Allah yolunda cihad etmeyi ancak hiçbir kınayıcının kınamasından endişe duymayan kimse yüklenebilir ve gereğini yapabilir. Kâfirler tüm güçleriyle bu cihada karşı yönelmişler, her bir kafir kendi özel çaba ve çalışmalarıyla bu cihadı önlemeye çalışmaktadır. Onların topluca harekete geçmeleri mücahitlerin çevresindeki insanları etkilemeye kadar varır. Yakın uzak ne gibi savunma araçları varsa hepsiyle çalışırlar. Babayı, hanımı, kardeşleri, akrabayı, komşuları, yakınları hemen hemen herkesi harekete geçirirler. Artık iş bir drama dönüşür.
Cihad Müslümanlara mali ve bedeni sorumluluklar yükler. Ancak dünya terazisi ve gözü ile bakanlar ve böyle değerlendirenler ise her bir dil ile mücahitlerin karşısında yer alırlar.
Bütün bunların önünde mücahid olmayan kimse bu durumlara dayanamayacak ve tutunamayıp o da teslim bayrağını çekecektir. Fakat tek bir kişi müstesna, o da her bakımdan özgürlüğünü ve şahsiyetini kazanmış, hiçbir kınayıcının kınamasından endişe duymayan hakiki mücahittir. Bu kimse Allah için ve Allah yolunda olma niyetiyle bu yola girmiştir.
Bu kimse Allah yolunda eliyle, diliyle ve malıyla cihad edip meşru tüm yollardan yararlanarak cihadını sürdürür. İnsanlar ise onun cihadını hazmetmezler. Fakat mücahid kimse asla bunların hiçbirisine aldırmaz. Bütün sıkıntıları yüklenir, kendisini alaya alan ve Allah yolunda cihadı kabul etmeyen toplumun yükünü “Artık cihad devri ve dönemi geçmiştir” gibi bütün dünyayı saran safsata düşüncelere hiç değer vermeden yürür. Mücahid bütün bunlara Allah yolunda olması nedeniyle hiç değer vermez. Davasını Allah için yürütür.
İşte kim bunları gerçekleştirir ise o kimse cihada güç yetirir, onu yürütür ve Allah’ın vasfetmiş olduğu şu kullar zümresine dahil olur.
“…(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide-54)
Şimdi cihadın kısımları hakkında beyanata geçebiliriz.
Kur’an’ı Kerim ve Sünneti Seniyye’de dört çeşit cihad’tan bahsedilmektedir;
1.Dil İle Yapılan Cihad
2.Eğitim ve Öğretim Yolu İle Yapılan Cihad
3. El ( kuvvet) Yolu İle Yapılan Cihad
4. Mal İle Yapılan Cihad

1.Dil İle Yapılan Cihad
A) Dil ile yapılan cihad içerisinde ele alınacak olan ilk unsur, İslâm’ı insanlara tebliğ etmek, duyurmak, bildirmek ve anlatmaktır. Hıristiyanlara, Yahudilere, kâfirlere, münafıklara ve fasıklara karşı tüm aklî ve naklî delilleri, iman hakikatlerini, yaratılış hikmetlerini ortaya koymaktır.
Rabbimiz “Ve bununla (yani Kur’an ile) onlara karşı büyük cihat et.” (Furkan; 52) buyururken, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’de şöyle buyurmaktadır: “Benden, isterse bir tek ayet olsun, tebliğ edin.”
