RAMAZANDA YAŞANAN DOĞRULAR VE YANLIŞLAR

Ramazan Kur’an ayıdır. Müslümanların on iki ay içerisinde rehavete, gaflete ve gevşekliğe düştüğü, hayatın meşgaleleriyle kendini yıprattığı bu günlerden kendine çekidüzen verebileceği, düşüncelerine bir format atabilme fırsatıdır Ramazan ve üç aylar.
Recep ve Şaban ayı, müminin maneviyatı için bir kampa girmesi, ibadetlerine çeki düzen vermesi için ilk adımlardır. Ramazan ise bunun müsabakasıdır. Eğer müsabaka öncesi hazırlığını gereği gibi yapmışsa ve müsabakada da gereken emeği ve performası sergilemişse işte o kimse ödüle layık olur.
Günahları affedilebilmişse, kötü karakterden kurtulmuşsa, dilini, kalbini, fikrini, zikre alıştırıp bu alışkanlığını bütün bir yıla yayabilmişse karakterine İslam’ın istediği ahlakı aşılayabilmişse işte bu şahsiyet, Ramazandan kazançlı olarak çıkabilmiştir. Rabbim bizleri bu topluluktan ayırmasın. (Amin)
Ancak bir takım hususlar vardır ki insanların geneli Kur’an ve Sünnet gibi tertemiz pınardan beslenmeyip bidat, hurafe, İslami olmayan her türlü yanlış inanışa daha fazla bağlanır olduklarını görürüz ve bununla birlikte İslam düşmanı olan istismarcılarında avucunda [...]

MANEVİYATIMIZIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER NELERDİR?

Değerli okuyucu kardeşim! Kıssadan hisseyi okuduktan sonra yazımıza devam edelim.
Bizler de hayatımız boyunca içimizde bu kavgaları yaşıyoruz. Ancak maalesef bir çoğumuz siyah köpeği besliyor ve bundan dolayı da manevi yaşantımızda buhran içindeyiz, açız, lezzet almıyor veya alamıyoruz .
Bu engelleri oluşturan faktörlerden bazıları şunlardır.

1- Kirli Kalp
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmaktadır ki;
“Kul bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şayet o günahı terk edip tevbeye yönelirse, kalbi cilâlanır. Böyle yapmaz da tekrar günahlara dönerse, siyah noktalar artırılır ve neticede bütün kalbini kaplar. Allahu Teâlâ’nın şu buyruğu gibi kalbi pas tutar;
“Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları (kötü) ameller sebebiyle, kalplerinin üzeri pas tutmuştur.”(Mutaffifin; 14)
(İbni Mace, Zühd; 29)
Ne yazık ki işlediğimiz günahlar kalbimizi lekelemiş ve dönem dönem paslar olmuştur.
Allah kalplerimizi paklaştırsın.

2- Aslında bir hastalık olan tembellik (bilip yapmamak, çaba sarfetmemek)
Rasulullah’ın arkadaşları olan sahabiler şöyle derler; O bize şöyle dua etmemizi emrederdi: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, [...]

ŞEHADET BİR ZAFERDİR

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır. Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yeri kendisine gösterilir. İman elbisesi giydirilir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konur. Ondaki bir yakut taşı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.”(1)
Zulüm, baskı ve dayatmalara boyun eğmeden i’layı kelimetullah için verilen hizmet ve mücadele sonucunda gelen ölüme, şerefli ölüm denir. Ancak i’layı kelimetullah için İslam düşmanlarıyla yapılan savaş sırasında, savaş meydanlarında veya İslam düşmanlarına karşı verilen mücadele sebebiyle kafirlerin ve zalimlerin zindanlarında işkence sonucunda gelen ölüm en şerefli ölümdür. Bunun adı Kur’an ve sünnet dilinde ŞEHADET’tir. Bu durumda hayatını kaybeden Müslüman şehittir.
Şehadet, ahirette büyük bir rütbe, büyük bir makamdır. Peygamberlik derecesinden sonra üçüncü sıradadır. Allahu Teâlâ’nın ayette buyurduğu gibi: “İşte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar.”(2)

