Şii Ayetullah Murteza Mutahhari şöyle der: “Kufe halkının Ali Şia’sından olduğu ve İmam Hüseyin’i katledenlerin de onlar olduğunda şüphe yoktur.” (1)

İslam tarihinde yaşanan bazı olaylar unutulmayan ve izleri günümüze kadar devam eden olaylar olarak yaşanmıştır. Hz. Hüseyin’in yaşadığı Kerbela olayı da bunlardan biridir.

Bu olayı Ehli Sünnet’e düşmanlık yapmak için kullanan taifelerden en başta geleni Şia. Ancak şunu unutmamak gerekir ki Hz. Hüseyin’e ihanet edenler Şia’nın ta kendisidir. Bu olaydan sonra uydurdukları ağıt yakma, karalara bürünme, kendini zincire vurma gibi kendi bazı alimleri tarafından haram görülen bir takım fiiller uygulamaktadırlar. Yine mescid ve camilere “Hüseyniye” ismi vermeleri de bu sapık düşüncelerden biridir. Ayrıca Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret hakkında şöyle sözler uydurmuşlardır: “Kim Hüseyin’in kabrine gelirse, Rasûlullah  ile birlikte üç hac yapmış gibi olur.”, “Kim faziletini bilerek Hüseyin’in kabrini ziyaret ederse, Allah onun için bin makbul Hac sevabı yazar ve geçmiş gelecek günahlarını bağışlar.”
Amacımız Allah’ın rızası yolunda İslam’ın bir şehidini anlatmak ile beraber Kerbela üzerinden istismar edilen bazı gerçekleri ortaya  çıkarmak olacaktır inşallah.

Doğumu ve Yetişmesi

Ebu Nuaym, “Marifetu’s Sahabe” adlı eserinde Hz. Hüseyin radıyallahu anhhakkında şöyle der: “Ebu Abdullah Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip… Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in reyhanesi, kulağına ezan okuduğu ve kendisine benzeyen, cennet gençlerinin efendisi, kadınların efendisinin oğlu, nübüvvet eli kendisini beslemiş, İslam’ın kucağında büyümüş(kimsedir.)” (2)

Hz. Hüseyin radıyallahu anh, H.4. senenin Şaban ayının beşinde Medine-i Münevvere’de doğdu. Hem Hasan hem de Hüseyin’in isimlerini Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlara vermiştir.

Enes b. Malik radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Hz.Hasan ve Hüseyin’i çağırır ve onları koklayarak bağrına basardı.” (3) Başka bir hadiste “Onları seven beni sevmiş, onlara buğz eden bana buğz etmiştir.” (4) buyurmuştur.

Bir dedenin torunlarına olan sevgisini her daim gösteren Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şu uygulaması bu duruma örnektir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem hutbe verdiği sırada Hz. Hasan ve Hüseyin, üzerlerinde kırmızı gömlek ile düşe kalka mescide geliyordu. Bu durumu görünce Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem hutbeyi yarıda kesip onları yanına aldı ve hutbesine kaldığı yerden devam etti.” (5)

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hasan ve Hüseyin hakkında “Onlar cennet gençlerinin efendileridir.” buyurmuştur. (6)

Hz. Hüseyin ibadete düşkündü. Hatta onun defalarca yürüyerek Mekke’ye gidip haccettiği rivayetlerde vardır. (7) Babasıyla birlikte Cemel, Sıffin ve Nahrevan savaşlarında bulunmuştur.

Fetihlere Katılması ve Muaviye radıyallahu anh Dönemi

Said b. As el- Emevi komutasında Cürcan ve Taberistan, Abdullah b. Ebi Serh komutasında Afrika’nın fethine katılmıştır.
Hafız İbn Kesir der ki; “Hilafetin Muaviye’de olması karar kılınınca, Hasan ve Hüseyin (r.anhum) beraber Muaviye’nin yanına giderdi. Muaviye onlara geniş ikramda bulunurdu ve atiyye* verirdi. Hasan vefat edince de Hüseyin her sene gelir, atiyye alırdı.” (8)

