SABIR NURUN VE CENNETİN OLSUN EY KARDEŞİM!

Ruhumuz yürüsün saadet asrına doğru… Tam yanı başımızda belirsin Ümmü Süleym’in o dik duruşu… Sesleniyor sabır örneği, aceleci fıtratına… Akşam ruhunu teslim eden evladının saklıyor ölüm haberini eşinden… Direniyor, sabrediyor, sıkıyor dişini… O haldeyken bile düşünüyor eşini…

Alıştırarak anlatıyor. Kocasını, evladının bir emanet olduğuna ikna ediyor önce. Ama ince ince eleklerden geçirilmiş cümleler dökülüyor ağzından. Zemini hazırlıyor Ümmü Süleym: “Komşuna bir emanet versen, zamanı gelince geri istesen, ama o, vermek istemese?” diyor. Beklediği cevap geliyor kocası Ebu Talha’dan: “Olur mu öyle şey?” diyor. Önce kocasını ikna ediyor. Bekliyor saatlerce, evlat acısı çeken çoğu annenin erişemeyeceği sabırla. Ve: “Allah, bize verdiği emaneti geri aldı” diyor sükûnetle…

Bencil değildi Ümmü Süleym. Eşini, onun yorgunluğunu, duygularını incitmemeyi düşünüyordu. Korkuyordu, isyan edip Allah’tan uzaklaşmasından…

Ey eşiyle ve onun ailesiyle sınanan ve zerre kadar düşünmeyip zamanı ve mekânı kollamadan, aklından geçen zehir gibi sözleri, bir ok gibi kocasının kalbine fırlatan kardeşim!

Canın, ciğerin, evladını mı toprağa verdin? Gözünün [...]

BİR BÜYÜK DÂHİ MİMAR: MİMAR SİNAN (1489-1588)

Bir insan düşünün! 100 yıla yakın bir ömür sürüyor ve bu ömründe insanlar arasında kendisine “Allah râzı olsun” denilecek hiç bir amel/eser/iz bırakmadan bu dünyadan geçip gidiyor. Bu insan ne büyük bir kayıp içindedir bir bilse. Asıl ve acı kaybın da bu olduğu muhakkak bir gerçekliktir.

İnsan, yaşadığı hayatta “Allah’ın râzı olacağı bir eser bırakma yolunda ne kadar gayret sarfederse, o oranda bu hayatının anlamını idrak etmiş demektir.” Bu hususun önemini farkedenler ve böyle bir durumdan habersiz bir şekilde hayat sürerek ölüp gidenler olarak karşımızda iki sınıf insan durmakta.

Ömürlerini Allah’a adayarak, O’nun râzı olduğu bir hayat sürerek eser bırakan kimseler şu hadisle müjdelenmiştir: “İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i câriye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk.”  [1]

Sadaka-i câriye, kişiye sürekli ecir/sevap kazandıran her ameli kapsar. Kişinin bir cami, medrese, su kuyusu, yetimhâne yapımına katkıda bulunması gibi. Buralardan insanlar istifade ettiği sürece [...]

ABD’NİN ELÇİLİĞİ KUDÜS’E TAŞIMASININ ARKA PLANI

ABD Başkanı Donald Trump kendinden önceki başkanlar gibi seçim kampanyasında Tel Aviv’de bulunan elçilik binasını Kudüs’e taşıyacaklarına dair seçim vaadinde bulundu. Başkanlık seçimini kazanan Donald Trump 6 Aralık 2017 tarihinde kamuoyuna taşıma kararını duyurdu bütün karşı çıkışlara rağmen.  Ve son olarak 14 Aralık İsrail’in kuruluşunun 70. yılında Kudüs’te elçilik binası açıldı.

ABD Eski Başkan Yardımcısı Mike Pence, ABD’nin hâlihazırda Tel Aviv’de bulunan İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e 2019 yılı sonuna kadar taşıyacaklarını söylemişti.[1] Trump’ın aldığı bu karar ABD başkanları arasında 1995 yılından beridir konuşuluyordu fakat Trump’ın seçim kampanyasını destekleyen Amerikalı ünlü kumarhaneler zinciri sahibi Sheldon Adelson’un etkili olduğu biliniyor. Sheldon, Trump’ın seçim döneminde 20 milyon dolar bağışta bulunarak Trump’ın seçimleri kazanmasında etkili oldu.

