ÜMMETİN VARLIK NEDENİ!

الأمْرُ بالمعرو ف  والنهي عن المنكر
Allah’ın emirlerini yaymak, nehiylerinden sakındırmaktır. Allah Teâlâ mü’minleri şöyle vasıflandırdı:
“Tevbe edenler, ibadet edenler, (cihad ve ilim tahsili için) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, (insanlara) iyiliği emredenler ve (onları) kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah’ın sınırlarını (ceza yasalarını) koruyanlar (yok mu!) İşte onlar da cennet ehlidir. (Habibim!) Sen o mü’minlere (cenneti) müjdele.”(1)
İSLAM’IN İÇİNDE DOĞUP GELİŞTİĞİ TOPLUMUN YAPISI
Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed (s.a.v.) en şiddetli bir muhalefetin karşısına dikildiği bir toplumda İslam dinini tebliğ ettiğini söylemeye ihtiyaç yoktur sanırım. Çünkü bu dinin tabiatı ve nizam anlayışı, devrinin ve asrının yaşama sistemine ve özüne ters düşüyordu. Mesajın insanlara yaptığı etki, o günkü ve daha önce bilinen hayat telakkilerinden bambaşka idi.
Cahiliyye müşrikliğinin devlet olduğu dönemde, bu din ile karşılaşan her insan ani bir değişikliğe uğruyor ve bir gariplik içine giriyordu. İnkara kalkışıyor, reddediyor. Fakat bir türlü etkili olamıyordu. İlk defa bu yeni dini [...]

ÜMMETİ PARÇALAYAN FAKTÖRLER

Müslümanlar,  tarih boyunca zaman zaman, vahdet krizi yaşadılar. Müslümanların, vahdet zafiyeti yaşadıkları dönemlerde, büyük musibetlere düçar oldukları da malumdur. Haçlı seferleri, Moğol istilası gibi imtihanlar hep bu kabildendir. İslam düşmanları her fırsatta Ümmeti Muhammed’in tevhid kelimesi etrafında toplanmalarını engelleyebilmek için, Müslümanların esas hedeflerini, istikametlerini, dikkatlerini ve enerjilerini önemsiz şeylere yönelttiklerini görürüz hep.
Tarihi tecrübenin şahitliğine dayanarak diyebiliriz ki; Müslümanların tümünde olmasa da, kahir ekseriyetinde, birlikte hareket etmeleri halinde, güçleri zararları defetmeye, maslahatları celbetmeye yetmiştir. Bugün yaşadığımız birçok problemlerin sebebi vahdeti tesis edememektir. Vahdeti parçalayan unsurlar, gerek fert bazında kalitenin düşmesi,  gerek ümmet bazında niteliğin düşmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu nokta itibari ile ümmeti parçalayan unsurları şu iki başlık altında toplayabiliriz.
A: Mikro Faktörler – Ferdi Düzeyde Olan Unsurlar
B: Makro Faktörler – İçtimai Düzeyde Olan Unsurlar

ÜMMETİ PARÇALAYAN MİKRO FAKTÖRLER / FERDİ UNSURLAR
Aslında bu konunun başlığı dahi okunduğunda basit, sıradan, önemsiz gibi görünen ufak şeyler akla gelir. Gerçekte ise ümmetin [...]

İMANIN LEZZETİ

Her geçen gün yaşadığımız modern (!) dünyada kalplerimizde bulunan bazı güzel hasletler bizlerden uzaklaşmaya, dönem dönem zayıflamaya hatta unutulmaya yüz tutuyor.
Bu nokta itibarı ile peygamberimizin bizlere etmiş olduğu şu nasihatları bir kez daha hatırlayalım ve kendimize çeki düzen verelim.
Enes (r.a)’dan rivayet edilmiştir ki;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;
Şu üç haslet kimde bulunursa imanın tadını almıştır:
Allah ve Resulünü o ikisinden başka her şeyden çok sevmek,
Sevdiğini yalnızca Allah için sevmek,
Ateşe girmeyi çirkin (tehlikeli) gördüğü gibi, iman ettikten sonrada küfre dönmeyi çirkin (tehlikeli) görmek.  (Buhari)
VARLIK AMACIMIZ ALLAH’I SEVMEK VE SEVDİRMEKTİR
İmanın tadını almak, Allah ve Rasulünü o ikisinden başka her şeyden çok sevmekle mümkündür:
Sevmek; Allah ve Rasulünü Sevmek;
Gönlünü vermek, yakınlaşmak, uzak kalmamaya çalışmak, yakınlaşabilmek için her daim vesilelere sarılmak. Biraz uzak kaldığında özlemek, tüm zorluklara rağmen ümitvar olabilmek, güzel bir davranışın, yaşantının, hissin neticesinde seviliyor olmayı canı gönülden umabilmektir, sevmek.

Öze Dönüşün Başlangıcı HİCRET

“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara, 218)
Bütün peygamberler, salihler ve onların yolunu takip eden davetçiler Allah’a ve Rasulü’ne çağırmışlardır. Şüphesiz, görevin ve sorumluluğun büyüklüğü, gayenin ve hedefin yüceliği o yolda güç ve kuvvet harcamayı, zaman ve para harcamayı gerektirir. Kişi, yüce görevi ve gayesi yolunda ölümle dahi karşılaşabilir. Arkadaşlarını kaybetmek, düşmanının çok olması, alay ve eğlence konusu olmak, düzenbazların hilesi ve azılı düşmanların kini; kabul edenlerin, yardımcıların ve dostların az olması da buna ilave edilebilir. Bu durum bizzat, insanların efendisi sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğinin ilk günlerinde karşılaştığı durumdur. Bu gerçek, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in davasıdır. Bu olay, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in, Allah’ın kendisine gerçekleştirmesi için gönderdiği risaletidir.
Allah; yarattıklarının en hayırlısını insanlığa, O’nun risaletine en çok ihtiyacı olduğu bir anda gönderdi. Ehli kitap dinlerini değiştirip tahrif ettikten sonra, dinine [...]