“Cemâat” Arapça bir kelime olup, toplamak, derlemek manalarına gelen    kökünden türetilmiştir. Sözlükte;“insan top luluğu” manasına gelen bir isimdir. İnsan dışında ağaç ve bitki topluluğu için de isim tamlaması olarak kullanılmıştır.(1)
Istılah manası için farklı tanımlar yapılmıştır. Hiçbir tanım eksiklikten hâlî değildir:
Fıkıhta, Müslümanlar’ın din kardeşliği esasına dayalı olarak gerçekleştirdikleri ve katılmak zorunda oldukları birlik, beraberliktir.(2)
Sahabenin tamamı; müctehid imamlar veya her devirdeki Müslümanlar’ın büyük çoğunluğu gibi anlamlara gelir. Aynı zamanda Ehl-i Sünnet kastedilerek de kullanılan bir tabirdir.(3)
Hadîs ilminde, daha çok Kutub-u Sitte müellifleri hakkında kullanılan bir terimdir.(4)
Sosyolojik anlamda cemâat, aralarındaki münasebetleri, din, örf ve adetlere göre tanzim eden; akrabalık, komşuluk, hemşehrilik gibi bağlarla birbirlerine bağlı insan topluluğudur.(5)
Aynı duyguyla hareket etmek için bir arada bulunan kişilerin oluşturduğu toplumsal birlikteliktir.
Bir inancın bir araya getirdiği insan topluluğudur.
Aynı fikir etrafında toplanmış insan topluluğudur.
Aynı inanıştan insanların oluşturduğu, maddi ve manevi işbirliği esası üzerine kurulmuş topluluktur.
Aynı imama uyarak namaz kılmakta olanların, imamla beraber oluşturduğu topluluk da cemâattir. Bu manasıyla cemâat, fıkhî bir terimdir.
`Abdullah b.Mes`ûd radiyallahu anh’a göre  “Cemâat, tek başına bile olsan, hakka uygun olandır.”(6)
Sözlük anlamı “cemiyet” kelimesiyle hemen hemen aynı olsa da her iki sözcük arasında belirgin farklar vardır. Cemâate mensup kişiler arasında yoğun bir bağ vardır. Bu bağ manevi duygulardan ibarettir. Cemâat ilişkilerinde ‘ben’ düşüncesinden öte ‘biz’ düşüncesi hakimdir. Kişiler herhangi bir maddi çıkar gözetmeksizin birlikte olur, duygu ve düşüncelerini paylaşır ve birbiriyle kaynaşırlar. Oysa cemiyette ilişkilerde manevi yön çok zayıf olmakla birlikte bazen hiç yoktur. Cemiyete mensup kişiler ‘ben’ duygusuyla hareket ederler ki, bu durum cemâatle aralarında olan en belirgin farktır.
Cemâatin Temel Unsurları
Bu kelimeye getirilen tanımlara göre cemâatin unsurları şunlardır:
Bir topluluk,
Lider,
Ortak amaç,
Ortak inanç,
Ortak metod,
Ortak prensipler,
İşbirliği ve hiyerarşi.
Şimdi bu unsurları ayrı ayrı inceleyelim:

Bir Topluluk
Kişiler fert olarak yapabileceği fiilleri zaten kendileri yaptığından, yalnız başlarına yapamayacakları işler için cemâatleşirler. Cemâatleşmek için de belirli bir topluluğun mevcut olması gereklidir. Bu topluluk cemâatin niteliklerini taşımalıdır. Yani topluluktaki her bir ferdin amacı ve inancı ortak olmalı, aynı metodu kullanarak, işbirliğiyle, prensiplere uyarak amacı gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Fertlerin amaca ve prensiplere aykırı davranması gibi olumsuz sonuçların ortaya çıkmaması için fertlerin yeterince eğitilmiş olması gereklidir. Aksi halde ya cemâat içinde görüş ayrılıkları ve fitneler çıkar ve yahut da ayrılmalar kaçınılmaz olur.

