RABBİN SENİ ÇAĞIRIYOR..!

Ey mutmain olmamış kalp… Her gün yeni bir mutluluk sebebi arayan, bulduğu mutlulukların süresi kısa olan, yeni arayışlar, yeni formüller, yeni keşifler peşinde ömrünü tüketen insan… Bir sabah giydiği elbiseyle mutlu olup diğer gün duyduğu güzel bir sözle, bazen biraz daha uzun süreli mutluluklar; aldığı bir ev, gittiği bir tatil, başarılı bir ticaret. Sebepler, seçenekler hep aynı döngü içinde. Bu döngü içerisinde kaybolmuş ruhlar, bedenler, yorgun yüzler… Mutluluklarınız geçici nedenlere bağlı ise ömür boyu mutluluğun, huzurun peşinde koşup yorulacaksınız demektir.
Sonu ve başı olan şeyler, ölümlü olan, bitip tükenen, azalan, hedefi belli olan, dünyanın sınırlarına sıkışmış her şey geçici ve yalancı mutluluklar sağlar. Ve kalpler asla bunlarla doymaz, sakinleşmez, huzura ermez. Tıpkı açlıktan ağlayan bir bebeğin ağzına tutuşturulmuş naylon bir emzik gibi… O emzik bebeği doyurmaz, sadece geçici bir sessizlik sağlar. Doymayan bebek artık daha fazla ağlamaya başlar. Bu defa bal veya tatlıya batırılıp verilir, yine kısa süreli bir [...]

ZAFER; İNANANLARINDIR

Dünyanın dört bir yanından müslümanların acı haberleri geliyor. Her yer kan, vahşet, gözü dönmüşlük, işkence ve bütün bu kelimelerle birlikte anılan müslümanın adı… Gönüller kırgın, kalpler hüzünlü, gözler yaşlı, bedenler yorgun. Ne yapacağımızı bilemez haldeyiz. Savaş devam ediyor, küffar vuruyor, saldırıyor, keyiflenmiş…

Tam da bu sırada Uhud geliyor aklımıza. Müslümanlar şehitler vermiş, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yaralanmış, Hz. Hamza (radıyallahu anh)’ın ciğerleri sökülmüş, Musab b. Umeyr (radıyallahu anh) şehit edilmiş. Ortalıkta bir söylenti; Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) öldürüldü..! Sesler yükseliyor Uhud’tan… Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Uhud harbinde Medineliler darma dağınık olmuştu. Herkes bir tarafa kaçışıyor ve ‘Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) öldü!’ diye bağırışıyorlardı. Hatta bu yüzden o kadar çok bağırıp çağırma olmuştu ki bu haber Medine’nin civar mahallelerine kadar ulaşmıştı. Sonra evli kadınlardan biri Uhud’a ulaşıp, bir şehidi gördüğünde “Bu kim?” diye sordu. O da “Şu baban”, bir başkasına rastladığında “Bu kardeşin”, başka bir [...]

MÜSLÜMAN KADININ DAVASI VE DAVET SORUMLULUĞU

Allah’ın selamı ve rahmeti, peygamberlerin, onların ehlinin, ashabının, salihlerin, şehidlerin, İslam davetçilerinin ve tüm kardeşlerimin üzerine olsun. Davet kelimesinin manasına baktığımızda, çağırmak, nida etmek, gelmesini istemek, dua etmek gibi anlamlara gelmektedir. Dava ise inandığın şey uğruna yaptığın mücadelenin adıdır. Mücadelen kadar davan, davan kadar mücadelen vardır.

Davet ise davanın mücadele kısmının büyük bir bölümünü kapsamaktadır. İslam’a davet İslam dinini anlatarak insanlara benimsetmek ve o dinin ölçülerine davet etmektir.

Davete muhtaç olan bazen Müslümanlar, bazen İslam’ın dışında olan herkes olur. Davet insanlığa en büyük fayda ve yardımdır. İnsanlığı şirk ve haramların bataklığından kurtarmak üzere uzattığımız bir eldir.

Davetin diğer bir faydası ise müslümanların felaket ve gazaba uğramalarını bertaraf etmesidir. Zeynep Binti Cahş radıyallahu anha’dan, Müslim’de geçen hadiste Zeynep annemiz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! İçimizde iyi kimseler bulunsa yine felakete uğrar mıyız?” diye sorar. “Evet, fenalık çoğalırsa” diye buyurmuştur.

