VERDİĞİN SENİNDİR!

İslâm tarihinin en büyük hizmet kurumlarından birisi Vakıf’tır. Genel bir ifadeyle insanın sahip olduğu bir mülkü, üzerinde hiçbir tasarruf hakkı kalmamak üzere, süresiz olarak hayırlı bir işe tahsis etmesi anlamına gelen vakıf, Müslümanların Dünya ve âhiret için en büyük yatırımlarından birisidir. Müslümanlar vakıf sayesinde hem dünyadaki işlerini rahat bir şekilde yerine getirme imkânına kavuşur hem de ahirette arkası kesilmeyen bir hayır kapısını açmış olurlar.
Yardımlaşma dini olan İslâm, vakfı teşvik etmekle beşeriyetin ihtiyaçlarını karşılamayı, insaniyete hizmeti ve toplumun refahını amaçlamıştır.

İslâm’ın yeryüzüne yayılmaya başladığı günden beri dünyanın birçok tarafında zaman zaman yapılagelen vakıflar göz önüne getirilecek olursa, bu vakıfların insaniyete ne büyük bir hizmet verdiği ve Müslümanların ne kadar hayırsever olduğu açığa çıkar. Dünyada hiçbir milletin tarihinde, Müslümanların gösterdikleri bu yüksek insanlık eserinin bir benzerine tesadüf edilemez.

Müslümanlar, yapmış oldukları bütün bu vakıflar ve hayırlı müesseseler ile sırf Allah Teâlâ’nın rızasını hedeflemişler ve insanların ihtiyaçlarını gidermeyi de kutsal bir vazife bilmişlerdir. [...]

DAVA ADAMLARI

Hak veya batıl olsun her davanın “adam”lara ihtiyacı vardır. Genel kural şudur ki; “adam”lar varsa davalar başarılı, yoksa başarısızdır. Yeryüzündeki en yüce ve kutsal dava olan dinimizin tebliği, ikamesi ve dünyada gerektiği konuma yerleşmesi için de her şeyden çok dava adamlarına ihtiyaç vardır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in “Allah’ım! İslam’ı Ebû Cehil bin Hişam veya Ömer bin Hattab’la kuvvetlendir!” diyerek dua etmesi de adam talebidir. Hakeza Hz. Ömer radıyallahu anhu’nun bir gün dostları ile otururken ‘Haydi, herkes bir şey dilesin’ demiş. Oradakilerden biri: ‘Ben, şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yolunda harcamayı isterim’ demiş.

Bir başkası: ‘Şu oda dolusu altınım olsun da Allah yolunda harcamayı isterim’ demiş. 

Bir diğeri: ‘Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam isterim’ demiş. 

Hz. Ömer ‘Başka?’ deyince, ‘Başka bir şey istemeyiz’ demişler.

Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anhu kendi arzusunu şöyle dile getirmiştir: “Ben, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe [...]

AHLÂK, SONSUZ HAZİNE

Müslümanın bu dünyada da öbür dünyada da en büyük ve sonsuz hazinesi, sahip olduğu güzel ahlâk ve edebidir. Onun, yani insanın bütün değer ve kıymeti de ancak bu ulvî ve şerefli hazinesinin kıymet ve değeri kadardır. Nitekim Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber’in yüksek değerini ifade sadedinde âyet-i kerîmede; “Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin” 1 buyurmuştur.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de; “Ben başka bir maksatla değil, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” 2 buyurarak vazifesini tarif etmiş ve bütün insanlık âlemine “üsve-i hasene”, yani mükemmel bir ahlâk nümûnesi olmuştur. Bu bakımdan ahlâk, dînin özünü teşkil etmiştir.

En Mükemmel Mü’min…

İnsanlık tarihi, peygamberlerin eşsiz güzellikteki nice ahlâkî davranışlarıyla doludur. Bunun en güzel misallerinden birisi şüphesiz Hazret-i Yusuf -aleyhisselâm-’dır. O, âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere kendisine açık bir şekilde zulmetmiş olan kardeşlerine; “Bugün size başa kakma ve ayıplama yoktur, Allah sizi affetsin! O merhametlilerin en merhametlisidir.” 3 diyerek, insan nefsine en ağır [...]

  • zafer
    Permalink Gallery

    “MUÎN-İ ZÂLİMİN DÜNYÂDA ERBÂB-I DENÂETTİR. KÖPEKTİR ZEVK ALAN SAYYÂD-I BÎ-İNSAFA HİZMETTEN.”(1)

“MUÎN-İ ZÂLİMİN DÜNYÂDA ERBÂB-I DENÂETTİR. KÖPEKTİR ZEVK ALAN SAYYÂD-I BÎ-İNSAFA HİZMETTEN.”(1)

وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ
“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur.
Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.”
(Hud, 113)
Yeryüzündeki her çeşit zulme ve her tipteki zâlimlere karşı çıkmak, yüce dinimizin en önemli emirlerinden biridir. Özellikle mazlumların ahının semayı titrettiği günümüzde zulmün bertaraf edilmesi ve İslam’ın hâkim olması için de tüm zâlimlere isyan edilip baş kaldırılması şarttır.