Tebliğ çalışması ve hüccet (delil) ortaya koymak İslâm’ın en büyük noktalarındandır. Çünkü bilindiği gibi İslâm’ın en yüksek noktası ya da tepesi cihattır. Bu ise en büyük cihattır. Kişinin cihattan maksadının ne olduğu, dil ile anlatılmadan önce, hemen el ile olaya girişilmez. Demek öncelikle tebliğ gerekmektedir. Bunu ancak tüm korkularından arınmış, halis ve samimî kişi yürütebilir. Yani nefsine, malına ve makamına karşı yapılacak şeylerden hiçbir korkusu olmayan kimse yürütebilir. Toplumun, genel olarak halkın ve devletin etkisinden kurtulabilenler bu cihadı yüklenebilirler. Sonra bu, peygamberlerin (aleyhisSelâm) en çok önem verdikleri ve aynı zamanda temel olan görevleridir. Nitekim Rabbimiz (celle celaluhu) buyuruyor: “Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, bildir. Şayet (bunu) yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun.” (Maide;67)
Müslümanların her birisi bu görevi kendi imkân ve yeteneklerini kullanarak yapmakla kişisel olarak yükümlüdürler. Kâinatta Allah’ın davetini genelleştirmek ve her insanın bunu öğrenmesi için, bunu yerine getirmek gerekir. Böylece gerek İslâm topraklarında olsun, gerek Müslüman olmayan topraklarda olsun, onlara hüccetleri gösterebilsinler.
B) Dil ile cihat maddesi içerisinde yer alan diğer bir nokta ise, vaaz, nasihat, hatırlatma ve uyarmadır. Bunun da hedef yeri müminlerdir. Yani bu, ancak müminlere yönelik olarak yapılır. Rabbimiz (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:
“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, müminlere yarar sağlar.”  (Zariyat; 55)
Bu konuda İmam Gazalî (rahmetullahi aleyh) diyor ki: ‘…Vaaz yoluyla sakındırma, öğüt verme, Allah (celle celaluhu) ile korkutma gibi noktalar, ancak ilâhî emre yönelenler içindir. Yani bir şeyin münker olduğunu bilenler, bilerek emre karşı gelirlerse ya da onun münker olduğunu öğrendikten sonra hala bunda ısrar ederse bunlara karşı vaaz ile öğütle gereken sakındırma yapılır. Örneğin, Müslüman içkiye devam ediyor, zulmetmeye devam ediyor ya da Müslümanları gıybet ediyor. Veya buna benzer büyük günahları işlemekte ısrar ediyorsa bunlara karşı yapılır. Yine zalimlerin yanında yer alıyor, onlarla dostluk kuruyor, kâfirlerin, münafıkların ve benzeri fasıkların yanında yer alıyorsa, işte bunlara karşı da gereken vaaz ve nasihat yapılır. Bir de bunun gibi kâfir, münafık ve fasıkların amaçları doğrultusunda hareket ediyor, onların isteklerini yerine getiriyor, Allah (celle celaluhu)’a isyan noktasında onlara itaat ediyorsa bunlar için gereken şey, kendilerine öğüt verilmeli, Allah (celle celaluhu)’ın emir ve yasakları hatırlatılmak suretiyle korkutulmalıdır. Bununla ilgili gelen azap ve ceza haberleri anlatılmalı, geçmişlerin hayat hikâyeleri örnekler halinde sunulmalıdır. Takva sahiplerinin nasıl ibadet ettikleri bir bir anlatılmalıdır.
