UMRENİN FAZİLETİ

Allah, insanı kendisine kulluk olan yüce bir amaç için yaratmıştır. Ve bu amacı gerçekleştirmek için hayatımız bir imtihan kılınmıştır. Hayatını kullukla geçirenler kurtulacak, isyan içinde geçirenler ise azaba uğrayacaktır. Kulluk insanın dünya hayatını rabbinin istediği gibi yaşaması ve bu hal üzerine yaşamını sürdürmesidir. Kulluğumuzu birçok şekilde ve zamanda ifa edebiliriz. Bu kulluk (ibadet) çeşitlerinden biri de belli bir zamanda gerçekleştirilen hacdır. Hac, yılda bir defa yapılan ve belli başlı rükünleri olan bir ibadettir. Farz olan hac ibadetini bir defa yerine getirmek yeterlidir. Umre ise, yılın her zamanı yerine getirilebilen nafile bir ibadettir.
Umre, sözlükte; ziyaret, imar gibi anlamlara gelir. Fıkhî olarak, ihrama girerek Ka’be’yi tavaf edip, Safa-Merve arasında say yapmaktır. Allah azze ve celle hac ve umreyi beraber şöyle zikretmiştir: “Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. ..” Her ibadette olduğu gibi umre yaparken de Allah rızasını gözetmek gerekir. Hanefilerin çoğunluğuna ve Malikilere göre kişinin hayatında bir defa [...]

  • Mustafa-Tatlı
    Permalink Gallery

    “SILA-İ RAHİM”İ TERK ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ KARŞILIĞI

“SILA-İ RAHİM”İ TERK ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ KARŞILIĞI

İslam dini, insanların birbiriyle ilişkiler kurmasını ve kurdukları bu ilişkilerde bazı hususlara dikkat etmelerini talep eder. İnsanların anne-babasından başlayarak akraba ve çevresindeki bireylerle münasebeti gündelik yaşamını etkiler. İslam yapısı gereği, toplu olarak yaşanarak ifa edilen canlı bir din olduğundan bireyin ilişki kurduğu herkesi önemser. Kişinin ilişki kuruduğu en önemli çevre anne-babasından sonra akrabalarıdır. Akrabalık, bizim ve bizden sonra gelen neslimizin devamlı olarak bağlı ve ilişki içinde olacağımız toplumsal bir unsurdur. Bu ayki yazımızda sıla-i rahim kavramından ve öneminden kısaca bahsettikten sonra akrabalık bağını koparanların İslam’a göre dünya ve ahirette görecekleri karşılıktan bahsetmeye çalışacağız. Sıla kelimesi, sözlükte; ulaşmak, kavuşmak, irtibat; rahim ise, ana rahmi, yakınlık, acıma, koruma anlamlarına gelmektir. Mecazen, insanlar arasındaki soy birliği anlamına gelen sıla-i rahim ıstılahta; kişinin, mirasçı konumda olan veya olmayan akrabalarına, yakınlık derecesi gözeterek, imkân nispetinde maddi ve manevi yönden yardımcı olması, ilgi ve alaka göstermesi, onlarla irtibatı koparmaması anlamına gelir.(1) Sıla-i rahim, anne-baba yoluyla [...]

  • Mustafa-Tatlı
    Permalink Gallery

    ARŞIN ŞAHİD OLDUĞU KARDEŞLİK BAĞI: ENSAR & MUHACİR KARDEŞLİĞİ

ARŞIN ŞAHİD OLDUĞU KARDEŞLİK BAĞI: ENSAR & MUHACİR KARDEŞLİĞİ

Allah azze ve celle’nin Hz. Muhammed’i peygamber olarak görevlendirmesiyle İslam daveti tekrar filizlenmeye başladı. Hz. Peygamber’in İslam’ı insanlara ulaştırmasıyla Mekke topraklarına atılan davet tohumları gönüllerde yeşerdi ve büyüdü. Mekke’de her kesimden insan Müslüman olmaya başlamıştı. Fakat davetin meyve verip tüm topluma yayılması için Mekke uygun bir zemin değildi. Mekke’de inen ayetler imanı, ahireti, cennet ve cehennemi işleyerek gönülleri Allah’a bağlamış, sıkıntılara ve zorluklara hazırlamıştı. Burada oluşan Müslüman topluluk, yeryüzünde İslam’ın yayılmasında büyük bir önemi olan hicretle verimli topraklara yayılmaya başlamıştı. İşte bu mukaddes topraklar Ensar diyarı Medine’ydi.
Muhacirler, imanlarını hayata aktarmak için mallarını, yakınlarını, yurtlarını bırakıp hicret etmişlerdi. Bu fedakârlıkları yapan Muhaciri Ensar tüm samimiyetiyle kucaklamış, onlara yurtlarını açmışlardı. Allah azze ve celle bu durumdan şöyle bahseder: “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih [...]