Ayrıca h.50 yılında Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde Yezid b. Muaviye (meşhur Yezid) komutasındaki orduya İstanbul’un fethi için yapılan sefere katılmıştır. (9)
Muaviye radıyallahu anh vefatı yaklaşınca, Yezid kendisi ile her zaman birlikte olduğundan halife olarak onu önermiştir. Yezid’e “Ümmet arasında nasıl davranacağını” soran babasına Yezid “Vallahi babacığım, onlar arasında Ömer b. Hattab’ın davrandığı şekilde davranacağım” demiştir. (10)

Hem bu konuda İbn Abbas, Yezid’in faziletine şahit olmuş, ona biat etmiştir. Aynı şekilde İbn Ömer ve de sahabede 60 kişi biat etmişti.
Muaviye radıyallahu anh’nin Yezid’i halife seçmesine İbn Haldun şöyle demiştir: “Muaviye radıyallahu anh Allah Teala nazarında en önemli olan birlik ve beraberliğe özen göstermiş ve bu hususta hırslı davranarak faziletli olan yerine daha az faziletli kişiyi seçmiştir. Muaviye radıyallahu anh hakkında bundan başka herhangi bir zanda bulunulamaz. Çünkü onun adaleti ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sohbetinde bulunması bunun dışındaki şeylere manidir.” (11)

Yine İmam Ahmed bu konuda “adalet, ilim ve fazilet şartlarına itibar edilmediği” rivayet edilmiştir.

Kerbela Olayı Öncesi ve Bazı Gerçekler

KERBELA OLAYI ŞİA’NIN KENDİSİNE ÇOKCA TARAF TOPLAMAK İÇİN KULLANDIĞI OLAYLARDAN BİRİDİR. ANCAK BURADA SİZLERE ŞİA’NIN HZ. HÜSEYİN’İ KUFE’YE MEKTUPLARLA DAVET ETTİKTEN SONRA NASIL TERK ETTİKLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİLECEKTİR.
Hz. Ali’nin vefatından sonra Kufeliler, halife olarak Hz. Hasan’ı seçti. Hz. Hasan, Muaviye’nin hilafeti ve kendi hilafet arasında Müslümanların kanının akmaması için hilafetten geri çekildi.
İmam Zehebi şöyle der: “Bize ulaştığına göre Hz. Hasan’ın hilafeti Muaviye’ye teslim etme işi Hüseyin’in hoşuna gitmemiştir. Bilakis onun görüşü savaşmaktan yanaydı. Fakat o, kardeşine tabi oldu.” (12)

Hz. Hasan’ın hilafeti Muaviye’ye bıraktıktan sonra Hüseyin’i de yanına alarak Medine’ye gitti.
Hz. Hasan vefat edeceği sırada kardeşi Hüseyin’e şöyle demiştir: “ Ben Kufe halkının beyinsizlerinin seni hafife almayıp gözden çıkaracağına emin değilim” diyerek Hz. Hüseyin’i Kufe halkı hakkında uyarmıştır. (13)

Hatta Hz. Hasan’ın vefatından sonra Muhammed el Hanefiyye ve Hz. Hüseyin’e, Emeviler üzerine yürümesi talebinde mektuplar gönderen Kufeliler’e Hz. Hüseyin “Bu topluluk bizi yiyip bitirmek ve kanımızı dökmek istiyor” diyerek tepki göstermiştir. (14) Bu durumdan haberdar olan Hz. Muaviye, kendisine ne yapmaları gerektiği sorulunca “Kesinlikle ona dokunmamaları” dair bir mektup gönderdi. (15)

Muaviye radıyallahu anh vefat öncesinde oğluna şunu vasiyet etti: “Hz. Hüseyin ile ilgilen çünkü o insanlar içerisinde en sevimli olandır.” (16)

Hz. Hüseyin’in Yezid’e Beyatı Reddetmesi Sonrası Yaşananlar

Yezid’in halifeliğine Hz. Hüseyin, Abdullah b. Zübeyir ve Hz. Ebubekir’in oğlu Abdurrahman b. Ebubekir karşı çıktı. Hatta Abdurrahman; “O Heraklius mudur?! Vallahi Ebubekir çocukları hakkında böyle davranmadı. Muaviye ise merhamet ve cömertliğinden dolayı bunu yaptı.” (17)  
Bunun yanında Kufeliler, Hz. Hüseyin’e “Başımızda hiç bir imam yok. Gel ki belki Allah senin elinle bizi hak üzerinde birleştirir” şeklinde mektuplar yazarak en kısa zamanda hareket etmesini istediler.

