü oyunda, eğlencede, arkadaşlarında olan çocuğun diğer gözü de anne-babasındadır. Onun için velisinin sevgisi, ilgisi, vakıalar karşısındaki tavırları, çevresiyle ilişkisi, anne babasına tavrı ve her şeyden önemlisi ibadetleri ve Allah’a bağlılığı onun bundan sonraki hayatının çizgisini belirleyici en önemli unsurlardan biridir.

     Dikkat edin! Evinizde bir problem olduğunda eşler münakaşa ettiğinde veya bireysel sıkıntılarınızı dışarı yansıttığınızda çocukların da huzursuz olduğunu gözlemlersiniz. Yaşı kaç olursa olsun çocukların sezgisi biz büyüklerden daha güçlüdür ve huzursuzluğu çok çabuk hisseder ve kendileri de huzursuz olurlar. Huzursuzluklarını da muhtelif yollarla; yemek yemeyerek, sebepsiz münakaşalara girerek, hiçbir şeyden mutlu olamayarak ya da şımarık hareketlerle veya içine kapanıp kendi kendini yiyerek belli eder. Bizim huzursuzluğumuz devam ettiği müddetçe bu sıkıntılar onlarda kanayan yaradır. Bir yetkilinin gelip müdahale etmesini bekler. Eğer erken müdahale edilmezse zaman geçtikçe yara alır ve tedavisi biraz daha zorlaşır. Tıpkı trafik kazasında yaralanan ve müdahale edilmeyen bir kazazede gibi. Ne kadar erken müdahale, o kadar çabuk tedavi ve iyileşme imkanı. Buradaki yetkili de anne babadır.

     Bir yandan hayatın zorlukları ve götürülerinden kaynaklanan çözümlenememiş bir yığın iş; diğer yandan evlatlarımızın eğitimi, terbiyesi ve problemleri… Eminim bazen kendinizi kıskaca alınmış gibi hissediyorsunuz. İki, üç hatta bazen 10’larca işinizin arasında dengeyi sağlamaya çalışırken kendi dengenizi yitirmekten korkuyor ve yanlış yöntemlere başvurmaya zorlanıyorsunuz. Tabi ki  de Allah’ın rahmetinden kovulmuş şeytan tarafından. Belki de bu vesveseye kapılıyor ve kendinizi tam yanlışların ortasında buluyorsunuz. Keşke sadece bu olsa. Her şey üst üste gelir derler ya… Daha yanlışın içinde olmanın vicdan azabıyla kavruluyorken birden unutuverdiğiniz çocuklarınızın ahvali geliyor aklınıza..

    Sürekli etrafınızda dolaştıklarından ötürü ertelediğimiz yavrularınız birde bakıyorsunuz ki fabrika ayarlarına dönmüş bilgisayar gibi sanki belli bir süre önce öğrettikleriniz silinmiş gibiler. Söz dinlemiyor, siz yokmuşsunuz gibi davranıyor, sorumluluklarını ihmal ediyor, üstelik kendini de yıpratıyor. “Yoksa! Yoksa! Çocuklarımı kayıp mı ediyorum ?” sorusu diken diken ediyor tüylerini ve sirkeleniyorsun. “Artık bizi sevmiyorlar mı? Onları ihmal ettiğim, onlarda açtığım yaraları teker teker sarabilecek miyim?” soruları kafanızı kurcalıyor.

     Üzerine, şeytanın ümitsizliğe düşmen için verdiği vesveseler de eklenince tonlarca ağırlık kaldırmaya çalışıp onların altında kalan halterci gibi hissediyorsun kendini. Tam ümitsizliğin pençesinde kıvranırken şeytanın açmaman için binbir türlü hikayeye başvurduğu o tertemiz Kur’an sayfalarını çeviriyor ve bazı ayetlere rastlıyorsun.

      “Korkma! Üzülme! Allah doğrularla beraberdir. Gevşemeyin, üzülmeyin. Dua edin! Tövbeye yönelin! Ben bir tövbe kadar, dua kadar yakınım. Benden yardım isteyin size yardım edeyim.” buyruklarıyla dokunuyor yüreğimize. Daha sonra çocuk yetiştirmenin Peygamber ağlatacak kadar zahmetli bir iş olduğunu hatırlatıyor bizlere. Ama en önemlisi de günde 40 defa kıraat etmeyi zorunlu kıldığı Fatiha Suresinde İSTİKAMET üzere olmak için dua etmemizi emrediyor. Bizi müstakim (dosdoğru) yola ilet dedirtiyor 40 defa. Hani bir atasözünde “bir şeyi 40 defa söyle olur” derler ya. Her Allah’ın günü 40 kez istiyoruz hayatımızın her alanında dosdoğru olmayı. Çocuk terbiyesinde de istikamet. Dosdoğru olmak. Yani kararlılık. Hatalardan dolayı pes edip vazgeçmek yerine onlardan ders çıkarıp düştüğün yerden kalkmak. Ve bizim yüzümüzden düşen, yaralanan çocuğumuzun elinden tutup kaldığımız yerden nas’lar çizgisinde devam etmeye çalışmak. Bizim çocuk terbiyesi konusunda istikametle ilgili kanaatim bu.  Allah en iyisini bilir.

        Hala yaşıyorsak çocuğumuzun yaşı kaç olursa olsun problemlerin çözülmesi için hiçbir  şeyin geç olmadığını düşünüyorum. Belki bilinçli ve ya bilinçsiz, çocuklarımızın ruhlarında açtığımız yaraları kapatmamız zor veya zaman alacaktır. Ama bu, onların yanında olmamıza ve kaymalarına mani olmamışsa, kendilerini sevdiğimizi ve bizim için çok değerli olduklarını hissettirmemize mani midir?

       Küçük bir çocuğun gözünde anne babası mükemmel, her şeyi bilen, hayatın en önemli kişileridir. Buluğ çağındaki gençler kendilerinde de bir şeyleri bildiklerini düşünüp anne babayı takmıyormuş gibi hareket ederler. Biraz daha büyüyüp orta yaşa geldiklerinde anne babalarının kendilerine söyledikleri hemen hemen her konuda haklı olduklarını düşünürler.

        Ama hangi yaşta olurlarsa olsunlar çocukların gözü anne babalarının üzerindedir. İster hissettirsinler ister hissettirmesinler anne babalarından etkilenir ve çoğu zaman bu onlara yön gösterir.

         Velhasıl! Anne babalar çocuklarından asla ümit kesmemeli, onların hidayetleri için bol bol dua etmeli, Allah’tan sabır ve istikamet dilemelidir. Aynı dili kullanmasına rağmen her yörenin çocuğu neden farklı mizaçtadır? Zira çocuk anne babanın yetiştirme tarzına göre şekil alır. Bize düşen önce sabırla kendimizi düzeltmektir. Çocuklarda bizi örnek alacaklardır.

         950 sene verdiği mücadelede oğlu suda boğuluncaya kadar ümidini yitirmeyen Hz Nuh… Haydi kendimizi onun yerine koyalım. Onca sene 12 kişi dışında kendisine inanan kimse olmaması yetmiyormuş gibi evladının da iman etmemesi ne kadar zordur kim bilir. Ama o üzerine düşeni yapıyor. Önce inandığı değerleri kendi üzerinde taşıyor sonra nasihatinden ölene dek vazgeçmiyor.

         Bizlere tükenmeyen bir sabır ve Hz. Nuh gibi kocaman yürek ver Ya Rabbi !

         Çocuklar bizim aynamızdır. Ne görürlerse onu yansıtırlar.

          Velhamdülillahi rabbil alemin. Selam ve dua ile…