• hasan-karakaya
    Permalink Gallery

    SİHİR YAPANLARLA GİTMENİN VE ONLARA İNANANLARIN HÜKMÜ

SİHİR YAPANLARLA GİTMENİN VE ONLARA İNANANLARIN HÜKMÜ

Sihir yapanlara gitmek dinen haramdır. Bunlara inanmak, inananı günahkâr yapar. Hatta bazen de küfre düşürür. Aşağıda zikredilen naslar bunu ifade etmektedir.

Ebû Musa el-Eş’arî radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç kimse cennete giremez: İçkiye müptela olan (içki içip alkolik olan), akrabalık bağını koparan ve sihre inanan.” (1)

Yani bunları yapan, tevbe etmeden ölürse cehennemde yanmadan doğrudan cennete giremez. Ancak Allah’ın affetmesi müstesnadır.

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendisinde beş şeyden biri olan cennete giremez: İçkiye müptela olan (içki içip alkolik olan), sihre inanan, akrabalık bağını koparan, kâhinlik yapan ve yaptığı iyiliği başa kakan.” (2)

Âişe radıyallahu anhâ diyor ki: Bazı insanlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e kâhinleri sordular. O da buyurdu ki: “Kâhinlik bir şey değildir…” (3)

Safiyye bint Ebî Ubeyd radıyallahu anhâ, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bazı hanımlarının ondan şunu rivayet ettiklerini beyan etmiştir: “Her [...]

İSLÂM’DA YALAN SÖYLEMENİN HÜKMÜ

Nefsî müdafaa ile ilgili olan konulardan biri de bir Müslümanın hangi durumlar karşısında yalan söyleyebileceği konusudur. Şartlar ne olursa olsun, bir Müslümanın ancak üç konuda yalan söylemesine ruhsat vardır: İnsanların arasını bulmada, karı-kocanın birbirleriyle sohbetlerinde ve savaş hâlinde.

1- İnsanların arasını bulmak ve onları barıştırmak:

Bu hususta Ümmü Külsüm bint Ukbe, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “İnsanların arasını bulup hayrı artıran veya hayrı söyleyen yalancı değildir.” (1)

2- Bir erkeğin hanımına ve bir hanımın kocasına sohbeti esnasında yalan söylemesi:

Bu hususta da Ümmü Külsüm bint Ukbe şöyle demiştir: “Rasûlullah’ın üç şey dışında insanların söyledikleri herhangi bir yalana ruhsat verdiğini duymadım. Bu üç şey; savaş hâli, insanların arasını bulup onları barıştırma hâli ve erkeğin hanımıyla, hanımın da erkeğiyle sohbet etme hâlleridir.” (2)

Ümmü Külsüm’den nakledilen diğer bir rivayette ise şöyle denilmiştir: “Rasûlullah’ın, üç şey dışında herhangi bir husus hakkında yalan söylemeye ruhsat verdiğini duymadım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: [...]

Cehalet Özrü

Cehaletin mazeret olması meselesinde iki hususa değinilecektir.
Birinci Husus: Cehaletin mazeret olduğunun delilleri
Cehaletin genel olarak mazeret olduğuna dair Kur’ân-ı Kerîm’de birçok ayet zikredilmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den de pek çok hadis varit olmuştur.

1. Ayetler
“Biz, bir peygamber göndermedikçe, azap ediciler değiliz.”(1) “Eğer biz, onları Muhammed’den önce bir azapla helak etseydik, muhakkak ‘Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de zelil ve rüsva olmadan önce, ayetlerine uysaydık ya’ derlerdi.”(2) “Allah … müjdeleyen ve uyaran peygamberler gönderdi ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah’a karşı herhangi bir bahaneleri kalmasın. Allah, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(3) “… Bu Kur’ân, kendisiyle sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için bana vahyolunmuştur…”(4) “Cehennem, öfkesinden parçalanacak bir hale gelir. Cehenneme her topluluk atıldığında zebanileri onlara ‘Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?’ diye soracaklardır. Onlar da ‘Evet, bize bir uyarıcı gelmişti fakat biz yalanlamıştık ve Allah hiçbir şey indirmedi. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik’ diye cevap [...]

