• salih
    Permalink Gallery

    SAHABE’NİN HADİSİ KABÛLÜ VE RİVÂYETİNDEKİ İHTİYATLARI

SAHABE’NİN HADİSİ KABÛLÜ VE RİVÂYETİNDEKİ İHTİYATLARI

Hz. Peygamber’in İslâm davetini insanlara ulaştırmasıyla yeni bir toplum ortaya çıkmış; bu toplumun hayatı temel olarak Kur’ân ve onu hayatına aktaran Hz. Peygamber’in etrafında şekillenmişti. İslâm toplumunun devamı ve İslâm’ın daha sonraki çağlara ulaştırılması için hem Kur’ân’ın hem de hadislerin sağlıklı bir şekilde yeni nesillere aktarılması gerekiyordu. Kur’ân, ilâhî korumanın yanında sahâbîlerin de gayretiyle günümüze mütevatir bir şekilde ulaşırken (1) Kur’ân’ın doğru anlaşılması için yegâne kaynak durumundaki hadislerin muhafaza edilmesine azami derecede dikkat edildiği ifade edilebilir.

Kur’ân mütevatir bir şekilde nakledildiği için râvilerinin sorgulanmasına gerek kalmamıştır. Ancak hadislerin tamamı için böyle bir durumdan bahsedilememektedir. Hadislerin sonraki nesillere aktarılmasında en büyük görev Hz. Peygamber’in davetine muhâtab olan sahâbîlere düşmüş, onlar da bu görevi yerine getirmek için üstün bir gayret sarf etmişlerdir.

Kur’ân’da herhangi bir bilgiyi başkalarına ulaştıran kimsenin sorgulanmasını (2) ve bilmediği bir konunun araştırmasını yapmadan peşinden gidilmemesini (3) emreden ayetler ile Hz. Peygamber’in “Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki [...]

SEVGİDE DENGE

İnsan, beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır. Bedende yeme, içme, uyuma gibi özellikler bulunurken ruhta korkma, sevme, nefret etme, üzülme, hayâ etme gibi hasletler yer alır. Ruhun özellikleri insanın iç dünyasıyla ilgilidir. İnsan kendi iç dünyasında yer alan duygularıyla hareket eder, hayatına yön verir. Eğer duygularını fıtrat üzerine inşa eder ve buna göre hareket ederse yaratılışına uygun yaşamış olur. İşte insanın manevi âlemindeki duygularından biri de sevme ve bunun karşıtı nefret etmedir. Sevme ve nefret etme, Allah’ın varlık âleminde yarattığı dengenin bir unsurudur. Ne sadece sevme ne de sadece nefret etme tek başına bir şey ifade edebilir. İkisi birlikte denge oluştururlarsa insan istikamet üzere kalabilir.

Allah’u Teâlâ “Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.” (1) buyurarak insanda nefret duygusunu yarattığını haber vermiş; işte biz bu nefret duygusuyla sevginin mukabili olarak nefret edilecek şeylerden nefret ederiz. [...]

HAC VE İSLAM BİRLİĞİ

Mü’minin hem malı hem bedeniyle gerçekleştirdiği bir ibadet olan hac, insanın bütün varlığını ilgilendirir ve bu haliyle külli bir teslimiyetin ifadesidir. Diğer yükümlülükler gibi hac da insan merkezli ve insanın ihtiyaç duyduğu hayırların tahakkukunu hedef alan bir ibadettir. Mümin, hac ibadetini yerine getirmekle rabbinin rızasını kazanır, rabbinin buyruğuna lebbeyk diyerek cevap verir. Fert olarak, kendisini hacca hazırlarken, menasikini ifa ederken ve ibadetini tamamladıktan sonra kendi kabiliyetine göre olumlu sonuçlar elde eder. Bunun yanında ümmeti oluşturan fertlerin bu ibadeti sadece Allah rızası için yerine getirmesi, kişisel faydaların dışında ümmet bilincini ayakta tutmayı da sağlar. Haccın önemi ve hikmeti, kul-rab arasındaki ilişkisi sonucu kulun kendi hayatında ve içinde bulunduğu ümmet üzerindeki etkisinde ortaya çıkar. (1)

Hac ibadetinin fert ve Müslüman toplum açısından sağladığı manevi kazançlar kişiden kişiye, toplumdan topluma ve devirden devire fark eder. Bundan dolayı hac müteşabih ayete benzetilmiştir. Lafızlardan anlaşılan farklılık gibi kişi de hacdan kendi nispetince manalar çıkarır. Muhtevası [...]

