• said
    Permalink Gallery

    AYARLANMIŞ SAATLİ BİR BOMBA; TEKFİRCİLİK VE TEDAVİSİ

AYARLANMIŞ SAATLİ BİR BOMBA; TEKFİRCİLİK VE TEDAVİSİ

İsminle Allâh’ım…

İslâm ümmeti geldiğimiz son noktada kendi içinde fikri kargaşaların, kavram karmaşasının, ilim, bilim ve ahlâki eksiliğin içinde yaşamaktadır. Büyük ailemiz olan İslâm ümmetinin her bir ferdi çocuklar gibi sağa sola dağılmış, çeşitli fikir ve hiziblere bölünmüşlerdir. Ak ile kara’nın, doğru ile yanlışın ayırt edilemediği bu vahim çağda en vahim olan da İslâm’ın temel doktrini olan ve başlı başına ehil insanların ellerinde şekil bulacak olan temel akaid konularının avam halkın eline düşmüş olmasıdır. Avam halk elbette dini yaşama, gerektiğinde savunma anlamında güzel örnek olabilir lâkin iman ve küfür gibi kişinin dünyasını ve ahiretini ilgilendiren esas konularda rahat konuşması, pervarsızca gündem etmesi hiç yakışık değildir. Hele ki bu konular geçmiş de İslâm âlimlerini en çok meşgul eden ve üzerinde en çok durulan, İhtilâfların ve fırkalaşmanın temel zeminini oluşturan bir alan ise.
Bizim burada karşı geldiğimiz konu tekfirin temel mantalitesini kavramadan, kurallarını, usûlünü, şartlarını, engellerini bilmeden şer’i ilimleri tam bir şekilde [...]

  • sait-özdemir
    Permalink Gallery

    KAZANMA KUŞAĞINDA ÖNÜMZE ÇIKAN BİR HASTALIK; BEL’AMLIK / HAKKI GİZLEMEK

KAZANMA KUŞAĞINDA ÖNÜMZE ÇIKAN BİR HASTALIK; BEL’AMLIK / HAKKI GİZLEMEK

İslâm ümmetinin yeni yeni filizlenmeye başladığı bir çağda Müslümanların en büyük dertleri ‘İslâm’ın bütün kavramlarını ihyâ etmek, gizlememek, onu muhâfaza etmek ve bizâtihi yaşamaktı.’ Kutlu Nebiden böyle öğrenmişlerdi. Eğer bu dine imza atıp gireceklerse türlü türlü belâlara karşı dik durup her zaman hakkın savunuculuğunu yapacaklardı. Tarihin seyri ne kadar değişse de, zaman ve zemin her ne kadar farklılaşsa da müminin bir yüzü olacak, duruşu her zaman çevresine örnek, sözleri ve fiilleri ise kendi döneminde ki insanları harekete geçirecek güçte olacaktı. İşte sahâbeler bu sarsılmaz öğretileri iç benliklerine kazımış dinde tavizsiz bir hayatın en renkli görüntüsü olmuş, kazanma kuşağında kaybedenlerden olmamışlardı.

Ne var ki ilerleyen günler insanın nefsinin kumandasına kendisini teslim ettiği, fitnelerin ard arda geldiği, bâtılın hak suretinde gösterildiği ve kavramların içinin boşaltıldığı bir zamanı soludu. Efendimiz aleyhisselâm’ın: “Az bir dünya malına dinlerini satacaklar’ (1) dediği gibi dini yaşamanın, akide savaşı vermenin zorluğundan kaçan her fert dini sulandırmaya, onun kavramlarıyla [...]

FİKİR ÇİLESİ NEDİR BİLİRMİSİN ?

Bu çileli, zehir zemberek yolun kırkındaydı Efendimiz aleyhiselâm… Gözleri etrâfı temâşa ettiğinde çoğu insanın cehâletin zifiri karanlığında boğulduğunu, hevâ ve arzulara kurban gittiğini görüyor içten hüznün en koyusunu yaşıyordu. O’nun çileyle özdeş bir hayatı vardı. Daha peygamberlik makâmına erişmeden, semâ ile bir bağlantı kurmadan başlamıştı O’nun sancıları. Zira yaşatma idealini prensip edinenler kendi yaşamlarına en mukaddes çileyi yerleştirir ve bütün hal ve hareketlerinde hatta yüz hatlarında bile bunun izlenimini verirlerdi. Efendimiz aleyhisselâm da bu buhranlı zamanların da kendisinin ve gönlünün hira’sına çekiliyor, tâ en köşelerde bu karanlık dünyâ’nın üstüne doğacak güneşin tülûunu gözetliyordu.

İlâhi emirler yeryüzünü şereflendirmeye başladığında biricik Hatice’sine gelmiş ona içini dökmüştü. Belki tam çileyi kaldıramazdı Hatice annemiz ama bu kutlu dava’nın sancılı çilesine ortak olabilir, bu uğurda her şeyini fedâ edebilirdi. Yol Allâh’ın yolu olunca kim kendini fedâ etmez, ölü toprağa tohum saçmazdı ki. İki dava sâhibi, soluğu Varaka bin Nevfel’in yanında aldılar. Varaka bin Nevfel [...]