Şii muhaddis el Kummi; tek bir günde 600 mektup, toplamda 12 bin mektup yazıldığını söyler. Yine Hüseyin’e biat edenlerin sayısının 40.000 olduğu söylenmiştir.
Bu arada dönemin Medine valisi Velid b. Utbe, Yezid’ten habersiz Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyir ve Hüseyin b. Ali’den beyat almaya karar verdi. Bu durum karşısında rivayetler İbn Zübeyir ile Hz. Hüseyin’in geceleyin Medine’den Mekke’ye geçtiğini aktarır ve  Velid’in onları yakalamak için gönderdiği 30 süvarinin onları yakalayamadan onların Mekke’ye ulaştıklarını aktarır.

Kufe Yolunda

Gönderilen mektupların doğruluğunu öğrenmek isteyen Hz. Hüseyin, amcasının oğlu Müslim b. Akil’i Kufe’ye gönderdi. Müslim, Medine’den yanına iki klavuz alarak Kufe’ye doğru yola çıktı. Kufe yolunda toz toprak içinde yolu şaşırdılar ve klavuzlardan biri susuzluktan öldü. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’e zorlukları belirterek bu işten affını istedi. Fakat Hz. Hüseyin, yola devam etmesini istedi.

Müslim, bu zorlu yolculuğun ardından Kufe’ye vardığında 10.000 kişi ona beyat etti. (18) Bazı rivayetler 40.000 olarak belirtmiştir. Bu durumu Hz. Hüseyin’e mektup ile haber verince, Hz. Hüseyin hemen yol hazırlıklarına başladı. Ailesi ve yanındakiler ile Kufe’ye doğru yola koyuldu.

Kardeşi Muhammed el Hanefiyye ona şöyle dedi; “… Bu şehirlerden birisine gidip te bir topluluğun gelmesi ve aralarında ihtilafa düşerek bir kısmının seninle diğer kısmının aleyhine olması ve savaşa tutulması sebebiyle mızrağın ucundaki ilk kişinin sen olmandan endişe duyuyorum.” Bunun üzerine Hüseyin “Ey kardeşim! Ben kesinlikle gideceğim.” dedi.
Amcasının oğlu İbn Abbas; “Allah sana merhamet etsin! Emirlerini öldürmüş bir topluluğa mı gidiyorsun? Onlar seni sadece harp ve ölüme davet ediyorlar. Seni aldatmaları, yalnız bırakmaları ve ürküp kaçmaları hususunda güvenim yoktur.” Bunun üzerine Hz. Hüseyin “ Ben Allah’tan hayırlısını istiyorum” dedi.

Sonraki akşam (istihareden yaptıktan sonra) İbn Abbas, “Ey amcaoğlu! Ben bu işte bir uğursuzluk görüyorum ve sabredemiyorum. Bu durumda senin helak olup yok olmandan korkuyorum. IRAK HALKI SADAKATSİZ BİR KAVİMDİR, ONLARA SAKIN YAKIN DURMA VE BURADA KAL. EĞER IRAK HALKI İDDİA ETTİKLERİ GİBİ SENİ İSTİYORLARSA ONLARA MEKTUP YAZ VE DÜŞMANLARINI ORADAN ÇIKARSINLAR, SEN DE O ZAMAN ONLARIN YANINA GİT. İLLA DA GİTMEK İSTİYORSA YEMEN’E GİT. ORADA SAĞLAM KALELER, DAĞ YOLLARI VE GENİŞ ARAZİLER VARDIR.

