CEZAEVİNDEKİ MÜSLÜMANLAR

28 Şubat davasının sona yaklaşıldığı bu süreçte dönemin atmosferinde yapılan yargılamalar neticesinde hala cezaevinde yatmakta olan Müslümanların durumu çözüm beklemekte.                                                               

28 Şubat 1997..O günden bu güne 20 yıl geçti… İslâmi olan ne varsa ona düşmanlığın tavan yaptığı yıllar…

İman eden dindarların zorlu imtihan süreciydi. Zorbalığın, zulmün, işkencenin, insanlığa ihanetin, düşünceye hakaretin,  bedenlere yapılan hayâsızlığın, özgürlüklere set çekmenin, hukuksuzluğun prim yaptığı bir dönemdi.  Evlerin, sokakların, camilerin, şehirlerin hukuktan bu kadar mahrum olduğu bir dönem olmamıştı ve sonrasından gelen o soğuk ve çetin 28 Şubat… Karanlığın, hukuksuzluğun tüm ülkeye yayıldığı bir dönem.

Masa başında oluşturulan örgütler, delilsiz suçlamalar, işkenceler. Taraflı içtihatlarıyla aldıkları kararlar neticesinde başında bulundukları ceza dairelerinin (şimdilerde bunların kimisi FETÖ’den içerdeler) onadığı kararlarla müebbetle ve idamla yargılamalar.

Neticesinde yaklaşık 20 yıldır yüzlerce Müslüman o günlerden bugüne cezaevindeler. O gün 20 yaşlarında olan bir genç bugün muhtemelen 40’ına vardı. Bu süre zarfında çocukları büyüyenler, anne, baba, abla veya yakınları vefat edenler, cezaevinde hastalananlar, vefat edenler [...]

İRAN’DAKİ OLAYLARIN SATIR ARALARINI OKUMAK

Geçen ay İran’da ‘işsizlik, yüksek enflasyon ve yolsuzluk gibi ekonomik sebepler’ bahane gösterilerek başlayan protestolar kısa sürede yönetim karşıtı gösterilere dönüşmüş hatta ‘Ruhani’ye ölüm’ ‘Hamaney senin zamanın doldu’ gibi sloganlar havalarda uçuşmuştu.

Bu olaylara ilk resmi tepki Cumhurbaşkanı Ruhani ’den geldi.  Ruhani, “halkın gösteri ve protesto yapma hakkının olduğunu” söyleyerek olayları yumuşatmaya çalıştı. Fakat gösteriler daha da şiddetlenip kamu kurum ve kuruluşlarına yönelince, dini lider Hamaney’in çağrısı üzerine rejim bağlısı halk ve milis güçler karşı yürüyüşler düzenlemek üzere sokağa indi. Akabinde devlet güçlerinin müdahalesiyle yirminin üzerinde insanın ölümü ve yüzlerce tutuklamaların ardından resmi makamlarca, ‘kargaşanın sona erdirildiği’ açıklaması yapıldı.

Bu protestoların ilk günlerinde akıllarda kalan sloganların bir kısmı da ‘İran devletinin Suriye politikalarına’ yönelikti. Halk, İran’ın bölgedeki vekalet savaşlarında harcadığı maddi kaynakları eleştiriyor ve kamu kaynaklarının Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta değil ülke içerisinde harcanmasını istiyordu.

Acaba bu durum sadece sokağa çıkan ve ‘Vandal’ diye tabir edilen halkın eleştirisi miydi? Yoksa ‘İran devletinin Suriye politikalarına’ [...]

  • Permalink Gallery

    MESCİDİ AKSA’NIN KADIN MUHAFIZLARI; “BİZ BURADA KALACAĞIZ”

MESCİDİ AKSA’NIN KADIN MUHAFIZLARI; “BİZ BURADA KALACAĞIZ”

İsrail dünyaya kendisini “Barış Devleti” olarak tanıtıyor ancak o mübarek topraklara gittiğinizde ve özellikle Filistinli kardeşlerinizle hasbihal ettiğinizde zulme tüm yönleriyle şahit oluyorsunuz. Kudüs’te var olma mücadelesi veren Filistinli kadınlar, işgalin altında kadın ve anne olmanın büyük zorluğunu göğüsleyerek düşmanın karşısında dimdik duruyorlar.

Tarih boyunca peygamberlere ev sahipliği yapan, yeryüzüne halka halka yayılan bereketin merkezi, güçlünün elinde olduğunda sahibinin izzet kazandığı Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın tarih boyunca düşmanları var olduğu gibi, canları pahasına onu kaybetmemek için her şeyi göze alan muhafızları da olmuştur. Ayetler ışığında baktığımızda, Beytül Makdis’e annesi tarafından adanan, Rabbimizin dilemesiyle bir kız çocuğu olarak dünyaya gelen ve Aksanın muhafızı olarak hayatını bu gaye üzere geçiren ilk muhafız ve gönlünü Allah’a bağlayan ilk Murabıt Hz. Meryem’dir.                                                                       

Murabıt kelime anlamı olarak, kendini Allah’a bağlamış kişi, ibadete düşkün, düşmanla karşılaşılacak yerlerde nöbet bekleyen kişidir.

