MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA TEFEKKÜRÜN ÖNEMİ

Şahsiyet; bir ferdin kendine has görüntü, duygu, düşünce ve davranışlarının tamamıdır. Bir diğer deyişle; şahısla alakalı akla gelebilecek unsurların tümüne birden verilen addır. Halk arasında “karakter” ile aynı anlamda kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklılıklar vardır. Şahsiyet kavramında insanın bütün varlığı ve mahiyeti akla geldiği halde karakter kelimesinde cüzi, parçacı bir durum söz konusudur. Mesela sertlik bir karakterdir, ama kişinin şahsiyeti hakkında bize tam bir malumat vermez. Bir insana eli açık olduğu için “cömertlik “karakterini uygun bulabiliriz, ama bu vasıf üzerinden onun şahsiyeti hakkında sağlıklı bir yorum yapamayabiliriz. Çünkü sert bir insan her daim kötü olmayacağı gibi cömert bir insan da daima iyi olacak şeklinde bir kaide yoktur.

Şahsiyet ve karakter ile alakalı olarak dikkate değer bir diğer husus ise bu kelimelerin çift taraflı olup iyi ve kötüye delalet etmemesidir. Tek başlarına kullanıldıklarında nötr olan bu kavramlar kendilerine eklenen ek ve kelimelerle renk kazanırlar. Şahsiyetsiz kişi, İslami şahsiyet, iyi karakterli, karaktersiz [...]

ORTA ASYA’DA GARİP MÜSLÜMANLARIN BELDESİ

Müslüman coğrafyaları yazı dizisinin bu sayıdaki durağı Orta Asya’nın garip Müslümanlarının beldesi Tacikistan. Tacikler, farsça konuşmaları sebebiyle kültürel olarak Farslarla, halkın yüzde 95’inin de sünni olması ve bölgesel konumu sebebiyle de Türklerle yakın ilişkileri bulunan kadim bir topluluktur. Ancak özellikle son yüz yıldır bölgede gün geçtikçe artan Rus ve Çin etkisi ve Müslüman halka yönelik kıyım ve ihlaller bu kadim topluluğu derinden etkilemektedir. Özellikle dinlerine bağlılığıyla bilinen Tacik halkı ülkedeki İslam karşıtı acımasız politikaların hedefi haline gelmiştir.

Özellikle Tacikistan İç Savaşı olarak adlandırılan uzun dönem bölge Müslümanları için tam bir işkenceye dönüşmüştür. Bu sebeple yazının başlığından da anlaşılacağı üzere ülke Müslümanları, Allah Rasûlü’nün “İslam garip olarak başladı ve tekrar başladığı gibi garip haline dönecektir. Gariplere müjdeler olsun!”(2) şeklinde aktardığı hadiste vurgulanan garipleri hatırlatır. Çünkü Tacikistan Müslümanları İslam düşmanlarına karşı şanlı direnişlerinde çoğu zaman yalnız kalmıştır. Ezilmiş, işkence görmüş, sürülmüş ancak İslam’dan başka bir din aramamıştır. Yüce Allah’ın “Ey İman Edenler! Allah’tan, [...]

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA VERA VE ÖNEMİ

Hamd; “Kim, Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.  Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir…” (1) şeklinde buyurarak takvaya ve vera sahibi olmaya irşad eden Allah’a,

Salât ve Selâm; “Seni şüpheye düşüreni bırak, şüpheye düşürmeyene yönel” (2) buyuran Peygamber aleyhisselâm’a

Allah’ın lütfu ve keremi, rahmet ve mağfireti vera sahibi olma gayretiyle hareket eden, Allah’a ihlasla yönelen, şüpheli ve boş işlerden yüz çeviren müminlerin üzerine olsun.

Vera; Takva, sakınma, korunma, günahtan kaçma ve korkma, şüpheli olan şeylerden ve boş işlerden uzak kalmak demektir.

İbnu’l Esir’in açıkladığı üzere asıl itibariyle vera haramlardan kaçınmak manasına gelir. Ancak sonradan dini endişelerle mübah ve helal olan şeylerden de kaçınmak manasında kullanılmıştır.

Vera, dini hükümlere riayette titizlik manasına gelir.

Korku derecelerinin en düşüğü etkisi amellerde ortaya çıkan ve kişiyi haramlardan alıkoyan korkudur. Söz konusu korku haram olması mümkün olan bir şeyden kişiyi alıkoyarsa buna “vera” denilir.

Gereksiz şeyleri terk [...]