ŞAYET GİDECEKSEN HANIMLARIN VE ÇOCUKLARINI GÖTÜRME. ALLAH’A YEMİN EDERİM Kİ ÇOCUKLARININ GÖZLERİ ÖNÜNDE OSMAN’IN VE HANIMLARININ KATLEDİLDİĞİ GİBİ KATLEDİLMESİNDEN KORKUYORUM.” (19)

İbn Zübeyir’de “NEREYE GİDİYORSUN? BABANI KATLEDİP DE KARDEŞİNE İHANET EDENLERE Mİ?” (20)

Bu nasihat onu Kufe’ye gitmekten vazgeçirmedi. Kardeşi Muhammed b. Hanefiyye, son bir defa gitmemesi için ısrar etti fakat Hz. Hüseyin kararlıydı. Yanında ailesinden 19 kişi ile birlikte Kufe’ye doğru yola koyuldu.

Kufe’de İlk İhanet

Kufe’de Ubeydullah b. Ziyad bir hile kurmuştu.  Müslim b. Akil’i misafir eden Hani b. Urve’yi sarayda tutukladı. Bu haber üzerine Müslim, 4.000 kişi ile sarayı bastı. Ubeydullah, sarayı basanlara “Müslim b. Akil’in yanından uzaklaşın yoksa maaşınızı keserim” diye tehdit edince herkes çekilmeye hatta anneler çocuklarını yanından çekip almaya başladı. Sonunda 4.000 kişiden 30 kişi kaldı. Günün sonunda ise Müslim, tek başına kaldı. Kufe’de tek başına bir eve sığındı. İbn Ziyad, yerini ihbar edene ödül vereceğini duyurunca, ev sahibinin oğlu yerini ihbar etti ve yakalandı.

Müslim ölümle tehdit edilince de Rey valisi Ömer b. Sa’d b. Ebi Vakkas’a21, Hz. Hüseyin’e bildirmek üzere şu sözleri söyledi: “AİLENE GERİ DÖN. KUFE HALKI SENİ ALDATMASIN. KUFELİLER SENİ YALANLADILAR. DOLAYISIYLA YALANCININ GÖRÜŞÜ OLMAZ.”

Müslim, sözden 27 gün sonra bir dama çıkarılıp başı koparıldıktan sonra bedeni damdan aşağı atılarak şehid edildi. Hz. Hüseyin’in Müslim’den haber almak için gönderdiği süt kardeşi Abdullah b. Buktur, İbn Ziyad tarafından yakalandı ve ona da aynı ceza verilerek şehid edildi.

Kerbela Faciası

Yolda meşhur şair Farezdak ile karşılaşmış ve Farezdak ona “Onlar seni yalnız bırakırlar, sakın gitme. Sen kalpleri seninle fakat elleri senin aleyhinde bir topluluğa gidiyorsun.” (22)
Hz. Hüseyin, olanlardan habersiz Kufe’ye doğru yola devam etti. Yezid de Hz. Hüseyin’in Kufe’ye gidişini öğrenince, eski Basra yeni Kufe-Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad’a “Bana ulaştığına göre Hüseyin Kufe’ye doğru yola çıkmış. Zamanlardan senin zamanın, beldelerden senin belden deneniyor. Seninle savaşmayan kişiyle savaşmaktan sakın.” (23)
Hz. Hüseyin, Zübale ya da Şuraf’a gelince Müslim’in başına gelenleri haber aldı ve beraberindekilere şöyle dedi: “Bu gece ailesine dönmek isteyene izin verdim, bunlar sadece beni istiyorlar. Bunun üzerine Malik b. Nadr; “Benim borç ve ailem var.” Hz. Hüseyin; “İşte gece karanlığı çöktü. Bir deve edin ve gideceğin yere git.” dedi. Onlar sadece beni istiyorlar, şayet beni yakalarlarsa başkasına bakmazlar.” (24)

Bu durum karşısında geri dönmeyi uygun buldu. Yanındakilere de geri dönmenin önemini beyan etti. Büyük oğlu Ali, bu görüşü doğru buldu. Ancak Müslim b. Akil’in çocukları Kufe’ye gitmeye ve babalarının intikamını almaya ısrar edince bu görüşünün aksine tavır sergileyerek Kufe’ye doğru devam etti. (25)
Şuraf’ta 1.000 süvariyle Hur b. Yezid, önlerini kesti. Onları İbn Ziyad’ın emriyle Kufe’ye götüreceklerini söyledi. Hz. Hüseyin de kendisine Kufe’ye çağıranların yazdığı iki heybe dolu mektubu gösterdi. Hur, bunlara inanmadı. Bunun üzerine Hz. Hüseyin beraberindekilere Medine’ye döneceklerini söyledi ancak Hur bunu kabul etmeyerek Kufe’ye, İbn Ziyad’a götüreceğini söyledi.

