ÇOCUKLARIMIZA GÜZEL İSİMLER VERİN

Dünyaya gelen çocuğa yapılacak ilk iyilik ve ikram, onu güzel bir isim ve künye ile süslemektir. Çünkü ilk duyulduğunda güzel isim, insan psikolojisi üzerinde belli bir etki bırakır. Nitekim Allah, kullarının kendisine en güzel isimler ile dua etmelerini emretmektedir. (1) (bk. Araf Sûresi 180. ayet, İsra Sûresi 10. ayet)

İsim sahibiyle bir ömür boyu bütünleşir. O kişi görülünce ismi, ismi duyulunca da hemen o kişi zihinde canlanır. Bu yüzden bir ömür boyu kendisiyle bütünleşeceği bilinen, hatta ölümünden sonra da varlığını sürdürecek olan, kıyamet gününde de huzura onunla çağırılacağı zikredilen ismin güzel ve hayırlı olması gerekir. Çocuklara konulan isimler, niyetlerimizi, duygularımızı ve nereye ait olmayı istediğimizi en iyi belli eden özelliklerimizdendir. Onlar aynı zamanda bizim şuur derecemizi gösterir. (2)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çocuklarının isimlerini seçerek koymuştur. Kendisinden sonra torunlarından Muhammed bin El-Hanefiyye’ye hürmet ve tazim için Muhammed adı verilmiştir. Sahabe, güzel isim koymakla alakalı hadisleri o kadar tatbik etmeye [...]

HALEP İÇİN DUA VAKTİ

Halep yangın yeri…

Halep; kanın, gözyaşının oluk oluk aktığı, çocukların anlamsızca baktığı, kadınların acımasızca tecavüzlere maruz kaldığı, cesetlerin yığınla çoğaldığı, ümmetin kafasına bile takmadığı hayalet şehir artık…

Zalim aklına eseni yapar, çocukların bile saçlarını ağartan zulümler yağar şehrin her bir yanına…

Tek bir umudu kalmıştır kimsesiz yetimlerin… Otobüslere bindirilirken zulümlerden kurtulmanın sevinci ile anavatanından kopmanın verdiği acıyı unutur günahsız ana kuzuları…

Çamurların içinden ekmek kırıntıları toplarken tertemiz cennet kuşları; tüm dünyada Müslümanlar yemeği boğazına takılmadan iştahla yer, tıka basa doyurur karnını…

Binlerce tonluk enkazın altından bebeler acı içinde kıvranarak çıkarılırken; eğlenceye dalmış nefisler çayını yudumlayarak seyreder, aldığı son model ekranlardan, bir damla bile gözyaşı dökmeden hem de…

Zallâmların ırzlarına geçmemesi için intihar etmenin fetvasını ararlar çaresiz kadınlar!

Halep ağlar; dünya susar… Kanlar nehir gibi akar; dünya susar… Halep muhasaraya alınır, aç susuz bırakılır; dünya susar… Şehrin her yanından yardım çığlıkları gökleri sarsar; dünya susar… Halepli adam enkazın arasından çıkardığı Kur’an’ı kaldırır, “İşte Kitabımız Kur’an! Onu hiç [...]

İSLÂM’DA KIZ ÇOCUĞUNUN FAZİLETİ

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun âline ve ashabına olsun. Allah’ın selâmı, yeryüzündeki tüm Müslümanların üzerine olsun.

Kız çocuklarından hoşlanmamak, onları sevmemek veya onları her fırsatta incitmek cahiliye adetlerindendir. İslâm, bu konuda insanların düşünce yapılarını sağlıklı bir yapıya kavuşturmuş; kadınların erkeği tamamlayan, bir takım hak ve görevleri olan Allah’ın yarattığı varlıklar olduğunu ifade etmiştir.

Kız çocuğu ile yetim; şefkat, merhamet ve korumaya diğer çocuklardan daha çok muhtaçtır. Çünkü bunlar zayıflık, güçsüzlük ve eziklik duygusu ile yaşarlar. Aksi iddia edilse de klasik ve çağdaş tüm cahili toplumlar, onların haklarını çiğnemiştir. Allah’ın kanununun uygulanmadığı her coğrafyada, bu iki zayıfa zulüm ve haksızlık yapılır. Cahiliye, cahiliyedir; kılık değiştirerek ruh ve yapısıyla tekerrür eder. (1)

Eski ve klasik cahiliye; herkesin gözü önünde, hiç utanmadan zulüm sancağını kaldırıyor ve teşhir ediyordu. Kız çocuklarına ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu; hatta bazı toplumlarda insan [...]