  • Çalışma Yüzeyi 7-100
    Permalink Gallery

    İKİNCİ EBU HANİFE: ŞEYHÜ’L İSLÂM EBUSSUÛD EFENDİ (1490-1574)

İKİNCİ EBU HANİFE: ŞEYHÜ’L İSLÂM EBUSSUÛD EFENDİ (1490-1574)

Hayatı

Asıl adı Muhammed bin Muhyiddin bin Muhyiddin olan Ebussuûd’un, Arapça kökenli bir kelime olan Ebussuûd künyesini niçin aldığı konusunda kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Dedeleri ise Türkistanlı olup Semerkand’dan Anadolu’ya gelmişlerdir.
Ebussuûd’un babası Şeyh Yavsi Muhyiddin Muhammed el-İskilîbî (İskilip’te medfundur), meşhur bilgin Ali Kuşçu’nun kızı ile evlenir. Bu evlilikten Ebussuud Efendi, 17 Safer 896/30 Aralık 1490 tarihinde Çorum-İskilip’e bağlı bir eski yerleşim yeri olan İmad (Direklibel)’da doğmuştur.
Doğduğu yere nisbetle “İmadi” olarak da anılan Ebussuûd’un, diğer en meşhur künyesi ise “Hoca Çelebi”dir.
Ebussuûd Efendi; sade giyinişi, sahabe yolundan ayrılmamaya çalışması, çevresindekilere son derece yumuşak davranışı, dünya ve dünyalıklara düşkün olmamasıyla tanınmış bir kimsedir.
Şeyh Bedreddin’in Vâridât’ına şerh yazan bir Bayramî şeyhi olan babası, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Şehzade Bayezıd’ın Amasya sancak beyliği esnasında Şehzade’nin sevgisini ve dostluğunu kazanmıştır. Sultan İkinci Bayezıd tahta geçtikten sonra Şeyh Muhyiddin’i İstanbul’a davet etmiş ve kendisine büyük bir zâviye yaptırıp mülk olarak vakfetmiştir. Sultan, Şeyh [...]

DÜNYADAN CENNETE MEKTUP

Canım babacığım,

Bugün ev sahibi geldi, kirayı istedi. Birikmiş üç aylık kiranızı vermezsek gözümüzün yaşına bakmayıp bize sokağa atacağını söyledi. Anneme de bir ton hakaret etti, yetmedi seni andı o pis ağzına “Kocan akıllı biri olsaydı 5 çocuk yapmazdı! Bak şimdi ondan fayda mı var? Şu haline bak otuzuna gelmeden çökmüşsün… Madem geçinemeyeceksiniz niye geldiniz lan buraya!”

O zaman kartala döndü annem, o iri yarı göbekli adamı tuttuğu gibi yere çaldı. Öyle bir çığlık attı ki tüm apartman ayağa kalktı. Annem delirmiş gibiydi baba, adam kaçmaya yeltendi ama annem bırakmadı. Düşünebiliyor musun baba üflesen uçacak annem, söz konusu sen olunca aslan kesiliverdi birden. Komşular geldi kurtardı adamı adam kaçtı annemse saatlerce kendine gelemedi. Fotoğrafına sarılıp saatlerce ağladı… Ağladı sonra secdeye kapanıp hıçkıra hıçkıra dua etti.

Onu öyle görünce bizde ağladık baba. En çok sevdiğim ketçaplı makarnayı bile artık hiç canım çekmiyor, baba. Baba gel kurbanın olayım.

Sen olsan kimse bize bağıramazdı baba, o [...]

  • Çalışma Yüzeyi 5-100
    Permalink Gallery

    MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA AMEL EDİLEN İLMİN ÖNEMİ

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA AMEL EDİLEN İLMİN ÖNEMİ

Şahsiyet, bir ferdin toplum içerisinde sergilediği davranışlar ve alışkanlıklar bütünüdür. Alışkanlıklar ve davranışlar ise her topluma göre değişmektedir. Bir ferdin davranış ve alışkanlıklarını ferdin inancı belirler. Bu inanç, kişinin ve toplumun yaşam tarzı ve hayat nizamı ile aynı eş anlamdadır. Her ne kadar dünya da inanç ve yaşam tarzları bir araya getirilmese de kökene ve toplumda açığa çıkan fiiliyat yönüyle bakıldığında inanç yani din yaşam tarzını belirler.

Tersi olarak bakıldığında ise yaşam tarzı kişilerin ve toplumların inançlarını belirlemiştir. Basit bir açıklamayla dillendirecek olursak, ya kişinin dini (inancı)  dünya hayatındaki en küçük fiilinden en büyük fiiline kadar hayat kurallarını, kanunlarını belirlemiştir. Ya da hayattaki en küçük fiilinden en büyük fiiline kadar olan yaşam biçimi o kişinin veya toplumun dinini yani inancını belirlemiştir. Kimse bu dünyada zorla inanmadığı şekilde yaşamamaktadır. Herkes kalbindeki ve aklındaki inancı hayatına yansıtmıştır. Bu yansımalar kişinin davranışlarını, tutumlarını, alışkanlıklarını ve değerlerini belirleyerek kişiye özgü bir karakteri yani şahsiyeti [...]