Lider
Topluluklar öncelikle liderleriyle tanınır. Liderin dış görünüşünden iç âlemine, özel hayatından gündelik yaşamına kadar her yönüyle cemâati yansıtıyor olması liderlere diğer cemâat fertlerine yüklenenden daha fazla sorumluluklar yüklemektedir. Herhangi birisi için mübah olan bir fiil bile, liderden sâdır olduğunda çok olumsuz sonuçlar doğurabilmekte ve hatta cemâatin darmadağın olmasına sebebiyet verebilmektedir. Zaten bu yüzden cemâat liderleri cemâatin en yetişmiş fertlerinden biri olmalıdır. Liderlerde olması gereken önemli özelliklerden bazıları şunlardır:
Davayı yeterince iyi biliyor olması: Çünkü amaca ulaşılması ve ulaşıldıktan sonra devamının sağlanması, ancak davayı en iyi şekilde bilen ve davaya en fazla inananların yapacağı bir iştir.
Davaya gerçekten inanıyor olması: Ancak inanmış bir insan mümkün olan herşeyini feda edebilir. Cemâatler fedakârlık olmaksızın amaçlarına ulaşamazlar.Cemâatin her kademesindeki liderin, eli altındakilerden çok daha fazla davaya inanması gereklidir. Aslında bu ifade ters çevrildiğinde doğrudur: Davaya en fazla inanan insanlar cemâatte lider olmalıdır.
Dirayetli olması: Demokratik ülkelerin yöneticileri sayı saymayı ve iki sayıdan hangisinin diğerinden büyük olduğunu bilmekle lider olurlar. Çünkü onlarda asıl olan çoğunluktur. Fakat İslâm cemâatinde asıl olan çoğunluk değil, nasslarla tespit edilmiş sabitelerdir.Cemâatin tamamı prensiplere aykırı bir fiilin icra edilmesini istese ve bunda ittifak etse lidere düşen,nasslara bağlı kalmaktır. Bunun için bazen cemâati veyahut da cemâatin bazı fertlerini feda etmesi gerekebilir. Bu fertler cemâatin önemli kadrolarında yer alıyor da olabilir. Burada “Cemâat mi dava içindir, dava mı cemâat için…?” sorusuna verilecek cevap önemlidir.
Amacı cemâatin menfaatinden üstün görmesi: Cemâat ve cemâate ait maddi varlıklar sadece amacın yerine getirilmesini sağlayacak unsurlardır. Amaç ise, cemâatin varlık sebebidir. Dolayısıyla cemâatin devamı için davayı değil, gerekiyorsa davanın devamı için cemâati feda etmelidir. İ`lâ-i Kelimetullah için mücadele, amaç için fertleri belki de cemâatin tamamını feda etmek değildir de nedir?
Diğer fertlerden çok daha fazla çalışması ve en fedakar olması: Liderin önde gidiyor olmasındandır ki, fertler liderler kadar çalışmamaktadırlar. Zaten lider bundan dolayı lider olmuştur.
Cemâat liderinde olması gereken özelliklerin tamamını burada saymamız konumuzdan uzaklaşmak olacağından, konuyla ilgili olarak yazılmış kitaplara müracaat edilmesini tavsiye ederek bu kadarını yeterli görüyoruz.
Ortak Amaç
Cemâatler, kuruluş gayesi olan bir ya da birden fazla amaç belirlemelidirler. Yoksa cemâatleşmenin manası olmaz. Bu amacın ya da amaçların da inanca, metoda ve prensiplere aykırı olmaması gereklidir. Yoksa cemâat kendi içinde çelişkili halde olur ve bu sebep kaynaklı problemlerden dolayı amacını veya amaçlarını gerçekleştiremez.

Ortak İnanç
Her cemâatin, fertlerinin tamamı tarafından kabul edilmiş olan ya da kabul edilmesi zorunlu olan birtakım inançları olmalıdır. Bu inanç cemâat üyelerine güç verir, belirli bir formatta tutar. Aksi takdirde birinin ‘ak’ dediğine diğeri ‘kara’ der ve böylece cemâatin devamlılığı düşünülemez.
İnancın ortak olmasının manası her bir meseleye bakış açısının aynı olması demek değildir. Cemâatin temel taşlarını oluşturan unsurlardaki ortak inanç, cemâatleşme için yeterlidir. Yoksa her konuda aynı inanışa sahip insan bulmak imkânsızdır.

Ortak Metod
Cemâat, amacını gerçekleştirmek için çerçevesi tamamen belirlenmiş bir metod tespit etmek zorundadır. Eğer metod belirli olmazsa cemâati oluşturan fertler kendi görüşlerini metod edinirler ve yönetimce verilmiş bir karar olmadığından diğer üyelere itiraz hakkı doğar. Bu metodun kesinlikle genel prensiplere, cemâatin inancına ve amacına aykırı olmaması gereklidir. Amacı gerçekleştirmeyi sağlayacak bu metodun, mümkün olan en pratik ve uygulanabilirliği en mümkün olan yöntem olması gereklidir. İnsanlar havanda su dövmeyi sevmezler ve bir süre sonra bıkarlar.

