HİLAFETİN KALDIRILMASI

Sözlükte, “birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak, birinin ardından gelmek/gitmek, yerini doldurmak, vekâlet veya temsil etmek” gibi anlamlara gelen hilafet kelimesi, terim olarak İslam devletlerinde Hz. Peygamber’den sonraki devlet bakanlığı kurumunu ifade eder. Halife de, “bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse” demektir. Müslüman toplumlarda devlet başkanlığına hilafet denmesi, halifenin risalet görevi hariç Hz. Peygamber’in yerine geçerek onun dünyevi otoritesini temsil etmesi, yeryüzünde dinin hükümlerini uygulamak, dünya işlerini düzene sokmak üzere Allah’ın yeryüzündeki veya bütün müminlere ait olan hilafet ve yetkiyi temsil etmesi gibi sebeplere dayanır.
Rasul-ü Ekrem hayatta iken peygamber olarak hem Allah’tan aldığı vahyi insanlara tebliğ etmiş hem de Müslümanların dünyevi işlerini düzene koymuş, hukuki ihtilaflarını çözümlemiş, ahlaki bakımdan onları eğitmiş, siyasi birliğin tamamlanmasından sonra devlet başkanlığı ve ordu komutanlığı görevini üstlenmiştir. İslam alimleri Hz. Peygamber’in vefatıyla peygamberliğin sona erdiği, buna karşılık toplumun idaresiyle ilgili diğer işleri bir kişinin üstlenip bunları tek [...]

GAZİLİK VE FAZİLETİ

Gazi kelimesi (çoğulu; guzât, guzzâ, guziy) sözlükte “hücum etmek, savaşmak, yağmalamak; din uğruna cihad etmek” manasına gelen gazanın (gazve) ism-i faili olup savaşta başarı kazanan kumandanlara, hatta hükümdarlara şeref unvanı olarak verilmiştir. Gazi kelimesi Kur’an’ı Kerim’de bir yerde çoğul olarak geçmekte(1), başka bir yerde de ima yoluyla şehidlikle birlikte zikredilerek övülmektedir; “De ki: Bize iki iyilikten –gazilik ve şehitlik- başka bir şeyi mi bekliyorsunuz?”(2). Ancak Kur’an’da bu anlamda daha çok mücahid kelimesi geçmektedir. Hadislerde ise gazinin ve çoğulu guzatın sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bunların bir kısmında “el-gazi fi sebilillah” bir kısmında yalnızca gazi şeklinde yer almaktadır.  Hemen tamamında övülen gazilik mefhumun Allah yolunda savaşan kimseler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber’in şehitlik ve gaziliğin fazileti hakkındaki sözleri gaziliğin değerini arttırmış ve “ölürsem şehid, kalırsam gazi” düsturunun ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İslam fütuhatında bu prensibin birinci derecede rolü vardır.(3)
Gazilik kavramından bahsedilirken aynı kökten gelen gazve kavramına da değinmekte fayda vardır. Hadis [...]

Davetçinin Yol Azığı DUA & ZİKİR

Herhangi bir yolun yolcusu, yolculuğuna başlamadan önce hedeflediği gayesini gerçekleştirebilmek ve yolculuğunu sürdürmek için ihtiyaç duyacağı her şeyi hazırlaması gerekir. Aynı zamanda; yolculuğu boyunca karşılaşabileceği ve yolculuğunun kesintiye uğramasına ya da gayesi ile kendisi arasında mesafenin açılmasına en azından ertelenmesine sebep olabilecek durumları da göz önüne alması gerekir.
Davet yolu -ki bu yol, davetçi için her şey demektir- en çok önem verilmesi gereken yoldur. Davetçi bu yolda yürürken; kendisini sapmalardan duraklamalardan ve kaymalardan koruyan her türlü azığa muhtaçtır. Çünkü bunların sonucu olarak büyük hüsrana uğrayacağı gibi, büyük bir mükâfatı ve kurtuluşu da kaçırmış olacaktır.(1)
Büyük bir davayı yüklenebilmek ve davanın gerektirdiği fedakârlıkları yapabilmek için hazırlığa, donanım ve desteğe ihtiyaç vardır. İlahi hayat sisteminin nefislerde ve tüm yeryüzünde yerleşmesi uğrunda, canların, mal ve ürünlerin azalması, korku, açlık, şehadet, cihad ve cihadın zorluklarını göğüslemek, söz konusu fedakârlığın bir gereğidir.
Allah (Subhanehu ve Tealâ), davanın gerektirdiği zorlu çalışmayı elbette ki bilmektedir. Çünkü [...]

