ÜMMETİN EN ŞERLİLERİ BEKÂRLAR MI?

Ebu Zer radıyallahu anh şu olayı nakletmektedir;

Akkaf b. Bişr et-Temimi ismindeki bir kişi Allah Rasûlünün huzuruna geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona “Ey Akkaf! Hanımın var mı?” diye sordu.

Akkaf “Hayır” cevabını verdi.

Rasûlullah “Bir cariyen de mi yok” diye sorduğunda, Akkaf yine aynı cevabı verdi. Bu kez Allah Rasûlü “Sanırım sen varlıklı bir kimsesin” diye sorduğunda, Akkaf bunu doğruladı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;

“O halde sen şeytanın kardeşlerindensin. Şayet Hristiyan olsaydın rahip olurdun. Evlenmek bizim sünnetimizdir. En şerlileriniz bekârlarınızdır. Ölülerinizin en şerlileri de bekârlarınızdır. Şeytan ile mi oynuyorsun. Şeytanın Salihlere karşı en etkili silahı kadınlardır. Ancak evli olanlar bunun dışındadır. Onlar müstehcen sözlerden beridir. Yazık sana ey Akkaf! Kadınlar nedeni ile Eyyüb’ün, Davud’un, Yusuf’un ve Kürsüf’ün başına neler gelmişti.”

Orada bulunanlardan biri “Kürsüf’de kimdir ey Allah’ın Rasûlü!” diye sordu. Allah Rasûlü,

“Bir deniz sahilinde 300 yıl ibadet etmiş, gündüzlerini oruçla, gecelerini namazla geçirmiş, sonra da âşık olduğu [...]

KİRLİ KALEMLERİN SAHİPLERİ

İslam Tarihi, her dönemde zuhur eden dâhili ve harici düşmanların kirli tuzak ve hilelerini geniş sayfasında saklayan bir kitap gibidir. İnsanların yolunu aydınlatmak, Rablerinden gelen haberleri insanlık âleminin ilmine bırakmak, onlara en güzel örnekliği sergilemek için gelen Peygamberler -çok azı müstesna- ışıktan korkan yarasalar kabilindeki insanların tepkileri ile karşılaşmışlardır.

Allah’ın elçilerinin temiz dudakları arasından akan vahyi ya kirli elleriyle ya da necis dilleri ile engellemeye çalışmışlardır. Peygamberler hayra anahtar olup şerre kilit olmanın mücadelesini verirken, heva ve heveslerini ilah edinenler bunun tam tersini yapıp şerre anahtar, hayra kilit olmaya çalışmışlar. Cereyan eden hak ve batıl savaşında genel anlamda zafer, hakkın taraftarlarına ait olurken özelde bu bazen hakka, bazen de batıla isabet etmiştir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ, 1500 yıl önce insanlığın bağrına Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i ve onun üzerinden Kur’an’ı Kerimi bir nimet olarak bıraktı. Şirkin ve küfrün dumanı ile kirletilmiş âdemoğlunun kalbini, bedenini ve zihniyetini ancak kendisine vahyedilen bir [...]

HAYAT VEREN ŞEYLERE ÇAĞRILDIĞINIZDA…

Bir adam İbni Mes’ud radıyallahu anh’a gelerek “Bana nasihat et” dedi. İbni Mes’ud “Allah’ın ‘Ey iman edenler!’ hitabını işittiğinde iyice kulak ver. Çünkü o ya emredilen bir iyilik ya da nehyedilen bir şerdir” buyurdu.

“Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal; 24)

Mümin erkek ve kadınlar bu ayetin gölgesinde, Kitabın ve Sünnetin emir ve yasaklarını okuma, anlama, yaşama ve yaşatma konusunda bir gayrete gelirler. Kur’anın sayfaları içinde ellerini, gözlerini, zihinlerini ve hislerini gezdirirken kendilerini infak etmeye davet eden bir ayete geldiklerinde hemen hayat bağışlayan bu sese kulak verip harekete geçerler. Tıpkı Ebu Dehdah el Ensari gibi… “Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.” (Hadid; 11) ayetleri indirildiğinde Ensarlı sahabe Ebu Dehdah Allah [...]

