İSLÂM FIKHINDA ZEKÂT

1- ZEKÂTIN SÖZLÜK VE ISTILAH MANALARI
“Zekât”, Arapça’da “ze-kâ-va” fiilinden türemiş bir mastardır. Sözlük manası açısından çeşitli anlamlar ifade eder. “Artmak”, “bereketli olmak”, “temizlemek-arınmak” zekât için kullanılan manalardandır.
Şer’i ıstılahta ise zekât, şeriatın tayin etmiş olduğu mallardan, yine şeriatın belirlediği bir oranı, fakir olan Müslümana herhangi bir karşılık beklemeden Allah rızası için vermektir.
Bu ibadetin –zâhiren malı eksiltmesine rağmen- zekât diye isimlendirilmesine İslâm âlimleri çeşitli yorumlar yapmışlardır:
a- Zekât, içinden çıkarıldığı malı arttırır, bereketlendirir. Ayrıca fakirin hakkının içinden çıkarılması sebebiyle bu malları, çeşitli afetlerden korur.
b- Zekât veren kişinin, nefsi başta cimrilik olmak üzere çeşitli kötü ahlâklardan arınmış olur.
c- Zekât başka açıdan değerlendirildiğinde fakirin mallarının artmasına vesile olur. (bkz. Fıkhu’z-Zekât, Yusuf el-Kardavi c.1 s.)
Zekât, tercih edilen görüşe göre hicretin 2. yılında farz kılınmıştır.

2- ZEKÂTIN HİKMETLERİ VE TOPLUMA SAĞLADIĞI FAYDALARI:
Zekâtın birçok hikmeti ve faydası vardır öyle ki bunları belirli bir sayıda toplamak oldukça güçtür. Genel manada bu [...]

İMAM EVZÂİ’NİN NASİHATİ

Abbasi hanedanının ilk sultanı Ebul- Abbas es- Seffah’ın komutanı ve aynı zamanda amcası olan Abdullah b. Ali, Şam’a girip Ümeyyeoğullarını oradan sürdükten sonra, Şam’ın ileri gelenleri onu ziyarete başladılar. İmam Evzâi de Şam’ın hatta o dönem de İslam âleminin en meşhur âlim, muhaddis, müctehidlerinden biri idi. Fakat ziyaret edenler arasında İmam Evzâi yoktu. Yanına gitmemek için üç gün gözlerden kayboldu, sonra yanına geldi.
İmam Evzâi anlatıyor:
(Komutanın) yanına girdiğimde, tahtına oturmuş elinde de bir baston, bastonla yere vuruyordu. Özel birlikleri de sağında ve solunda sıra tutmuş elleri kılıçlarındaydı. Selam verdim selamımı almadı, bastonuyla yere vurmaya devam etti. Ardından şöyle dedi:
“Söyle bakalım Evzâi! Ne dersin bu zalimlerin, hem vatan hem de millet üzerinden iktidarlarını kaldırdık, yıktık. Bu cihat ve ribat mıdır?”
Dedim ki: Ben Yahya b. Said el- Ensari’den işittim, (dedi ki) Muhammed b. İbrahim et- Teymi’den işittim, (dedi ki) Alkame b. Vakkas’tan işittim, (dedi ki) Ömer b. [...]

BU YOLUN YOLCULARINA

يَا بُنَیَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَاْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَا اَصَابَكَ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ
“Yavrum! Namazı kıl, marufu emret, münkerden alıkoy ve başına gelene sabret! Çünkü bunlar azim gerektiren işlerdendir”(Lokman, 17)
İslam dininin, cemiyeti ıslah etmeye kasteden en önemli farizalarından biri, emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker vazifesidir. Zira Allah katından inzal buyurulan dinlerin en esası farikası, ferdin salahıyla beraber cemiyetin ıslahını hedeflemesidir. Yani Allah’ın dinine iman etmiş bir kişi kendisinin salih olmasıyla iktifa etmemeli, diğer fertlerin bu felaha ulaşması için gayret göstermelidir. Bu husus “hak din” ile “batıl dinler” arasındaki en temel farktır, çünkü batıl dinlere genel manada baktığımızda hemen hepsi ferdin “salahını(!)” sağlayan disiplinler geliştirmeye çalışmışlardır. Fakat beri tarafta toplumun helâkine sebep olan hareketlerin son bulması için herhangi bir çabaları olmamıştır.
Başka bir açıdan da emri bi’l-ma’ruf nehyi an’il-münker, toplumu Allah katında ismete, yani umumi azaptan kurtuluşa nail olmaya ulaştırmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de birkaç ayeti [...]

İLİM TALEBELERİNE

“Ey Ebu Hâzim! Bizim neyimiz var, ne diye ölümden korkuyoruz?
Ebu Hâzim: Çünkü sizler ahiretinizi harabeye çevirip dünyanızı da imar ettiniz. O yüzden imardan harabeye taşınmak istemiyorsunuz.
Ed–Dahhak b. Musa anlatıyor:
Süleyman b. Abdulmelik, (Emevilerin 7. Halifesi) Mekke’ye giderken Medine-i Münevvere’ye uğrar, burada birkaç gün ikamet eder. Etrafındakilere şöyle der: “Medine’de Resulullah’ın ashabıyla karşılaşan kimse kaldı mı?
Dediler ki: “Ebu Hâzim vardır. Bunun üzerine ona haber gönderir, gelmesini taleb eder. Bunun üzerine Ebu Hâzim yanına gelince Süleyman şöyle der: Ey Ebu Hâzim! Bu katılık, bu soğukkanlılık nedir?
Ebu Hâzim: Benden nasıl bir katılık, bir soğukluk gördün ki,
Süleyman: Medine’nin bütün ileri gelenleri beni ziyaret etti sen gelmedin.
Ebu Hâzim: Ey müminlerin emiri! Olmayan bir şeyi söylemekten Allah’a sığın, bugünden önce sen beni tanımıyordun, bende seni hiç görmedim.
Bunun üzerine Süleyman, Muhammed b. Şihab ez-Zühri’ye dönerek şöyle dedi: “Üstat doğru söylüyor bense yanlış yaptım”
Süleyman devamla şöyle dedi:
“Ey Ebu [...]