AMELLERDE SADECE ALLAH’IN RIZASINI GÖZETMEK

“…Her kim Rabbine kavuşmayı umuyor, buna inanıyorsa, sâlih ameller işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın!” (1)

Allah için yapılması gereken ibadet, hayır-hasenât ve hizmetlere, fânîler ortak edilirse, yani Allah’tan başkasının da takdîrini kazanmak gibi nefsânî bir gâye karışırsa, hem o amellerimizin ecri zâyî olur, hem de -nebevî tâbiriyle- “küçük şirk” sayılan riyâ/gösteriş cürmü irtikâb edilmiş olur. Bu ise, imâna zarar veren, son derece mahzurlu bir hâldir. Bu sebeple bizler amellerimizde sadece Allah’ın rızasını gözetmeliyiz.

“Ve onlar, dini sadece Allah’a tahsis ederek, Allah’ı birleyerek, ancak Allah’a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.” (2)  

Samimi niyet; Din’i yalnız Allah’a has ve halis kılmaya ilaveten, namaz, zekât, oruç, hacc ve kurban dâhil bütün ibadetlerin sadece Allah rızası için yapılması ile ortaya çıkar. Bu bakımdan, bir zarûret durumunda veya hayra teşvik gibi bir maslahat söz konusu olduğunda, sâlih ameller ve hayır-hasenâtın alenî olarak îfâ edilmesinde bir beis yoktur. Bu [...]

  • 58-dergi-cikti-calismasi_Klasör-yazi-gorselleri-12
    Permalink Gallery

    Ehl-i Sünnet İtikadının İmamları – 1 Ebu’l-Hasan el-Eş’ari (873-936)

Ehl-i Sünnet İtikadının İmamları – 1 Ebu’l-Hasan el-Eş’ari (873-936)

İslam tarihi sayfalarında bir dönem vardır ki insanlar bu dönemde itikadi konulardaki bid’atler ile tanışmaya başlamış ve imtihan edilmiştir. Bu dönem Abbasiler dönemi olup döneme itikadi konularda sapık fikirleriyle damgasını vuran düşünce ise Mu’tezîli anlayıştır. Devletin resmi mezhebi gibi bir duruma gelen bu anlayışa karşı âlimlerden bazıları bir kale gibi dikilmiş ve bu uğurda başına gelecek her türlü zorluğa göğüs germiştir. Ahmed bin Hanbel (rahimehullah), bu isimlerin başında gelir. İmam Eş’arî de bu isimlerin en önemlilerinden biridir.

Mu’tezile anlayışa en büyük darbeyi vuran isim, İmam Eş’arî’dir. O, bizzat kendi düşünceleri üzerinden Mu’tezilî anlayışa sahip kimselerle münazaralarda bulunmuş ve bu düşüncenin önde gelenlerine Ehl-i Sünnet’in müdâfisi olarak galip gelmiştir. Bu sayede toplumda yayılma gösteren sapık itikadi görüşler karşısında set olmuştur.

DOĞUMU

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in akide ile ilgili hususlarında önderlerinden olan ve yaygın adıyla İmam Eş’arî olarak bilinen Ebu’l-Hasan Ali İbn İsmail (rahimehullah), h.260/873 senesinde Basra’da doğmuştur. Neseb yönünden sahabeden Ebu Musâ el-Eş’ari’ye dayanan [...]

ÇOCUKLARIN BEDENSEL GELİŞİMİ VE SPOR

İnsanoğlunu hem ruhsal hem de bedensel yönlerden mükemmel yaratan Rabbimiz Allah’a hamd olsun. Manevi ve fiziksel ihtiyaçlarımızı en iyi şekilde bildiğinden, bizleri onları temin etmeye yönlendirmede vesile kıldığı hidayet rehberi peygamberimiz Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun ailesine, ashabına, salat ve selam olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, hidayeti ve inayeti tüm hayatını İslam üzerine bina etmiş Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.

Oyun, çocukta doğuştan gelen bir tabiat ve Allah’ın onda yarattığı bir içgüdüdür. Bunun temelinde çocuğun fiziksel gelişiminin mükemmel bir tarzda tamamlanması yatmaktadır. Çünkü insan yavrusu, canlılar arasında en uzun süre içinde gelişimini tamamlayan varlıktır. Kasların ve tüm bedenin gelişimi çocukluk döneminde gerçekleşir. Artık o dönemden sonra kas, kemik, göğüs, ciğer ve diğer uzuvların daha sağlam ve daha kuvvetli bir şekilde gelişmesi zorlaşır. Bu dönemden sonra bir insanın aktif bir sporcu veya atletik bir vücuda sahip olamayacağı dikkate alınırsa onun “çocukluk dönemi spor yapmadan ben vücudumu sağlam ve atletik bir [...]

