• İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 13 kopya
    Permalink Gallery

    NE YETİŞKİN NE ÇOCUK ONUN ADI ERGEN İNSAN HAYATININ EN ÖZEL DÖNEMİ (1)

NE YETİŞKİN NE ÇOCUK ONUN ADI ERGEN İNSAN HAYATININ EN ÖZEL DÖNEMİ (1)

Ergenlik dönemi; biyolojik, zihinsel ve sosyal açıdan hızlı bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik fiziksel gelişim ile başlar, zihinsel ve ruhsal gelişim ile son bulur.

İslâm’a göre kadın adet görmeye başladıktan sonra, erkek ise ihtilam olmaya başladıktan sonra buluğ çağına girmiş olur. İster erkek ister kadın olsun ergenlik çağına giren her Müslüman artık İman ve küfür, tevhit ve şirk, helal ve haramlardan sorumlu olur.

Ergenlik dönemi felaket dönemi değildir. Tamamen normal bir değişim ve gelişim sürecidir. 1 yaşına giren çocuğun yürümeye çalışması nasıl doğal ise, büyüyen bir çocuğun da ergenliğe girmesi aynı şekilde doğal bir süreçtir. Yürümeye çalışan bir çocuğa “adam gibi yürü” der miyiz? Aynı şekilde ergenlik dönemindeki gence de “adam gibi davran” diyemeyiz.

Ergenlik döneminde anne-babaların doğru bilgilerle donatılması çok önemlidir. Bu dönemde çocuğun anne-babanın anlayışına, sabrına, güvenine çok ihtiyacı vardır.

Ergenliğe geçişte ıslak rüyalar ve aybaşı kanamaları bilgisiz ergenleri hazırlıksız yakalar. Kızlar, anneleri tarafından aybaşı [...]

ÂDİL DEVLET BAŞKANI

Hamd olsun âlemlerin Rabbi Allah’a! Din (duruşma ve hesap verme) gününün hâkimine! Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz. Doğru yola ilet bizi: Nimet (hidayet) verdiklerinin yoluna, gazaba uğramayan ve dalalete düşmeyenlerin. (Âmin!) Salât ve selam olsun peygamberlerin efendisine ve ümmetin rehberine! Hayatını, hayatı verene tevekkül ederek O’na kulluk çerçevesi içinde yaşayan ve kendisinden sonra gelecek bütün yöneticilere sırat-ı müstakimi gösteren siyasetli Muhammed’e! Ümmeti idare etmekte nübüvvet yolunu takip eden raşid halifelere ve bu konuda onlara yardımcı olan bütün ashab-ı kiram ve sadık mü’minlere de salat ve selam olsun! 

İmdi; bu makalemizde ümmetin istikameti için hayat suyu konumunda olan âdil devlet başkanının faziletinden bir nebze de olsa bahsedeceğiz. Çünkü ümmetin ıslah edilmesi ve istikamet üzere yürüyebilmesi için bir taraftan rabbani âlimlere, diğer taraftan âdil devlet başkanına zaruret derecesinde ihtiyaç vardır. Bu iki hayat unsuruna su ve ekmekten daha fazla muhtacız. Zira ümmetin dünyevi ve uhrevi saadetinin teminatı, hidayet rehberi [...]

RABBİNE KULLUK EDEREK HAYAT GEÇİREN GENÇ

Hamd; “Doğrusu onlar; Rabblerine inanmış, genç yiğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık.”[1] buyuran Allah’a;

Salât ve selâm; Allahu Teâlâ’nın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde gölgelenecek yedi zümreden birinin “Rabbine ibadet içinde yetişen genç” olacağını bildiren Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,

Allahu Teâlâ’nın affı ve keremi genç iken Rabbinin buyruklarına tabi olmuş vahiyle beslenmeye devam eden ve ilahi buyruklara riayet ederek genç kalabilenlerin üzerine olsun.

Mükellef olduğu andan itibaren Rabbine kulluk hizmetine başlayan ve ibadetle yoğrulup zevkle Rabbine ibadete yönelenlere selâm olsun!

Rabbinin buyruklarına daha küçüklükten itibaren yavaş yavaş alışan veya alıştırılanlara ne mutlu!

Hayatlarını cahiliyenin pisliklerinden uzak tutup nefes almaya başladığı andan itibaren Rabbine kullukta çaba gösteren ayakta zor durabildiği o küçüklük halinde bile yarım yamalak bir ağızla ibadete yönelen ve İslâmi bir ortamda kulluğu öğrenmekle şereflenen kardeşlerim! Nasıl bir değere sahip olduğunuzun farkında mısınız?