C) Dil ile cihad olarak değerlendirilen bir başka nokta da şudur: Güzellikle anlatılamadığı takdirde başvurulacak olan yoldur ki, hakaret etmek, sert ve katı ifadelerle azarlamaktır. Kişi kendisine yapılan vaaz ve nasihat ile alay ediyor ve bunda ısrar ediyorsa, bunlara verilecek cevap ve takınılacak tavır, anlatıldığı gibidir. Hz. İbrahim (aleyhisSelâm)’ın bu gibi kimselere takındığı tavrı örnek olarak gösterebiliriz:“Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza.  Siz yine de akıllanmayacak mısınız?”  (Enbiya-67)
Ancak biz, hakaret derken, bu ifade yanlış anlaşılmamalıdır. Biz onlara karşı küfürlü söz etmeyeceğiz. Buna yakışır sövgülerde bulunmayacağız. Yalan söylemeyeceğiz. Öyle sövme-yerme kelimeleri kullanacağız ki, bunlar çirkin ve iğrenç türünden sövmeler olmayacaktır. Örneğin şöyle diyebiliriz: Hey ahmak, behey fasık, behey cahil, behey utanmaz, sen Allah (celle celaluhu)’tan korkmaz mısın? Yine behey aptal ve benzeri sözler söylenebilir. Çünkü her bir fasık ahmaktır ve cahildir. Şayet ahmak olmasaydı, Allah (celle celaluhu)’a isyan etmezdi. Aksine aklını çalıştırmayan her kimse ahmaktır, çünkü Allah (celle celaluhu)’a karşı gelmektedir. Halbuki zeki ve akıllı kimse, Allah Rasûlü’nün kendileri lehinde şehadette bulunduğu kimsedir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Zeki ve akıllı olan kimse, nefsini küçük görüp, ölüm ötesi için çalışan kimsedir. Ahmak ise, nefsini hevasına tabi kılandır ve bir de Allah’tan sonsuz yaşamayı arzulayandır.” (Ahmet bin Hanbel, Tirmizi, Ebu Davud, Hakim, İbni Mace)
2.Eğitim ve Öğretim Yolu İle Yapılan Cihad
Eğitim ve öğretim yoluyla cihad’ın ölçüsü, her bir müslümanın İslami manada bilgili ve eğitilmiş olarak yetiştirilmesidir.
İslami bir eğitim edinmenin referansları ise şunlardır;
1. “Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti öğretip bilmediklerinizi size öğreten bir Rasûl gönderdik.”   (Bakara-151)
Bu ayet bize gayet açık anlatmaktadır ki İslam’da öğretimin temeli mutlak surette kitabı ve sünneti öğretmekten geçmektedir.
2.-Kur’an ve Sünnete dayalı İslami ilimleri öğrenmek
Kur’an ilimleri, Hadis ilimleri, Akaid ilimleri, Ahlâk ilimleri ve bunlarla alakalı usul bilgilerini öğrenmeleri gerekir.
3-Siyer-Sahabe hayatı ve İslam tarihini anlamamız ve öğrenmemiz bizim için önemlidir. Çünkü çağlar boyu Müslümanların yaşamlarında, dersler çıkarabileceğimiz olaylar meydana gelmiştir.
4- İslam coğrafyaları hakkında malumat sahibi olmak.
5- Ülkemizde ve İslam coğrafyalarında, İslam’a ve Müslümanlara yapılan aleyhteki olaylara ve oyunlara karşı bilgi sahibi olmalı, kendini ve etrafındakileri yetiştirerek dahili ve harici oyunlara karşı basiretle hareket etmelidir.
6-İslami çalışmalar mutlak surette günün şartları göz önünde tutularak yapılmalıdır. Çağımızın eğitim-öğretimi göz önünde tutularak sağlıklı bir İslami bilgi verilmelidir. Çünkü artık kültürler karma karışık hale gelmiştir. Beyaz ile siyahın; temiz ile temiz olmayanın bilinmediği bir devirde olduğumuz muhakkaktır.
7. Arapça mutlaka öğrenilmelidir. Çünkü dinimizin dili, ilimlerin anahtarıdır. Dini ilimler hususunda sıhhatli bir bilgiye ancak Arapça’yı öğrenerek ulaşabiliriz.
8. Medreseler ve davet müesseseleri açmak. Bilindiği gibi bu, asırlardan beri bütün İslâm dünyasında uygulanan bir sünnettir. Mutlaka devam ettirilmelidir.
9. Ev sohbetlerine devam etmek. Evlerde, yetişkin Müslümanlar için sohbet ve ilim halkaları oluşturulmalı ve bunlar programlı ve sistemli bir şekilde aralıksız sürdürülmelidir.