Rivayete göre Irak yolunda şöyle bir rüya görmüş “At üzerinde bir binici gördüm. Şöyle diyordu; “Kavim ilerliyor, ölümde onlara doğru geliyor. Anladım ki ölümümüz bize haber veriliyor.” (26)

Kerbela’ya (sıkıntı ve bela yeri) varınca Sa’d b. Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer, 4.000 kişi ile Hz. Hüseyin’i karşıladı. Bu ordunun hedefi Deylem cihadı için Rey şehrine gitmekti. İbn Ziyad onu Hz. Hüseyin ile savaşmaya, savaşmadığı taktirde Rey valiliğinden azletmek ve ölümle tehdit etti. En başta yanaşmadı ancak daha sonra tehditlerden korkarak savaşmayı kabul etti. (27)
Hz. Hüseyin ile Ömer b. Sa’d arasında görüşmeler başladı. Ömer b. Sa’d, durumu İbn Ziyad’a mektupla bildirince “Yezid’e biat etmesini iste. Biat ederse sorun yok” cevabını aldı.

Hz. Hüseyin de Ömer b. Sa’d ile şu maddeler üzerine anlaşmayı teklif etti:

Geldiği yere geri dönmek için izin vermesini,

Şam’da Yezid’e beyat etmeyi,

İslam sınırlarından birinde cihad etmeyi” (28)

Bu durum İbn Ziyad’a bildirilince “İbn Ziyad’ın meclisinde bulunanlardan Şemir b. Zilcevşen, Hz. Hüseyin’in İbn Ziyad’a boyun eğmesi gerektiğini” söyledi. Bu fikri benimseyen İbn Ziyad da Şemir’i, İbn Sa’d’a göndererek teklifi bildirmek ve teklife uymazsa İbn Sa’d’ı öldürmesi görevini verdi. (29)

İbn Sa’d, teklifi Hz. Hüseyin’e sununca teklif reddedildi.

Savaş olacağını anlayan Hz. Hüseyin, yanındakilere serbest olduklarını söyledi. Fakat onunla birlikte savaşacaklarına ısrar ettiler. Kardeşi Abbas, onu yalnız bırakmayacağını bildiren şu sözleri söyledi: “Rabbim senin yaşamadığın günü bize göstermesin.” (30)

Hz. Hüseyin’in Kufe’ye gelmesine ısrar eden İbn Ziyad’ın büyük komutanlarından Hur b. Yezid ve Ömer b. Sa’d’ın ordusundan da 30 kişi Hz. Hüseyin’e katıldı. Hz. Hüseyin tarafında 32 atlı, 40 piyade oldu.

Savaş başladı. İbn Sa’d’ın ordusu şiddetli bir direnişle karşılaştı.

Savaş kızıştığında Hz. Hüseyin şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Her türlü acımda güvendiğim, zorlukta ümidim Sensin. Gönlün zayıf düştüğü, arkadaşın terkettiği, düşmanın gülüp geçtiği nice niyetler vardır. Onları Sana arz ediyorum. Sensin ferahlatan, kolaylaştıran ve kifayet gelen. Bütün nimetlerin velisi, güzelliklerin ve her türlü sonucun sahibi de Sensin.” (31)
Abdullah b. Ammar, savaş meydanında Hz. Hüseyin’i şöyle anlatıyor: “Başına toplandıkları zaman sağ tarafındakilere hamlede bulununca, onlar bir anda ürküp kaçtılar. Vallahi daha önce bu kadar çok çocuğu ve arkadaşı katledilen birisini görmedim. Buna rağmen o, çok metanetli ve soğukkanlıydı. Bu durumunu hiç kaybetmedi. Ne ondan önce ne de ondan sonra öyle birisini görmedim…” (32)

Ancak bu kadar az askerle yapılan mücadele fazla sürmedi ve Hz. Hüseyin’in başı koparıldı. (Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in öptüğü o baş!) (33)
Savaş sırasında Hz. Hüseyin’in hanımı Rebab, doğum yaptı. Adı Abdullah konulan bu çocuğa su verilmesi için havaya kaldırılınca bir ok tarafından şehid edildi. (34)
Hz. Hüseyin’in katledilmesi h. 61 senesinin Muharrem 10 tevafuk etti. Şehid edince elbisesini dahi çıkardılar. Bedeninde 33 mızrak yarası, 32 kılıç yarası vardı. Okların açtığı yaralar bunun haricindedir.