MÜSLÜMANLAR İÇİN HİCRETİN ÖNEMİ

İslâmî literatürde yer aldığı şekliyle hicretin gayesi, Müslümanlar için huzur ve güven ortamını tesis etmek, davete uygun yeni bir merkez oluşturmak, İslâm toplumunu özgür ortamda kendi başına karar verebileceği bir sosyal dokuya, bir millet yapısına kavuşturmaktır. Dolayısıyla Medine’ye, hicretin Müslümanlar için bir kaçış, bir sığınma düşüncesinden kaynaklandığı söylenemez. Elbette hicrette Müslümanların Mekke’de karşılaştıkları dayanılmaz işkence ve tazyikten kurtulma ve güvenli bir ortama intikal etme arzuları da söz konusudur. Ama indirgemeci bir yaklaşımla hepsini sadece buna irca etmek, hicreti bütünüyle anlamamak demektir.
Çünkü hicret, Müslümanlar için son gaye değil, esas hedeflere ulaşmak için bir plânlama dönemi sayılır.
Bu mânâda hicret, okun hedefini bulmak için yola çıkmadan önce yayın gerilme ânını temsil eder.
Bir başka açıdan ise; şâyet hicret, kuru bir göçten ibaret olsaydı, Mekke ve çevresindeki müşriklerin, Müslümanları rahat bırakmaları gerekirdi. Hâlbuki gerek Habeşistan, gerekse Medine Muhâcirleri, hicretten sonra da müşriklerce sürekli rahatsız edilmişlerdir. Çünkü onlar, Müslümanların, hicret diyarında güçlenerek [...]

ZİLHİCCE AYININ FAZİLETİ

ZİLHİCCEYİ UNUTMA
BÜYÜK SEVABI KAÇIRMA

مَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَمَـا وَلَدَتْهُ أُمُّهُ.
“Kim ihlaslı olarak hacca gider, bu esnada kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara bulaşmazsa –kul hakları hariç- annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak –vatanına- döner.” (Buhari, Hac, 4)

Samimi bir kul olarak rabbimizin rızasını aramak hiçbir şeye değiştirilemeyecek kadar büyük bir nimettir. Kur’an’da “O on geceye yemin olsun ki;” ifadeleriyle övülen ve üzerine yemin edilen bu on gecenin kıymetini ne yazık ki bilmiyoruz. Bu gecenin kıymetini hatırlatmada fayda gördük.
Bu ayın fazileti olarak ilk sırada hac ibadeti gelir. Nasıl ki Ramazan ayında müminler için diğer aylardan farklı bir heyecan ve bereket görülüyorsa, hac sezonunda Kabe’de  bulunan müminlerde de ayrı bir heyecan, farklı bir mutluluk ve bereketin yaşandığı aşikâr bir şekilde görülür. Bu güzel tablo karşısında orada bulunan müminler amel ve sevap bakımından diğer bir çok kimselerden daha faziletlidirler. Sanki hacılar ayrı [...]

KİM BUNLAR!

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ اُولٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ
“(Hayırda) önde olanlar (ecirde de) öndedirler. İşte bunlar naim cennetlerinde (Allah’a) en yakın olanlardır. (Onların) çoğu önceki ümmetlerden, birazı da sonrakilerdendir. Onlar cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde, karşılıklı oturup yaslanmışlardır. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır dururlar. (Onlara) beğendikleri meyveler, çanlarının çektiği kuş etleri, saklı inciler gibi, iri gözlü huriler, yaptıklarına karşılık olarak (verilir.)” (Vakıa56/10-24)

Ne muazzam bir ayet, ne muazzam bir övgü, ne muazzam bir ödül. Övgü ve ödülü hak edebilmek için ayetin asıl kilit noktası, onları bu kadar değerli kılan hususun ana teması belirtiliyor, “Bütün bunlar yaptıkları amellere mükâfat içindir.” Önde gidenler bu dünyada çalışan, koşturan, ahirette semeresini alıp (cennet) hayatının tadını çıkarırlar. Bu ayetleri okuyup onlara özenmemek mümkün değil, dikkatimizi bu atmosfere çevirecek olursak tefekkür dağarcığımızı biraz daha genişletmiş olacağız.
NEDEN ÖNDE GİDENLER
Bir davada önde bulunanlar ne kadar [...]