Rabbimizin size olan lütfunun şuurunda mısınız? Nicelerinin tevbe etmeye dahi fırsat bulamadığı ve günahlarının ağırlığı içinde Rabbine [...]

MESCİDLERE DEVAM EDEN KİMSE

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.
Dinimizin en fazla önem verdiği hususlardan biri de toplu halde hareket edecek cemiyetler inşa etmektir. Birbirine sımsıkı sarılan, hakkı hak, batılı batıl bilen, tek el şeklinde hareket eden bir cemiyet, içinde meydana gelebilecek muhtemel ifsatları engelleyebileceği gibi hayır babından çok yüksek zirvelere de tırmanabilir. Müslümanların tarihinde beraber hareket edildiği zaman elde edilen kazanımlar bu gerçeği tasdik etmek için kâfidir.
Dinimizin, cemaat olma ve tüm mü’minlerin beraber hareket etmekle kurtuluşa ereceğini beyan etmesi, sadece bu konudaki emirlerle ve ayrılığın vahim sonuçları olduğu ile sınırlı kalmamıştır. Öyle ki dinin temel ibadetlerinden olan hac ve namaz mü’minleri bir arada toplamış ve İslâm kardeşliğini sağlam bir şekilde pekiştirmiştir.
Hiç şüphesiz her dönemde Müslümanların kalplerinde tereddüt etmeden bir araya geldikleri yerler mescitlerdir. Çünkü bu mübârek mekânlar içlerinde çeşitli ibadetlerle Allah’ın isminin yüceltilmesi sebebiyle tüm inananların ortak değeridir.
İslâm davetinin [...]

ARŞIN GÖLGESİNİN İKİ BAHTİYAR İNSANI

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Rabbimiz seni noksan sıfatlardan tenzih eder hamd ile tesbih ederiz. Salat ve selam ise alemlere rahmet olarak gönderilen şanlı nebiye ve ona yürekten inanarak tabii olan  mü’minlere olsun.

Sevgi kalplerin yaşam belirtisi ve insanin özü olan ruhun gıdasıdır. Sevmeyen kalp işlevini yitirmiş manen kaskatı kesilerek ölmüş demektir. Şüphesiz sevgiye en layık olan da sevgiyi yaratan ve onu insanın kalbine koyandır. İnsanı ihya etmenin yolu kalpten geçer.

”Vücutta bir et parçası vardır ki o doğru olursa bütün vücut doğru olur o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir.”[1]

Kalp  duygunun merkezi olan bir organdır. Bu nedenle bilgi kalbi tek başına koruyamaz. Kalbi korumanın yolu duygulardan geçer. Duygular ise ifrat ve tefrit çizgilerinden ancak İslâm ile korunur. Herşeye bir ölçü getiren Rabbimiz sevme, nefret etme vb.duygulara da ölçü getirmiştir. Hal böyleyken insanın davranışlara yön veren sevgi ve nefret gibi çok güçlü duyguları dünya menfaatleri için değil Allah [...]

GÖZÜNDEN RAHMETE AKAN ILIK DAMLA

Çocukluğumuza gidelim bir an. O masum hallerimizi hatırlayalım. Temiz ve saf duygularımızı, muhtaç ve aciz olduğumuz zamanlarımızı hayal edelim. Yaramazlık yaptığımız anları hatırlayalım, annemizden hem korkup hem de yaramazlık yaptığımızı. Yapmadan önce bir cesaret ama yaptıktan sonra korku alırdı kalbimizi. Tir tir titrerdik, aslında bilirdik annemizin yumuşak kalbini. Ama yine de korkardık, ne cevap vereceğiz annemize diye. Bazen korkumuz şiddetlenirdi. Başlardık ağlamaya hıçkıra hıçkıra, titreyerek, korku, panik ve endişe içinde. Ve dilimizden dökülen kelime de “anne” “anne” “anneciğim” diyerek ağlardık. Onun ismini anarak, sayıklayarak ağlardık. Aslında onun affına sığınırdık, bize öfkelenmesin diye. Onu üzdüğümüz için de ağlardık pişmanlıktan. Ve annemiz görünce o perişan halimizi, kızardı aslında yaptığımız işe, ama yavrusunun gözyaşlarına dayanamazdı. Bizi kucaklar, bağrına basar, “tamam üzülme ama lütfen bir daha yapma” derdi. “Söz ver şimdi bir daha yapmayacağına”. “Söz anne söz, bir daha asla yapmayacağım” derdik. Affedilmenin hafifliğini hissederdik yüreğimizde. Hafifler, mutluluktan uçardık sanki.

İşte şimdi büyüdük. Rahman’ın [...]