Hz. Hüseyin’in ordusundan 72 kişi, İbn Sa’d ordusundan 88 kişi öldürülmüştür. (35)

Hz. Hüseyin ile birlikte Ehl-i beytten 17 genç şehid edildi. (Kardeşleri; Ebubekir, Ömer, Osman, Abbas, Cafer, Abdullah, Osman, Muhammed el Asğar. Çocukları; Ali el Ekber, Abdullah…) Tek oğlu Ali b. Hüseyin (Zeynelabidin) buluğ çağına ermemiş ve hasta olduğundan sağ kaldı. O da öldürülmek istenmiş ancak  araya giren bir kişi tarafından engellenmişti.

Savaş bittikten sonra atlar meydanda koşturulup, sağ olabilme ihtimali olanlar bile karınları patlayacak şekilde dehşet bir şekilde şehid edildi. (36)

Ömer b. Sa’d; Hz. Hüseyin’in başı, hanımları ve beraberindeki çocuklarını ilk olarak İbn Ziyad’a gönderdi. İbn Ziyad onlara ev, rızık ve nafaka verilmesini emretmiştir. (37)
Elinde değnek başı ile oynadığı sırada yaşlı bir sahabe olan Zeyd b. Erkam “Çek şu değneği dudaklarından. Vallahi ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i onun başını öperken gördüm.” dedi. Bunun üzerine sinirlenen İbn Ziyad “Allah seni ağlatsın, bunak! Şayet ileri yaşta aklını kaybetmiş bir bunak olmasaydın, boynunu vurdururdum!” (38)

İbn Ziyad’ın annesi de şöyle tepki verdi: “Ey Habis! Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in evladını öldürdün. Cenneti göremeyecek, kokusunu asla duyamayacaksın.” (39)
İbn Ziyad, Hz. Hüseyin’in kalan tek oğlu Ali’nin de öldürülmesini isteyince ablası Zeynep araya girerek kendisinin de onunla öldürülmesini istedi. Bunun üzerine İbn Ziyad bu fikrinden vazgeçti. (40) Şia’ya göre on iki imam Ali ile devam etmiştir.

Yezid, kesik başı kendisine getirildiğinde bunu çirkin karşılamış ve ağlayarak “İbn Mercan’a(İbn Ziyad) yazıklar olsun. Allah onu da böyle yapsın.” (41) demiştir.
Hz. Hüseyin’in şehadeti İbn Zübeyir tarafından duyulunca şöyle dedi: “Onlar(Kufeliler) görünürde liderlerine karşı evliya fakat içlerinde düşmandırlar.”
Hz. Hüseyin’in başının nereye gömüldüğü de ihtilaflıdır. En sahih görüşün Medine olduğu bildirilmiştir.

İbn Haldun, Hz. Hüseyin’in bu ayaklanmasını şöyle aktarmıştır: “Hüseyin’in yanıldığı ortaya çıkmıştı. Fakat bu dünyevi bir mesele olduğu için bu konuda yanılmanın zararı olmaz. Şer’i hüküm konusunda ise herhangi bir yanılma yoktur çünkü o, onun zannına bağlıydı ve zannı da buna güç yetirebiliyordu.” (42)

Tabiin döneminin büyük alimlerinden İbrahim en Nehai şöyle demiştir: “Hüseyin’i katledenler arasında cennete girseydim, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yüzüne bakmaktan utanırdım.” (43)

Kerbela Üzerine Yalanlar

İbn Kesir de şöyle der: “O gün yıldızlar ortaya çıkacak derecede güneş tutulması, kaldırılan taşın altından kan çıkması, semanın kızıla boyanması, güneşin ışınlarının adeta kan olup semayı kan pıhtısı haline getirmesi, semanın kan yağdırması… gibi bir çok yalan ve hadis uydurmuşlardır ki, bunlar hakkında sahih hiç bir rivayet bulunmamaktadır.” (44)