SEN HANGİ SINIFTANSIN?

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir;

“Yedi kişi vardır ki Allah kıyamet günü kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı gün onları gölgelendirir;

1- Adaletli imam (yönetici,

2- Allah’a ibadet etmekle yetişmiş genç,

3- Yalnız başına kaldığında Allah’ı hatırlayıp gözlerinden yaşlar akan kimse,

4- Kalbi mescitlere bağlı kimse,

5- Birbirini Allah için seven iki kimse,

6- Kendisini şöhret sahibi olan bir kadının kendi nefsine çağırdığı halde Allah’tan korkuyorum diyen kimse,

7- Bir sadaka verip onda sağ elinin verdiğinden sol eli haberdar olmayan kimse.

(Buhari-Müslim)                                 

İnsanlar kabirlerinden kaldırıldıklarında kendileri için hazırlanmış gerçek hayatla karşılaşacaklardır. Bu hayat, dünyada yapıp ettiklerine göre şekil almış bir hayattır. Dünyasını nasıl yaşadıysa ahiretini onun karşılığı olarak yaşayacaktır. Temiz bir dünya hayatına karşılık mutlu bir son ve ya bunun tam tersi bir durum.

İnsanlar dünya hayatında yapmış oldukları zerre hayır ve şerrin hesabını vermek için tek tek aç, susuz ve çıplak bir şekilde çekirge sürüleri gibi kabirlerinden çıkarılacaklardır. Kâfirler bizi [...]

DAVA ADAMLARI (*)

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

 “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (1) 

Hak veya batıl olsun her davanın “adam”lara ihtiyacı vardır. Genel kural şudur ki; “adam”lar varsa davalar başarılı, yoksa başarısızıdır. Yeryüzündeki en yüce ve kutsal dava olan dinimizin tebliği, ikamesi ve dünyada gerektiği konuma yerleşmesi için de her şeyden çok dava adamlarına ihtiyaç vardır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in “Allah’ım! İslam’ı Ebû Cehil bin Hişam veya Ömer bin Hattab’la kuvvetlendir!” diyerek dua etmesi de adam talebidir. Hakeze Hz. Ömer radıyallahu anhu’nun bir gün dostları ile otururken ‘Haydi, herkes bir şey dilesin’ demiş. Oradakilerden biri: ‘Ben, şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yolunda harcayayım isterim’ demiş.

Bir başkası: ‘Şu oda dolusu altınım olsun da Allah yolunda harcayım isterim’ demiş. 
Bir diğeri: ‘Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam isterim’ demiş. 
Hz. Ömer ‘Başka?’ [...]

Terör/Terörizm Üzerine

Bismillahirrahmanirrahim

Terör/terörizm kelimesi günümüzde çok kullanılan bir kavram olsa da genel kabul gören uluslararası bir tanımlaması yoktur. Bunun en büyük sebebi egemen güçler ile egemen güçlere karşı mücadele eden unsurların meseleye kendi açılarından bakmasıdır.

Batılı devletlere göre terör/terörizm; “organize bir grubun devletin gücünü temsil eden kurumlarına veya siyasal iktidarın temsilcilerine yönelik sistematik şiddet kullanılmasıdır.”

Bu tanım bazılarına normal gelebilir. Fakat bu hem sorumlu hem de sinsi bir terör/terörizm tanımıdır. Batının terörizm tanımlamasından şu iki sonuç ortaya çıkıyor.

Birincisi; terör bir grubun/topluluğun fiillerdir. Bu tanımlamaya göre; devletlerin baskı, şiddet, yıldırma, işkence, yaralama, öldürme ve toplu katliamlar gibi eylemleri terör/ terörizm değildir.

İkincisi; ancak devletin kurum ve temsilcilerine karşı yapılan şiddet eylemler terör/terörizmdir. Bu tanımlamaya göre ise; dini ve etnik gruplara/topluluklara/cemaatlere karşı yapılan şiddet, yıldırma, işkence, yaralama, adam öldürme ve toplu katliamlar terör/terörizm kapsamında değildir.

İşte bu yüzdendir ki korsan İsrail Devletinin Filistinlilere karşı uyguladığı baskı, şiddet, işkence, yaralama ve toplu katliamları terör/ terörizm olarak değerlendirilmezken, Filistinlilerin [...]