Kudüs’te var olma mücadelesi veren Filistinli kadınlar, işgalin altında kadın ve anne olmanın büyük zorluğunu göğüsleyerek düşmanın karşısında [...]

DAVETÇİ KARDEŞLERİMİZE TAVSİYELER

Yaşadığımız dünya üzerindeki tüm beşerî sistemlerin görünür eseri olan FİTNE’nin yani; küfür, şirk ve zulmün egemenliğine son verip bu batıl sistemlerin yerine Allah’u Teâlâ’nın ilim, adalet ve merhametinin eseri olan yüce İslam Şeriatı’nın hâkim olmasını canı gönülden istemek, bunun hayali ile yaşamak, bu yolda gece gündüz demeden bütün imkânlarımızı seferber edip çalışmak “Ben Müslümanım” iddiasında bulunan her insanın en büyük görevidir.

Bu husus bir fazilet veya müstehab değil, aksine bir akide, bir iman meselesidir.

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal, 39)

“Müminler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat, 15)

İslam ümmetinin imanlı ve duyarlı insanları arasında, yeryüzünden fitnenin kalkıp yerine Allah’ın biricik ŞERİATI’nın hâkim kılınması hususunda bir fikir ayrılığı yoktur. Fikirlerin ayrıştığı nokta, İSLAM’ın insanda ve toplumda hayat bulması, yaşanması ve yeryüzüne hâkim olması sürecinde izlenmesi gereken yol, takip edilmesi [...]

BU KARANLIK GECELERİN SABAHI BİR GÜN GELECEK Mİ?

Bismillahirrahmanirrahim

Çoğumuzun adını ilk kez duyduğu, birçoğumuzun ise haritada yerini dahi bilmediği Myanmar eski adıyla Burma, birçok Asya ülkesi gibi uzun yıllar boyunca İngiliz sömürgesi altında kalmış, nüfusunun büyük bölümünü Budistlerin oluşturduğu oldukça yoksul bir ülke. Myanmar yani Burma; Bangladeş, Çin, Hindistan, Tayland ve Laos ile komşu. Dünyanın en kalabalık yirmi dördüncü ülkesi olan Burma’nın nüfusu tam rakam bilinmese de 70 milyonun biraz üzerinde. Yaklaşık 64 etnik grubun yaşadığı ülkede 200’ü aşkın dil ve lehçe konuşulmakta. Son derece zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen ülkede kişi başına düşen ulusal gelir yalnızca 1.500 dolar civarında.

Tıpkı Ortadoğu’da 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler tarafından oluşturulan yapay ülkeler benzeri, Myanmar/Burma da bu bölünmüşlüğün ve yapaylığın kurbanlarından biri. Sömürgeci İngiliz zihniyeti çekip giderken ardında yalnızca coğrafi olarak değil, etnik ve dinsel olarak da yapay biçimde bölünmüş bir ülke bırakmış. Ülkenin yalnızca %68’ini Burmalılar oluştururken geri kalan nüfus Şanlar, Karenler, Müslümanlar, Çinliler, Hintliler gibi onlarca etnik [...]

Terör/Terörizm Üzerine

Bismillahirrahmanirrahim

Terör/terörizm kelimesi günümüzde çok kullanılan bir kavram olsa da genel kabul gören uluslararası bir tanımlaması yoktur. Bunun en büyük sebebi egemen güçler ile egemen güçlere karşı mücadele eden unsurların meseleye kendi açılarından bakmasıdır.

Batılı devletlere göre terör/terörizm; “organize bir grubun devletin gücünü temsil eden kurumlarına veya siyasal iktidarın temsilcilerine yönelik sistematik şiddet kullanılmasıdır.”

Bu tanım bazılarına normal gelebilir. Fakat bu hem sorumlu hem de sinsi bir terör/terörizm tanımıdır. Batının terörizm tanımlamasından şu iki sonuç ortaya çıkıyor.

Birincisi; terör bir grubun/topluluğun fiillerdir. Bu tanımlamaya göre; devletlerin baskı, şiddet, yıldırma, işkence, yaralama, öldürme ve toplu katliamlar gibi eylemleri terör/ terörizm değildir.

İkincisi; ancak devletin kurum ve temsilcilerine karşı yapılan şiddet eylemler terör/terörizmdir. Bu tanımlamaya göre ise; dini ve etnik gruplara/topluluklara/cemaatlere karşı yapılan şiddet, yıldırma, işkence, yaralama, adam öldürme ve toplu katliamlar terör/terörizm kapsamında değildir.

İşte bu yüzdendir ki korsan İsrail Devletinin Filistinlilere karşı uyguladığı baskı, şiddet, işkence, yaralama ve toplu katliamları terör/ terörizm olarak değerlendirilmezken, Filistinlilerin [...]