Bu konuda şu sahih hadis rivayeti bulunmaktadır: “Hüseyin, Fırat kenarında katledilecektir.” (45)

Yezid Üzerine

Yezid hakkında İbn Teymiyye şöyle demiştir: “Nakledenlerin ittifakıyla Yezid, Hz. Hüseyin’in öldürülmesini emretmemiştir. Fakat İbn Ziyad’a onu Irak’a girmekten alıkoyması için mektup yazmıştır. Hüseyin radıyallahu anh, Iraklıların kendisine yardım edeceğini zannediyordu. Hz. Hüseyin ihaneti görünce Yezid’in yanına gitmeyi, İslam sınırlarının birinde cihadı ya da geldiği yere gitmeyi teklif etti. Ona teslim olma dışında bu hususta hiç bir imkan tanımadılar. O da bunu kabul etmedi. Derken savaşa tutuştular ve mazlum bir şehid olarak katledildi. Bu haber Yezid’e ulaşınca üzüntüsünü belli etti ve ağladı. Asla Hüseyin’in haremine dil uzatmadı. Aksine onlara ikramda bulundu ve refakatçiler eşliğinde memleketlerine uğurladı… Fakat o bununla beraber Hüseyin’in tarafında olmadı, katilinin öldürülmesi için emir vermedi ve intikamını da almadı.”” (46)

İbn Kesir de “Fakat o bundan dolayı onu görevden almadı, cezalandırmadı ve kınamak için mektup da yazmadı.” (47)

Hz. Hüseyin’in çocukları Yezid’in yanına girdiklerinde Hüseyin’in kızı Fatıma şöyle dedi: “Ey Yezid! Rasûlullah  sallallahu aleyhi vesellem’in kızları esir mi? “ Yezid de: “Aksine hür ve ikrama layık olanlardır.” Fatıma der ki: “Yanlarına girdiğimde ağlamayan hiç bir Emevi görmedim.” (48)

Yezid, her sofraya oturuşunda mutlaka Hz. Hüseyin’in oğlu Ali’yi de davet ederdi. (49)

Yezid, Hz. Hüseyin’in ailesini yanında kalmak ve Medine’ye gitmek arasında serbest bıraktı. Onlar da Medine’ye dönmeyi tercih ettiler. Güvenliğini sağlayarak onları Medine’ye gönderdi. (50)

İbn Kesir de bu konuda şöyle der: “Yezid, kendi evinde de Hüseyin için ağlayıp yas tutuyordu…” (51)

Son olarak İbn Teymiyye, Yezid hakkında “Sövmeyiz de sevmeyiz de. İyi bir adam değil ki sevelim. Biz Müslümanların hiç birisine muayyen olarak sövmeyiz.” (52)

Şia’nın Yanlız Bırakılması

Şii Ayetullah Murteza Mutahhari şöyle der: “Kufe halkının Ali Şia’sından olduğu ve İmam Hüseyin’i katledenlerin de onlar olduğunda şüphe yoktur.” (53)

Başka bir eserde de Kufeliler hakkında “Kufe halkından nefret edilmesine sebep olan şeylerden birisi Hz. Hasan’ı yaralamaları54 ve Hz. Hüseyin’i katletmeleridir.” (55)

Şiirleri

“Kabir sakinlerine nida ettim fakat susturulmuşlar
Onların yerine cevap verdi toz ve toprak
Dedi ki; sakinlere ne yapıldı bilir misin?
Etleri parçalandı ve elbiseleri yırtıldı
Gözleri toprakla doldu
Birazcık eziyetten sonra
Kemiklerine gelince, onları ben parçaladım…” (56)

“ Halık ile yetinip uzak durursan mahluktan
Kazipten de sadıktan da olursun müstağni
Rahman’ın fazlını rızık olarak iste
Çünkü yoktur Allah’tan gayrı Razık
İnsanların kendisine yeteceğini zanneden kimse
Rahman’a güven duymuş değildir
Malı kendi kazancı sanan kimse
Dağın tepesinden iki ayağı kayan gibidir.” (57)  