Zâlimlerin yüzünden nice mazlum acı çekmiş, perişan olmuş, haklarından mahrum kalmıştır. Tarihte nice zâlimlerin yüzünden kitleler ve fertler sayısız zulümler görmüşler, nice insanlar en temel haklarından mahrum kalmış, nice insanların insanlık onuru ayaklar altında çiğnenmiştir.

Günümüzde insan haklarından çok söz edildiğine şahit oluyoruz. Bu elbette kötü bir şey değildir. Ancak, bir yandan da zâlimler zulümlerine devam ediyor. İnsan haklarından söz edenler, zulüm karşısında çifte standart uyguluyorlar. Güçlüler ve zenginler, fakirleri ve zayıfları ezmeye devam ediyor. Zayıf ülkelerin [...]

  • zafer
    Permalink Gallery

    TEKFİR ZİHNİYETİNİN ATASI HARİCİLERİN ÖZELLİKLERİ

TEKFİR ZİHNİYETİNİN ATASI HARİCİLERİN ÖZELLİKLERİ

Hâricî, “çıkmak, itaatten ayrılıp isyan etmek” anlamındaki hurûc kökünden “ayrılan, isyan eden” mânasında bir sıfat olan hâric kelimesine nisbet ekinin ilâve edilmesiyle meydana gelmiş bir terim olup topluluk ismi için hâriciyye ve havâric kullanılır. Fırkanın adı konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kendilerine karşı isyan ettikleri yöneticilerle fırkanın muhalifleri Havâric ismini “insanlardan, dinden, haktan veya Hz. Ali’den uzaklaşan ve yönetime karşı ayaklanarak cemaatten çıkanlar” anlamında kullanmışlardır. Meselâ Şehristânî’ye göre hâricî, ümmetin ittifak ettiği meşrû bir halifeye başkaldıran herhangi bir kimsedir (el-Milel, I, 114). Bu baş kaldırı Hulefâ-yi Râşidîn’e veya daha sonraki devlet başkanlarına karşı olabilir. Yine muhalifleri tarafından Hâricîler hakkında kullanılmış diğer bir isim de “dinden çıkmış” anlamında mârikadır. Kendileri ise Havâric ismini, “kâfirlerin arasından çıkarak Allah’a ve peygamberine hicret edenler” (krş. en-Nisâ 4/100), “kâfirlerle her türlü bağı koparanlar” anlamında kullanırlar. Hâricîler’in beğendikleri ve kendilerini ifade için kullandıkları başka bir isim de “Allah yolunda savaşıp O’nun rızâsı için canlarını ve [...]

HAKKA İSYAN EDEN ŞIMARIK ZENGİNLER “MÜTREF”

Kur’ân-ı Kerim’in birçok ayetinde Peygamberlerin mesajına ilk karşı çıkanların o toplumun servet, nüfuz ve yetki sahibi olan şımarık kodamanları olduğu vurgulanmıştır.

Tarihin her döneminde iktidar ve sermaye ilişkisi ayan beyan görülmektedir. Günümüzde olduğu gibi her dönemde, bu peygamberlere ilk karşı gelenlerin; avama göre daha bilgili, daha kültürlü ve daha varlıklı olan önde gelen kişiler olduğunu, bu kesimin bununla da kalmayıp, Firavn’un yaptığı şekilde hükmettikleri kimseleri inkâra zorladıkları da malumdur. Dolayısıyla toplumun ekonomisinde ve yönetiminde söz sahibi olabilecek bu düşüncedeki kesimlerin tanımı, özellikleri iyi bilinmeli ki zararlarından emin olabilelim ve özellikle Allah’ın kendisini mal ile nimetlendirdiği kimseler haddi aşmasınlar.

Arapça bir kelime olan “mütref”, sözlükte “suyun bol olması, rahat, refah ve bolluk içinde yaşama” anlamında olan “terife-yetrafu” fiilinden türeyen “etrefe” fiilinin ismi mefûlüdür, çoğulu “mütrefûn/mütrefîn” olarak gelir ve “sorumsuz, rahat yaşayan, cebbâr ve zorba kişi” gibi manalar için kullanılır. Terim olarak ise tefsir kaynaklarında “mütref”, “bol nimet içerisinde yaşayan, bu nimetleri, [...]