10. Cami ve mescit dersleri yapmak.  Cami ve mescitlerimizi,  İslâmî bilgileri tahsil etmek, Kur’an okumayı ve tecvidi öğrenmek, Tefsir, Hadis, Fıkıh, İslâm tarihi derslerini verip bunları kardeşlerimizle mütalaa etmek için kullanmalıyız.

3. El ( kuvvet) Yolu İle Yapılan Cihad
“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.” (Bakara;216)
El ile cihad’tan sadece darul harp’teki kafirlere karşı yapılan savaşın kastedilmemesi gerekir. Çünkü el ile yapılan cihad aynı zamanda mürtedlere, asilere, zalimlere, fasıklara ve İslam ülkesi aleyhine anlaşmasını bozanlara karşı da yapılabilmektedir.
İzah etmeye çalıştığımız El ile cihad kavramı anlaşılması çok kolay fakat pratiği en zor olan cihad türlerinden bir tanesidir. Bundan dolayı İslam ümmetinin bir çoğu bu ibadeti terk etmiş, birçok alim ise ellerini bu amelden çekmiştir. Daha sayılarını bilmediğimiz birçok kişide çeşitli bahanelerle uzaklaşmıştır. Kimisi yaptığı nafile ibadetler ile oyalanmış kimisi ise cahilliği ile bu hakikatlerden uzaklaşmış, kimisi ise rezilce bir korkaklık ile bu cihad’ı bırakmış durumdadırlar.
Halbuki ilk yüzyılların büyük adamları, son yılların üstün şahsiyetleri ve yüzyıllar boyunca İslam dünyasında yetişmiş bütün hadisçiler ve fıkıh alimleri, “Müslüman ülke topraklarının bir karışına bile saldırıda bulunulduğunda bütün Müslüman erkek ve kadınlara cihad etmek farzı ayın” olduğu hususunda görüş birliği içindeler.
Bugün münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirlerde ve halkı Müslüman olan ülkelerde fitneyi, fıskı fücûru (Müslüman davetçilerin gözü önünde) yaygınlaştırıp, yalan ve mesnetsiz bilgilerle neslimizi helak ediyorlar ise o zaman yapılacak olan bellidir. Yukarıdaki buyruklara kulak kabartarak gerekli olan hazırlığı yapmaktır.
Bugün Müslümanlara farz olan gerekli hazırlığı yaparak yeryüzünde fitneye sebep olan etkenleri ortadan kaldırmaktır.
Bugün Müslümanların karşı karşıya bulundukları zilletten kurtulmanın tek çaresi vardır o da yeniden cihada dönmek ve bu göreve tekrardan sarılmaktır.
“Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”  (Nisa; 75)

4. Mal İle Yapılan Cihad
Mal ile cihad, Allah Teâla’nın insana ihsan etmiş bulunduğu mal ve servetin yine Allah (celle celaluhu) yolunda harcanması demektir.
Hakkın korunması ve zafere ulaşılması için insana, maneviyata ne kadar ihtiyaç varsa maddiyata da o kadar ihtiyaç vardır. Bunun için mal ile cihadın önemi büyüktür. Müslümanların, İslâm’ın yücelmesi hakkın muzaffer olması için her türlü mal, servet ve paralarını bu yolda fedâ etmeleri mal ile cihaddır.
“İman edip hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden, (mücâhidlere) yer veren ve yardım edenlerin hepsi birbirinin vekilidir. “ (Enfal; 72)
“…Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşın. Bilseniz bu sizin hakkınızda ne kadar hayırlıdır. “ (Tevbe;41)
“Allah, mallarıyla, canlarıyla mücadele edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. “ (Nisâ; 95)
Sevgili kardeşlerim, Allahu Teâlâ rızasını elde edeceğimiz, kendi yolunda Firdevs cennetlerini kazanacağımız cihad yollarını bize kolaylaştırsın.