  • Mustafa-Tatlı
    Permalink Gallery

    ÜMMET TUTKUNU BİR ŞAİR: MEHMED AKİF ERSOY ( 1873-1936)

ÜMMET TUTKUNU BİR ŞAİR: MEHMED AKİF ERSOY ( 1873-1936)

“İmandır O cevher ki ilâhi ne büyüktür…
İmansız olan paslı yürek sînede yüktür!”
“Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı”
“İnmemiştir hele Kur’an, bunu layıkıyla bilin
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için”
“Nedense, vahdet-i İslamı tarumar edeli,
Büyük tanındı, mukaddes bilindi zulmün eli!”
“Gökten inmez bir de hiçbir şey… Bütün yerden taşar;
Kendi ahlakıyla bir millet ölür yahut yaşar:’
“Beyinler ürperir, ya Rab, ne korkunç inkılâp olmuş:
Ne din kalmış, ne iman, din harap iman türap olmuş!”
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol…
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
“Bela mı kaldı ki dünya evinde görmediğim?
Bırak şu yaşları, hiç yoksa görmeden gideyim!”

Şevvval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te doğdu. Babası küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’tan İstanbul’a gelmiş Fatih medresesi müderrislerinden Tahir Efendi, annesi aslen Buharalı olup Tokat’a yerleşen bir aileden Emine Şerife Hanım’dır. İlköğrenimi “hem hocam hem babamdır, ne biliyorsam ondan öğrendim” diyerek [...]

AHDE VEFA’NIN ZİRVESİ SAHÂBE’NİN BİATLERİ

İslam bir bütündür, onu yaşamak her zaman ve mekânda şüphe götürmez bir vecibedir. Müslüman kimliğine sahip olduktan sonra her anımızı onunla geçirmeli ve onunla son bulmalıyız. Müslüman bireyin, hayatı boyu sözünü tutması gereken en önemli yemini imanıdır. Ve bu imanı koruma çabası ahde vefanın bir göstergesidir. Bu sebeple Müslümanın sahip olduğu ahlaki özelliklerden biri de ahde vefadır. Rabbine, kendisine, ailesine ve daveti ulaştırdığı tüm insanlara karşı kendini sorumlu hissetmesi, ahdine sadık olması demektir.
Kendilerini örnek aldığımız ve almaya çalıştığımız sahâbilerin Hz. Peygamber’e yaptıkları biatler, ahde vefaya verilebilecek en güzel örneklerdendir. Misallere geçmeden önce biat terimini kısaca açıklamak yerinde olacaktır. Kelime olarak, söz vermek, vaatte bulunmak ve verilen sözü el sıkarak kuvvetlendirmek anlamına gelen biat; Allah’ın ve Rasulü’nün emir ve yasaklarına kesinlikle itaat ederek İslam’ı bütünüyle yaşamaya söz vermektir. Biat kelimesinin salt anlamında satın almak anlamı vardır. Biat yapıldıktan sonra el sıkma da buradan gelmektedir. Yani biat karşılığı va’d edilen [...]

HAC, MÜ’MİNLER DENİZİNDEN BİR DAMLA OLABİLMEKTİR

Mü’minin hem malı hem bedeniyle gerçekleştirdiği bir ibadet olan hac, insanın bütün varlığını ilgilendirir ve bu haliyle külli bir teslimiyetin ifadesidir. Diğer yükümlülükler gibi hac da insan merkezli ve insanın ihtiyaç duyduğu hayırların tahakkukunu hedef alan bir ibadettir. Mümin, hac ibadetini yerine getirmekle rabbinin rızasını kazanır, rabbinin buyruğuna lebbeyk diyerek cevap verir. Fert olarak, kendisini hacca hazırlarken, menasikini ifa ederken ve ibadetini tamamladıktan sonra kendi kabiliyetine göre olumlu sonuçlar elde eder. Bunun yanında ümmeti oluşturan fertlerin bu ibadeti sadece Allah rızası için yerine getirmesi, kişisel faydaların dışında ümmet bilincini ayakta tutmayı da sağlar. Haccın önemi ve hikmeti, kul-rab arasındaki ilişkisi sonucu kulun kendi hayatında ve içinde bulunduğu ümmet üzerindeki etkisinde ortaya çıkar. Hac, dinin kemale ermesi ve teslimiyetin tamamlanmasıdır.(1)
Hac ibadetinin fert ve Müslüman toplum açısından sağladığı manevi kazançları kişiden kişiye, toplumdan topluma ve devirden devire fark eder. Bundan dolayı hac müteşabih ayete benzetilmiştir. Lafızlardan anlaşılan farklılık gibi [...]