New York Times’ın haberine göre Sheldon bu bağışı elçiğin Kudüs’e taşınmasına karşılık yaptığını yazdı.[2] 2019 yılının sonlarına doğru açılacak olan elçilik için hazırlıklara başlayan Trump’ın yardımına yine parasıyla Sheldon devreye giriyor ve elçiliği İsrail’in kuruluşunun 70.yılında açması dâhilinde yarım milyon [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel
    Permalink Gallery

    ŞİRKTEN SONRA EN BÜYÜK GÜNAH: HAKSIZ YERE CANA KASTETMEK

ŞİRKTEN SONRA EN BÜYÜK GÜNAH: HAKSIZ YERE CANA KASTETMEK

İnsanı fıtrat üzere yaratan ve fıtratını koruduğu sürece onun canını koruma altına alan Allah azze ve celle’ye hamdolsun! Haksız yere bir Müslümanı öldürmenin en büyük günahlardan olduğunu beyan eden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e, onun pak âline, ashâb-ı kirâmına ve kıyamete kadar ona tâbi olan müminlere salât ve selâm olsun!

İmdi; Haksız yere bir Müslümanı öldürenin hükmünü ve katili felakete sürükleyen ne kadar büyük bir günah olduğunu beyan etmek çok önemlidir. İslam’ın can emniyetine verdiği önemi ve insanın en büyük sermayesi olan canını koruma altına almak için aldığı tedbirleri beyan etmek son derece önemlidir. Özellikle de öldürme olaylarının arttığı, can emniyetinin rafa kaldırıldığı, Müslümanların aziz canlarının artık pek büyük bir kıymet kabul edilmediği ve çeşitli sebeplerle Müslümanların birbirlerini boğazladığı günümüzde bunun önemi daha büyüktür.  

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetinin bölünüp parçalanacağını, yetmiş küsur fırkaya ayrılacağını ve bunlardan bir tanesi hariç hepsinin batıl ve ifrat üzere olacaklarını ve cehennemliklerin [...]

HASAN KARAKAYA HOCAEFENDİ

DOĞUMU, ÇOCUKLUĞU VE İLK TAHSİLİ

Hasan Karakaya Hocaefendi 1943 yılında Erzurum’un İspir/Pazaryolu ilçesi, Demirgöze köyünde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan bir ailenin üçüncü ve ilk erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası aynı zamanda köyün sıhhiyesi olarak da bilinirdi. Annesi ise ev hanımıydı.

Hasan Hocaefendinin ilginç bir doğum hikâyesi vardır. Annesi tarlada ekin biçerken rahatsızlanmış ve o zor şartlar altında doğumu gerçekleşmiştir. Yakınlarının anlattığına göre tıp dilinde Makrozomik diyebileceğimiz 4000 gram üzeri bir bebek olarak dünyaya geldiğinde gözleri açık ve etrafı seyreder bir haldeydi.

Çocukluğunun ilk on buçuk yılı köyde geçmiştir. Kendisinin çocukluk çağından hatırladığı tek oyun dokuztaştır. Ablası; çocukluğunda çelik çomak oyunu oynadığını ve taşlardan bina yaptığını söyler. Ayrıca iyi bir at binicidir. Erzurum’un yüksek ve çetin dağlarının düzlüklerinde at koşturduğu çok olmuştur.

Annesinin de teşvikiyle çocukluk yıllarından itibaren ilme yönelmiştir. Boş işlerle iştigal olmaya fırsatı olmamış, Kuran ilmine çok erken yaşta hafızlık ile başlamıştır. Dört veya beş yaşlarında Kuran okumaya, 9 yaşlarında ise [...]

HASAN HOCAEFENDİ’NİN KIZINDAN MEKTUP; BABAM!

Babacığım, Sevgili Babam, iki gözüm;

Üç gün geçti üstünden ama sanki hep etrafımdasın. Aramızda olmadığının aralıklı olarak farkına varmanın acısı ile gidip geliyorum. Biliyorum ki sen artık ruhunu gerçek sahibine teslim ettin ama o bilinmeyen âlemden söylediklerimi duyabilme ihtimaline karşı yazıyorum.

Bu seferki kompozisyonu, senden yardım almadan tek başıma yazdım. Herkes şahit olsun söylediklerime, nitekim sen özü de sözü de doğru bir insandın ve her zaman örnek bir şahsiyet olmanın bilincini aşılardın. Ben de şimdi seninle örnek bir şahsiyeti yani “Seni” paylaşacağım. Ben hayatta sana bunları deme fırsatı bulamadım. İçime dert oldu diyemediklerim.

Baştan diyeyim; bunu hiç beklemiyordum babam. Çünkü sen annemin bir çorbasıyla ayağa kalkan adamdın. Senin günden güne solan vücudunu gördükçe mahvoluyordum ama ümit vardım.

Benim için dağ gibi, koca bir çınar gibiydin. Şifaya kavuşacağına olan itimadım, Hakk’a kavuşacağın gerçeğini gizledi benden. Şimdi burnumun direği sızlıyor taa derinlerden!

İnsanlar sana ‘âlim’ diyor, ben sana ise “baba” diyorum. Çeyrek asırdan fazladır babalık yapıyorsun [...]