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık, her insanın fıtratında var olan doğal bir duygudur. Dolayısıyla kıskançlık anormal bir hale dönüşmediği sürece normal bir durumdur. Kardeşler arası kıskançlık, anne-babaların en çok şikâyette bulunup yaka silktikleri bir konudur.

Aslında kardeşler arası kıskançlık normal düzeyinde ise bir sorun yoktur. Hatta küçük çatışmalara sebep olan bu olağan kıskançlıklar kardeşlere birçok şey öğretir. Kardeşler arası kıskançlığı anormal hale getiren anne ve baba tutumlarıdır. 1

Yeni bir kardeşin gelmesi her şeyden önce eve yeni bir birey gelmesi demektir. Bu yeni birey evdeki dengeleri değiştirecek ve daha önemlisi çocuk tarafından rakip olarak algılanacaktır. Devamlı bakıma muhtaç, annenin tüm zamanını alan, bütün aile bireylerinin ilgisini çeken küçük yavrunun rakip olarak algılanması doğal karşılanmalıdır. Bu rakip, anne ve babayı çocuktan uzaklaştıran istenmeyen biridir. Sadece ev içindeki bireylerin değil misafirlerin dahi odak noktası olmuştur. Ona hediyeler gelmekte, devamlı ondan söz edilmektedir. 2

Ağabeylerinin Hz. Yusuf’u kuyuya atıp babalarına kurdun, kardeşlerini yediği yalanını söyleten, babaları Hz. Yakup’ un [...]

  • Permalink Gallery

    ÇOCUK OYNAYARAK ÖĞRENİR VE OYUN, ÇOCUĞUN GERÇEĞİDİR

ÇOCUK OYNAYARAK ÖĞRENİR VE OYUN, ÇOCUĞUN GERÇEĞİDİR

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salât ve selâm sevgili Peygamberimiz (sas)’e olsun. Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi ve inayeti tüm Müslümanların üzerine olsun.

Bu yazımızda çocuk için oyunun önemi, üzerindeki etkileri, faydaları ve gelişimine katkıları üzerinde duracağız.

Oyunun çocuk için sadece bir eğlence aracı olmadığını, onun için en büyük ve ciddi gerçeklik olup öğrenmenin kalıcı aracı olduğunu biliyor muydunuz?
Çocuğun maruz kaldığı baskılardan kurtulmak için oyuna başvurduğundan ve ailesinden gördüklerini, oyunlarına yansıttığından haberiniz var mıydı?

Şu ana kadar oyunla ilgili bildiğiniz ve bilmediğiniz şeyleri aklımızın bir köşesinde tutalım ve söze başlayalım.

Oyun Nedir?

Belli bir amaca yönelik olan veya olmayan, kurallı ya da kuralsız gerçekleştirilen; fakat her durumda çocuğun isteyerek ve hoşlanarak yer aldığı fiziksel, bilişsel, dilsel, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan, gerçek hayatın bir parçası ve çocuk için en etkin öğrenme sürecidir. 1

Oyun, çocukta doğuştan gelen bir tabiat ve Allah’ın onda yarattığı bir içgüdüdür. 2

Oyun, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminde çok önemli bir [...]

SOSYAL HAYATTA ÇOCUK

İnsan sosyal bir varlıktır. Yani toplumda girift halinde hayat sürmeye ihtiyaç duyan bir tabiata sahiptir. Sosyalleşmek “toplu yaşama alışmak” hem fıtrî bir ihtiyaç hem de sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bilfiil uygulayıp ümmetine “özellikle de bu ulvî dinin tebliğcilerine” tavsiye ettiği bir gerekliliktir. Nitekim bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuşlardır: “İnsanların arasına karışıp sıkıntılarına katlanan, insanların arasına karışmayıp sıkıntılarına katlanmayan kişiden daha hayırlıdır.”

Çünkü sosyalleşmek insanı birçok ruhî problemlerden ve bu problemlerle tek başına mücadele etmekten kurtarır. Bir atasözünde: “Sevinçler paylaştıkça çoğalır, hüzünler paylaştıkça azalır.” denilmesi bu gerçeği gözler önüne sermektedir.

Toplumdan uzak yaşamaya çalışmak kişiyi bunalıma, hayattan kopmaya ve hatta bazen depresyona girmeye sebep olabilir. Asosyal bir hayat yaşamanın bir diğer götürüsü de kişinin bir zaman sonra toplum içerisindeki edep-ahlâk kurallarını unutması ve ne yapacağını bilemez halde davranmasıdır ki bu İslâm’ı yayma ve yaşatma görevini üstlenen bir Müslüman için hoş bir durum değildir.

Bütün bu sebeplerden dolayı Müslüman anne-babalar ulvî değerleri [...]