Cehalet Özrü

Cehaletin mazeret olması meselesinde iki hususa değinilecektir.
Birinci Husus: Cehaletin mazeret olduğunun delilleri
Cehaletin genel olarak mazeret olduğuna dair Kur’ân-ı Kerîm’de birçok ayet zikredilmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den de pek çok hadis varit olmuştur.

1. Ayetler
“Biz, bir peygamber göndermedikçe, azap ediciler değiliz.”(1) “Eğer biz, onları Muhammed’den önce bir azapla helak etseydik, muhakkak ‘Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de zelil ve rüsva olmadan önce, ayetlerine uysaydık ya’ derlerdi.”(2) “Allah … müjdeleyen ve uyaran peygamberler gönderdi ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah’a karşı herhangi bir bahaneleri kalmasın. Allah, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(3) “… Bu Kur’ân, kendisiyle sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için bana vahyolunmuştur…”(4) “Cehennem, öfkesinden parçalanacak bir hale gelir. Cehenneme her topluluk atıldığında zebanileri onlara ‘Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?’ diye soracaklardır. Onlar da ‘Evet, bize bir uyarıcı gelmişti fakat biz yalanlamıştık ve Allah hiçbir şey indirmedi. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik’ diye cevap [...]

HİLÂL’İN GÖRÜNMESİ

Bu konuda Hz. Ebu Hureyre, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah, Hz. Cabir, Hz. Aişe, Hz. Huzeyfe, Hz. Ömer, Hz. Enes, Hz. Ebu Bekre ve Hz. Ta’lik b. Ali gibi pek çok sahabî, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘den birçok hadis rivayet etmişlerdir.
Günümüzde önemli bir mesele olması sebebiyle, özetle şunları zikretmekte fayda mülahaza edilmiştir.
Ramazan Orucunun Başlangıç ve Bitiş Tarihlerinin Ancak Hilâl’in Görülmesiyle Tesbit Edileceğini Belirten Hadisler:
a. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyler: “Ramazan orucunu, hilâli gördüğünüzde tutun. Hilâli gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa, (ayın tesbitine mani olursa) otuzu sayın.”(1)
Diğer bir rivayette “…Sayıyı otuza tamamlayın.”(2)
Başka bir rivayette: “Hilâli görmedikçe orucu tutmayın. Hilâli görmedikçe orucu bozmayın. Hilâli gördüğünüzde orucu tutun. Hilâli gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava kapalı olursa, (Hilâlin görülmesine engel olursa) otuz günü sayın.”(3)
b. Abdullah b. Abbas radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in [...]

HÂKİMİYET VE KANUN KOYMA

Egemenlik ile kanun koyma yetkisi arasında büyük bir bağlantı bulunmaktadır. Herhangi bir ülkeye veya bölgeye hâkim olduğu kabul edilen güç, oranın hayat sistemini belirler ve bu sistem de yasa olarak kabul edilir.
Cahili topluluklarda, hâkimiyetin insanlara ait olduğu düşüncesi egemen olduğundan, kişilerin yaşam sistemlerini belirleyen kanunları, ya bir diktatör tağut veya halkın temsilcileri sayılan parlamenter tağutlar tayin ederler.
İslâm’da ise, kanun koyma yetkisi, sadece Allah-u Teâlâ’ya aittir. Çünkü İslâm hukuku dini bir hukuktur. İlahi vahye dayanır. Bu dine göre Hâkimiyet (egemenlik) kayıtsız şartsız Allah’ındır. Egemenlik Allah’ın dışında herhangi bir yaratığa ne tümüyle, ne de bölünerek kısmen devredilemez.
Bu husus İslâm’da ittifak konusudur. Bütün müslümanlar, gerçekte hâkimiyetin yalnız Allah’a ait olduğu ve Allah’ın dışında herhangi bir aciz yaratığın Allah’a has olan bu sıfata sahip olmadığı, bu itibarla kanun koyma yetkisinin de yalnız Allah’a ait olduğu hususunda icma etmişlerdir.
Bu mesele Kur’an’da açık ve net bir şekilde zikredilmektedir. Konuları veciz [...]