TOPRAKTA YÜRÜR BEDENLER RUHLAR ŞEHADET BEKLER

Fedâkarlık ve şehâdet…
Allâh’ın hoşnutluğundan başka bir şey düşünmeyen dertli sîneler…
O’nu sevme ve sevilme ideâli uğruna çekilen cefâlar…
Toprak üzerinde yürürken, rûhları şehâdete ayarlı yiğitler…
Kur’an’ın ifâdesi ile alınlarda secde parıltısı…
Hâl, hareket, tavır ve davranışlarının Hakk’a çağırması…
Onlar şehidlerdi… Yaşamları boyunca hep müteâl/yüksek ideâllerle, düşüncelerle oturup-kalkan, hayâtını ona ikrâm edene bağlı götüren, insanları yaşatmayı kendi yaşamının önüne geçiren, hep zirveleri kovalayan azizlerdi onlar…
Ömür kısa, vazife ağır diyerek târihin akışını değiştirmeye namzet, zehirli meyve olan uykularından ferâgat eden, İslâm sancağını yeniden bir kez daha dalgalandırma adına kendi mallarından, kendi canlarından vazgeçen, haklarını ser-sebil dağıtan, bir milleti kurtarma adına kendini küfürden, cahiliyeden, rezil ortamlardan, kötü ahlaktan kurtaran, bazen de bir millete rehber olma, yollarını aydınlatma adına ölümü göze alan, kanıyla yol levhası çizen yiğitlerdi onlar…
Onlar; yeryüzünde yürürken ellerine almış oldukları bir valizin içerisine bütün dünyalıklarını sığdıran, şahsi haz ve zevklerini sınırlandıran ve nerede zulüm, nerede âhu-eninler varsa [...]

Diliyle İnsanları Kıranları İbâdetleri Temizlemez

İlk insan Âdem aleyhisselâm’dan bu yana başlayan çizgide insanlığın ortak bir kaderi vardır; Dilini koruyup yanlışa basmayanlarla, diliyle etrafını yaralayıp kötülüğü temsil edenlerin mücâdelesi… Birbirleriyle karşı karşıya gelen, âdeta ışık ve karanlık gibi sürekli toplum içinde zuhûr eden bir yapıdır bu. İster farkına varılsın ister varılmasın, insan ya diliyle gül olur etrafına gül kokusu yayar, güzel söz ile çevresine renk verir ya da diken olur, acımasızca muhataplarına batar ve onları zedeler durur. Karşı muhatabın hoşuna gitmeyen bir sözü söyleyen her kişi muhakkak yalnızlığın girdabında ademe/yok olmaya kurban giderken, susmasıyla, konuşmasıyla gönülleri huşuya sevk eden, titreten ve ihtizaza getiren güzel sözlerin sâhibi ise asırlar boyu yâd edilmeye namzettir. Bugüne kadar kelâmı fayda etmeyen, boş konuşan, diliyle diken devşirene kim dilbeste olmuş da methiyeler düzmüştür. Demek ki mahâret; dil ile diken olup etrafı kanatmak değil, dil ile hakka yürüyen toplumlara güller yetiştirecek toprak olabilmektir.

Asırlar boyu insanlığın en büyük imtihânı dili [...]

  • ŞEKİLDE-MÜSLÜMAN
    Permalink Gallery

    “ŞEKİLDE MÜSLÜMANLIK ADI KONULMAMIŞ HRİSTİYANLIK”

“ŞEKİLDE MÜSLÜMANLIK ADI KONULMAMIŞ HRİSTİYANLIK”

İslâm ümmeti, şiddetli depreme maruz kalan, fena bir şekilde sarsılmış olan ve tüm şer güçlerin üzerine üzerine geldiği bir zaman da yaşamaktadır. Dinin kalıplaştığı, kılıf ve zarf haline geldiği, manevi olarak camilerin, mescidlerin hatta Kabe’nin bile içinin, özünün yitirildiği bir zamanı solumaktadır. Halbuki tarihinin hiçbir döneminde bu kadar sıkıntılara, içsel değişimlere ve garipliğe namzet olmamıştı. Bu ümmet, hilâfetin melikliğe dönüşmesini de, 250 yıllık haçlı saldırılarını da, 50 yıl süren Moğol faciasını da, 850 yıllık İslâm devleti olan Endülüs’ün kaybına da şahitlik eti. Yine bu ümmet Siyonist baskınlara, vahşi Sırplara, barbar işgalcilere de şahitlik etti. 600 küsur yıl söz sahibi olup da arka plana atılmayı da gördü. Ama şu yaşamış olduğu dıştan işgali, içten şekilciliği ve içi boşaltılmış İslâm’ı hiç bir zaman dilimin de yaşamamıştı.

İslâm’ın filizleştiği bir çağda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetini ilerde gelebilecek sıkıntılara karşı uyarmıştı: “Muhakkak sizler, sizden önceki ümmetlerin yoluna karış karış, arşın arşın uyup [...]