————————

Cennet Gençlerinin Efendisi Hz. Hüseyin; Hayatı Ve Şehadeti Dr.Muhammed B.Abdulhadi Eş Şeybani-Muhammed Salim Hıdır (Ummul Kura Yayınevi)
Hz. Hüseyin’in Katlinin Perde Arkası  Abdullah b. Abdulaziz (İnceleme Araştırma Eserleri)
Peygamberimin İki Gülü Hasan-Hüseyin Ahmet Lütfi Kazancı (Ensar Neşriyat)
1. El Melhametu’l Huseyniyye, 1/129
2. Marifetu’s Sahabe, 2/661
3. Tirmizi, 3772
4. İmam Ahmed, Müsned 7863
5. Ebu Davud, 1109
6. Müsned, İmam Ahmed 3/3,62,64,82; Tirmizi, 5/566
7. El İstiab, İbn Abdilberr 1/378
8. El Bidaye ve’n Nihaye, 8/150-151
9. Tarihu’l İslam, Zehebi (s.104)
10. El Ahad ve’l Mesani, İbn Ebi Asım 1/375 Hasen senedle
11. Mukaddime, İbn Haldun 1/65
12. Siyeru Alemu’n Nübela, 3/291
13. El İstiab, İbn Abdilberr 1/391
14. İbn Sa’d, 5/356
15. Ensabu’l Eşraf, Belazuri 3/152
16. İbn Sa’d, 5/356
17. Tefsir-i İbn Ebi Hatim 12/224
18. Tehzibu’t Tehzib, İbn Hacer 2/301
19. Taberi, 5/383-384
20. İbn Asakir, s.264-265
21. Sahaben Sa’d b. Ebi Vakkas’ın oğludur. Resulullah(sas)’ın vefatından sonra dünyaya gelmiştir.
22. Taberi, 5/386
23. Taberani, el Mucemu’l Kebir 3/115; Heysemi, Mecmua’z Zevaid 9/139
24. El Bidaye ve’n Nihaye, 11/530
25. El İsabe, İbn Hacer 1/334
26. El Bidaye ve’n Nihaye, 11/536
27. İbn Sa’d,5/377; Taberi 5/409
28. İbn Sa’d, 5/378; Taberi, 5/392
29. Tabakatu’l Hamise, s.308
30. El Bidaye, 8/177
31. El Bidaye ve’n Nihaye, İbn Kesir 11/516
32. El Bidaye ve’n Nihaye, 8/204
* Hediye, maaş
33. Taberi, 5/422-453
34. El Bidaye,  8/197
35. İbn Sa’d, 5/386; Taberi,5/455
36. Taberi,3/365
37. Taberi, 5/393
38. Buhari, Fedailu’s Sahabe 22; Tirmizi, Menakıb 31
39. İbn Esir, el Kami 4/265
40. İbn Kesir, el Bidaye 8/194
41. Taber, 5/393, Ensabu’l Eşraf, Belazuri 3/422-424
42. Mukaddime, 1/271
43. Mucemu’l Kebir, Taberani 7/195; Heysemi, 9/194
44. İbn Kesir, 8/203
45. Musannef, İbn Ebi Şeybe 15/97; Müsned, Bezzar 1/101
46. Minhacu’s Sunne, 4/472-558
47. El Bidaye ve’n Nihaye, 9/204
48. Taberi, 5/464
49. İbn Sa’d, 5/397
50. Minhacu’s Sunne, 4/559
51. İbn Kesir, 8/235
52. Mecmua’l Fetava, 4/487
53. El Melhametu’l Huseyniyye, 1/129
54. Büyük Şii taklit mercii el Amili şöyle demektedir: “Oğlu Hasan ile biatleşildi. Sonra da kendisine vefasızlık edilip düşmanına teslim edildi. Irak halkı üzerine atıldı ve yan tarafından hançerle yaraladı.” (Ayanu’ş Şia 1/26)
55. Tarihu’l Kufe, Hüseyin b. Ahmed el Beraki en Necefi, s.113
56. Tarih-i Dimaşk, 14/186-187
57. Aynı eser