TEVEKKÜLÜN PSİKOLOJİK BOYUTU

Modern çağ, hayatı kolaylaştırması ve yüksek yaşam standardı sunmasıyla birlikte birçok problemi beraberinde getirmiştir. Teknolojinin giderek esiri olan birey yalnızlaşmakta, sosyal medyanın renkli dünyasında olduğundan farklı bir kişiliğe bürünmektedir. Bu tip bireylerin giderek çoğaldığı toplumlarda denge bozuklukları, kendine güvenmeme, intihar, başkalarına zarar verme, cinsel sapıklıklar gibi birçok psikolojik rahatsızlıklar giderek artmaktadır. Söz gelimi günlük haberlere göz atıldığında kendisine, ailesine, akrabalarına zarar verenler ile karşılaştığı zorluklara dayamadığı için hayatına son veren nice insanla karşılaşılacaktır. Psikolojik destek alan, rehabilitasyon merkezlerine başvuran, antidepresan, hap bağımlısı olan birey sayısı giderek artmaktadır.

Teknolojinin gelişmesine ve tıbbın her geçen gün ilerlemesine rağmen bu tablo zamanla daha da karamsar bir yapıya bürünmektedir. Buz dağının görünen kısmına işaret eden bu cümleler, toplumun maddi yönde gelişmesine rağmen manen büyük bir boşluk içerisinde olduğuna işaret etmektedir. Bedeninin yanında ruhuyla bütün olan insanın bu manevi çöküntüsü ancak âlemlerin rabbi, güç ve hüküm sahibi Allah’a iman etmekle şifa bulabilir. İmanın verdiği hissiyat [...]

ORYANTALİZM, MODERNİZM VE HADİS İNKÂRI

Hz. Peygamber’in davetine muhatap olan insanlar, bu davete iki farklı tutum sergilemişlerdir: Davete iman veya inkâr. İman edenlerle yeni bir toplum oluşmuştur. İnkâr edenler bu topluma düşman olarak karşı tarafta yer almıştır. Hak ve batıl mücadelesi Hz. Peygamber’in Kuran’ı tebliği ile beraber nesiller boyu devam etmiştir. İslam, sünnetullah üzere yaşandığı sürece hak galip gelmiş ve gelmeye devam edecektir. Ne zaman batıl saldırıya geçse, İslam’ı hayatlarına aksettiren Müslümanlar gerekli cevabı vermişlerdir. Bu karşı koyma İslam tarihi içerisinde birçok kez ve farklı şekilde tezahür etmiştir. Kimi zaman fikri yozlaşmalara karşı ilimle kimi zaman Moğollar gibi saldırganlara karşı kıyam ederek cevap vermiştir. Özellikle son üç asırdır Müslümanlar batıl karşısında çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır. Bu sıkıntılar siyasi, ekonomik, ilmi vb. birçok alanda meydana gelmiştir. Meydana gelen bu problemlere karşı Müslümanlar etkili cevap verememiş, sonuç olarak İslam toplumu dağılmıştır.

Müslüman âlemin üç asırdır mağlup olmasında düşmanın izlediği yöntem incelenmelidir. Öncelikle Hıristiyan Batı ve Yahudilerin [...]

  • Mustafa-Tatlı
    Permalink Gallery

    AHİRET YURDUNU SATIP İFLASA UĞRAYAN BİR ÂLİM: BEL’AM B. BÂÛRÂ

AHİRET YURDUNU SATIP İFLASA UĞRAYAN BİR ÂLİM: BEL’AM B. BÂÛRÂ

Ticaret insanın bu dünyada geçimini sağladığı rızık kazanma yollarından biridir. Ticaret yapan bir insan elindeki malı satarak kendine menfaat sağlar. Bu iş helâlinden olduğu zaman Müslüman için bir ibadet kabul edilir. Ticarette kar elde edildiği gibi bazen zarar da edilebilir. Bu durum ticaretin genlerinde vardır. Kimsenin ticaretten kesin kar elde edeceği garanti altında değildir. Bahsettiğimiz ticaret dünyalık bir çabayla ilgilidir. Bir de ahiret yurdunun kazanıldığı büyük bir ticaret daha vardır. Bu ticaret kaybedildiğinde tekrar telafisi mümkün değildir. Bu büyük ticaretin en büyük sermayesi Rabbimizin lütfu olan imandır. Eğer imamınız samimi amellerle kuşatılırsa cennet ve rabbimizin rızası bu ticaretin bizlere olan karşılığı olur. Bunun tam terside ebedi bir kayıptır.
Rabbimiz bizlere ahireti kazanacağımız bir ticaret için uyarılar göndermektedir. Bu uyarılardan biri de Kur’an’ın yaklaşık üçte birini teşkil eden kıssalardır. Örneğin Allah azze ve celle Tevbe suresinde şöyle buyuruyor: “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının [...]