Ortak Prensipler
Cemâatin, dışına çıkılamayacak belirli prensipleri olmalıdır. Bu prensipler devletlerin anayasaları gibidir. Cemâatin, üzerinde kâim olduğu değişmezlerdir. Bu prensiplerin kaynağı, inanç olmalıdır ve amaca yönelik olmalıdır. Prensipler, metod ile hemen hemen aynı önemdedir. Çünkü metod ile prensiplerin çelişmemesi, cemâatin istikrarını gösterir. Metod genel, prensipler ise daha özeldir ve metodun detayı mesabesindedir.

İşbirliği ve Hiyerarşi
Cemâati cemâat yapan işbirliğidir. Fertler aralarında işbirliği ve görev dağılımı yaparak amaç için çalışırlar. Bunu yaparken uyum içinde olunamazsa, amaçtan uzaklaşılır ve çabalar dünyada sonuçsuz kalır. Uyum içinde olmanın manası şudur:
Görev paylaşımı, olması gerektiği gibi yapılmalıdır. Herkes kendi ilgi ve beceri alanında görevlendirilmelidir. Kişilerden yeteneklerini aşan işler beklemek hayal olur, önemli işleri sekteye uğratır.
Görevli fertler vazifelerini yerine getirebilmek için bütün çabalarını sarf etmelidirler. Kendilerini iyi tahlil ederek neler yapabileceklerinin farkına varmalıdırlar.
Görev paylaşımı yapıldıktan sonra herkes kendi işiyle uğraşmalıdır. Kendi işini en iyi şekilde yapmaya çalışmakla beraber diğer görevlilerin görevlerine karışmaması da kişinin hikmetli davranmasındandır.
Fertlerin her biri, amaca ve gerekliliğine inanması için eğitilmelidir.
Yönetici kişiye, prensipler dahilinde mutlak itaat edilmelidir. İtaatin olmadığı yerde bir cemâatin varlığından söz edilemez.
Görevli kişilere sorumlulukları kadar yetki vermek. Kişiler kendi işlerini yapabilme yetkisine sahip değillerse mutlaka görevleri aksayacaktır. Yönetim bu kişiye maalesef zulmetmiştir.
Cemâatin fertlerinin birbirlerine güvenmesi. Karşılıklı güven, fertlerin davaları için daha istekli ve ısrarlı bir şekilde çalışmalarına vesile olur. Bu güvenin en önemlisi, fertlerin görevlilere ve özellikle de yöneticiye güvenmesidir. Çünkü cemâatleşme, karşılıklı sözleşmedir. Sözleşme yürürlükte olduğu sürece fertler ve yöneticiler sözleşmeye bağlı kalacaklarını taahhüt etmişlerdir. Bu süreçte cemâat ve fertler bu sözleşmeye bağlı kalmak zorundadırlar. Sözleşmede belirlenen sürenin dolması ya da amaca ulaşmak, sözleşmenin ortadan kalkması demektir. Bu durumda fertler cemâate ait olmaktan çıkarlar. Sözleşme infisah olur yani kendiliğinden ortadan kalkar.
Cemâatin fertlerinin birbirlerini sevmesi. Eğer cemâatin üyeleri arasında sevgi bağı yoksa mutlaka problemler olacaktır. Kişilerin birbirlerini sevmesi, kalben sevemiyorsa da onu kendisine sevdirecek vesileler araması gereklidir. Kişi de kendisini diğer üyelere sevdirmeye çalışmalıdır. Kalp bağı görev birlikteliğinden daha güçlüdür.
Fertlerin, görevini yerine getirmeye çalışan görevlilere yardımcı olmaları. Buna en çok ihtiyacı olan kişi cemâati yönetme görevi kendisine verilendir. En fazla yetkinin kendisinde olması, en fazla sorumluluğun kendisinde olmasındandır. Bu kadar sorumluluğu olan bir kişiye de merhametle yardım etmek gereklidir. En itaatkâr üyeler, kendisi de aynı zamanda yönetici olanlardır.
Rabbim bizlere kelime-i tevhid sancağının altında toplanmayı nasip eylesin.

—————————————–
1.  Lisânu’l-’Arab,İbnMenzûr,  maddesi.
2.  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.: VII, sn.: 288.
3.  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.: VII, sn.: 287.
4.  TDV İslâm Ansiklopedisi, c.: VII, sn.: 289.
5.  İslâmî Prensipler Ansiklopedisi, c.: I, sn.: 263.
6. İbn‘Asâkir, TârîhuDimeşk, c.: II, sn.: 322.; el-Lâlekâî, ŞerhuUsûli’tikâdiEhli’s-Sunne, 160. el-Elbânîsahîh bir senetle rivayet edildiğini söylemiştir.