  • yusuf-yılmaz
    Permalink Gallery

    MÜ’MİNLERİN EMİRİ ÖMER B. HATTAB’TAN MISIR’IN NİL’İNE

MÜ’MİNLERİN EMİRİ ÖMER B. HATTAB’TAN MISIR’IN NİL’İNE

Kays ibnı’l Haccac kendisine rivayet eden kişiden şunu aktarır: Mısır fethedildiğinde Mısır’lılar, Kıpti takviminin onuncu ayı girdiğinde Amr ibnu’l As’a gelerek şöyle dediler: “Ey emir! Bizim Nil nehrimizle ilgili öyle bir gelenek var ki, o olmadan Nil akmaz (taşıp etrafını sulamaz).” O da kendilerine “Nedir bu bahsettiğiniz gelenek?” diye sordu. Şöyle cevap verdiler: “İçinde bulunduğumuz aydan on iki gece geçince bakire bir genç kız seçerek onu anne babasından isteriz. Onları razı ettikten sonra o kızı süsler, en iyi elbiseleri giydirip sonra da Nil nehrine atarız.” Amr, onlara “Bu söylediğiniz şey İslam’da olmayan bir şeydir. İslam kendisinden önce var olan böyle işleri geçersiz kılmıştır.” der. Bunun üzerine onuncu, onbirinci ve onikinci ay boyunca beklerler ancak Nil taşıp ta etrafında ki arazileri sulamaz. Öyleki insanlar Nil nehrinin etrafından taşınmaya başlarlar. Amr, Ömer b. Hattab’a bir mektup yazarak durumu bildirir. Mü’minleri emiri Ömer şöyle bir cevap yazar: “Sen doğru bir davranışta bulunmuşsun. [...]

  • yusufyılmaz
    Permalink Gallery

    ÖLMEDEN ÖNCE VASİYET EDECEĞİN ŞEYLERİN ARASINA BUNLARI DA YAZ

ÖLMEDEN ÖNCE VASİYET EDECEĞİN ŞEYLERİN ARASINA BUNLARI DA YAZ

Ebu Musa el-Eşari radıyallahu anh, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Salih olan meclis sahibinin ve kötü olan meclis sahibinin misali, ancak, misk taşıyan kimse ile körüğe hava veren kimse gibidir. Misk taşıyan kimse ya miskinden sana verir ya da ondan misk satın alırsın veya onda bir koku hissedersin. Körüğe hava basan kimse ise ya senin elbiseni yakar ya da onun üzerinde çirkin bir koku hissedersin.” (Buhari ve Müslim)

Bugün kendilerine pek rastlayamadığımız ancak bir zamanlar camilerin köşelerinde güzel kokular satan yaşlı amcalarımıza şahit olurduk. Onlar hem cami içinin hem de dışının süsleriydi… Aksakallı, güler yüzleriyle kalplerdeki sevgiyi üzerlerine çekerlerdi. Onların ellerinde küçük tüplere koku aktardıkları şırıngaları olurdu. Orada bulunanların dikkatlerini kendi üzerine çekmek için güzel kokuları etrafa saçarlardı. Camiden çıkan, yoldan geçenler kendi istekleriyle, kendi iradeleriyle koku satın alırlar ya da alışveriş niyeti taşımadan bu zat-ı muhteremin tezgahında ne satılıyor diye yanaşırlarda onlarda cömertliklerini gösterip ya elinize ya da şırıngayla üzerinize [...]

  • Yusuf-Yılmaz
    Permalink Gallery

    PEYGAMBERİN MİRASINI SİNESİNDE TAŞIYANLAR LATİF OLANDAN BİR LÜTUFTUR

PEYGAMBERİN MİRASINI SİNESİNDE TAŞIYANLAR LATİF OLANDAN BİR LÜTUFTUR

Allahu Teala en güzel isimleri kendinde bulundurmaktadır ki Kuran’da da bu durum böylece kayıt altına alınmıştır. “En güzel isimler Allah’ındır.” (Araf; 180) Bizler müminler olarak Allah’ımızı ya kendi kitabından yada Rasulünün sünnetinden tanımaktayız. Yine mümin olarak bu bildirilen isimleri anlamları dışında tanımlamaktan uzak durduğumuz gibi bu mübarek isimleri sonradan yaratılmış olanlara nispet etmekten de o derece imtina etmekteyizdir.
İşte Rahman olan Allah’ımızın mübarek isimlerinden biri de “latif”tir. Mevcudat bu ismin tecellisi ile bilmedikleri yerden rızıklanır, ummadıkları yerden kendilerine yardımda bulunulur, özelde insan için düşünüldüğünde hak etmediğinden fazla hayır ve bereketlerle nimetlendirilirler. Gözümüzü ve gönlümüzü nereye çevirirsek orada Latif olan Rabbimizin nimetleri ile karşılaşacağızdır. Bizler yokluk aleminde bir nokta iken babalarımızın necis bir suyunun annemizin rahmine ulaşmasıyla varlık alemine ilk adımımızı atarken Latif olan Rabbimizin isminin tecellisi ile karşılandık. Çünkü Rahman bizi dişi bir hayvanın rahmine atabileceği gibi üzerine basılan değersiz bir toprak parçası olarak da var edebilirdi. Bizi ahsenul [...]