GENÇLİĞİ NİMET BİLMEK

İnsan, yaratılış itibariyle ölümlü bir varlıktır. Kendisine bahşedilen hayat bir gün son bulacaktır. Öyleyse insana verilen en büyük nimet dünya hayatındaki ömrüdür. İnsanın yegâne sermayesi olan ömür, çeşitli aşamalardan oluşmaktadır. Rabbimizin müddet verdiği insan dünya hayatında; doğum, gençlik ve yaşlılık aşamalarından geçer. Bir ağacın yaprağı misali; tomurcuk açar, gelişir ve bir süre sonra mevsim kışa dönünce solar, tekrar toprağa düşer. İnsan da anne karnından mezara kadar böyle bir yol izler. Ve dünya hayatında yapılan ameller değerince ahiret yurdunda karşılık bulur. İnsanın hayatında iman nimetinin değerinin bilinip amellerin işleneceği en önemli zaman dilimi gençlik dönemidir.
Çocukluk ve yaşlılık çağları kişinin aklen ve bedenen zayıf olduğu çağlardır. Gençlik çağı ise insanoğlunun aklî, fizikî ve ruhî bakımdan en dinç ve enerjik olduğu çağdır. İhtiyarken yapmakta zorlanılan birçok şey bu çağda kolayca yapılır. Rabbimiz gençlik çağının kuvvet dönemi olduğuna şu ayetlerde dikkat çekmektedir: “…Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi [...]

ORUÇ ÇEŞİTLERİ

Hicretten bir buçuk sene sonra şaban ayının onuncu günü farz kılınan oruç, İslam’ın beş temel esasından biridir. Oruç, Müslümanların hayatında önemli bir ibadettir. Oruç kulluğun tüm bedenle hissedildiği, günahların bağışlanmasına vesilen olan muazzam bir sabır eğitimidir. Ramazan ayının yaklaşması münasebetiyle orucun ele alınacağı birçok yazı içerisinde biz de orucun çeşitlerini aktarmaya çalışacağız. Oruç; farz, vacip(1) ve nafile olmak üzere üçe ayrılır. Öte yandan belirli zamanlarda ve durumlarda oruç tutulması yasaklanmış veya dinen hoş görülmemiştir.
Farz Oruçlar
Farz oruç denince Ramazan orucu kastedilir. Zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, Ramazan ayının dışında kaza edilmesi de aynı şekilde farzdır.(2) Bu duruma göre, bir kimse yolculuktan, hastalığının ağırlaşmasından dolayı ya da kadınlar için hayız nifas gibi bir mazeretten dolayı oruç tutmaz veya bozarlarsa, tutmadıkları gün sayısınca başka günlerde oruç tutmaları farzdır.(3)
İmam Şafiî’ye göre bir Ramazan ayına ait kaza orucunu, diğer Ramazan gelmeden [...]

KALP HASTALIKLARI

İnsan bedeni ve ruhu olan bir varlıktır. Bedeninin hayattaki işlevi kadar ruhun da azımsanamayacak kadar önemi vardır. Ruhun en önemli merkezi kalptir. Kur’an’da ve hadislerde kalbin birçok işlevinden bahsedilmiştir. Kuran’da geçen kalp terimi, insanı diğer varlıklardan ayıran, insanı insan yapan bilme yetisiyle ifade edilir. Kalbin anlamasından, akletmesinden bahsedilmektedir. Kalbin bir özelliği de değişken olmasıdır. “Ey kalpleri değiştiren, evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl”(1) şeklinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in dilinden dökülen dua bunu göstermektedir. Kalp duygu, düşünce ve inanç bakımından çok çeşitli şekiller almaya ve renklere girmeye elverişlidir. İmanın, takvanın, samimiyetin yeri kalp olabileceği gibi, kalplerin mühürlenmesi ve kör olması da mümkündür.
Vücudun hasta olması, sağlıklı ve iyi olmasının zıttıdır. Hastalık kişinin normal hareketlerini bozar. Böylece vücut ağrı ve acıyla günlük işlerini yapamaz hale gelebilir. Ne var ki, insan bedeni rahatsızlandığında bir doktora ya da bir anlayana danışır. Hastalığının şifası için bir arayışa girişir. Sonuç olarak belli [...]