İnsanların içerisinden bir kısım hakka davet edip hakkı hatırlamadıkça, insanların azgınlıkları [...]

ÜMMETİN HAYÂLI GENÇLERİNE

En temiz ve en yüce övgüler Allah’a aittir.  Salat ve selam onun Rasûlüne, âline ve ashabına olsun. Allah’ın selâmı, rahmeti ve  bereketi mümin kardeşlerimin üzerine olsun. Nasihatlerimin önce kendi nefsimi,  ehlimin ve tüm kardeşlerimin  nefislerini ıslah  edebilmesi duası ile…

Görünüşleri ile Allah›ı hatırlatan, konuşması ve ilmi ile bulunduğu ortama maddi manevi fayda veren, hareket ve davranışları ile daima ahireti hatırlatan mümin genç kardeşlerim… Rabbim sizlerden razı olsun.

Her biriniz yaşadığımız toplumda haramların içinde kaybolmuş, karanlıklara gömülmüş,  ruhi bunalımlar yaşayan genç topluluklara, uyuşturucu, alkol, sigara gibi gençleri tehdit eden onca haram ve pisliğe rağmen kendisini koruyan ve yalnızca Allah›a kul olan ve bunca karanlığın içinde nur misali parlayan kıymetli şahsiyetlersiniz.

Allah›ın rızasını kazanıp Firdevs cennetlerine, Adn ve Naim cennetlerine arzumuz, gayret ve mücadelemizde kopması mümkün olmayan urvetül vuska’ya (sağlam kulba) sarıldık.

Kalpler Allah›ı birledikçe, amellerimiz arttıkça şeytanın hilelerinin zayıfladığını görüyoruz. Bize karşı kurduğu tuzaklar artık büyük değil, zayıf ve cılız.

Bunları birkaç örnekle [...]

SOSYAL MEDYADA ADAB-I MUAŞERET

Kıymetli Müslüman kardeşlerim! Bizler, yaşantımızı Allah (celle celaluhu)’nin emir ve yasaklarına göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünneti seniyelerine göre düzenleyerek her hal ve hareketimizde İslam’ı temsil ederek iman ettiğimiz yüce dine aykırı bir davranış sergilemekten uzak durarak, her türlü ahlak ve kültürünü İslam’dan alarak dünya ve ahirette O’nunla şereflenmek istiyoruz. Bütün mücadelemizi, yaşama gayemiz olan İslam davası ve Rahman’ın rızasını kazanmak oluşturuyor. Bu mücadeleyi veren ve bu mübarek davanın içerisinde yer alan, İslam’la şereflenmiş bütün kardeşlerimi Allah’ın selamı ile selamlıyorum.

Kardeşler, değişen dünya her geçen gün bizlere yeni imkanlar sunuyor. İnsanlığın kullandığı araç ve gereçler her geçen gün yenilenip çeşitlilik kazanıyor. Dolayısı ile bizler bu hızlı değişime, İslami şuur ve bilincimizle yaklaşıp ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ayak uydurmaktan kastımız, İslam ahlakına, İslam edebine uygun bir şekilde yaklaşmaktır.

Müslüman, Allah (celle celaluhu)’nun kendisine bahşettiği her türlü nimete, canlı cansız her türlü eşya ve varlığa bu edep ve ahlak ile yaklaşır.
Alimler: [...]

TEKNOLOJİK SİHİRLENME (ZEHİRLENME) !

Sihir, gizli bir sebeple insanın gözünü ya da gönlünü yanıltan şey demektir. Görenin görüleni olduğundan farklı algılamasıdır. Görülen aslında görüldüğü gibi değildir.

Günümüzde insanı bu denli etkileyen ancak adına sihir denilmeyen bazen müzik, bazen televizyon, bazen sosyal medya adı taşıyan, insanların gözlerini ve gönüllerini yanıltan, görüldüğü gibi olmayan tehlikeler söz konusudur.

Yaşadığımız sosyal toplumda bunun etkisi altında yaşayan insanları gözlemliyoruz. Özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkilerini görebiliyoruz. Gözlemlerimden birini sizinle paylaşmak istiyorum:

Bir bayram günüydü. Akraba ziyaretleri yapıyorduk. Malum, insan bayramda en çok çocukları güzel giyimli, neşeli gördüğünde bayramı yüreğinde hissediyor. Evin kapısını çaldığımızda gözlerinin içi gülen, en güzel kıyafetlerini giyen, elinde şekerleme çikolata olan, daha içeri girmeden bayramımızı tebrik eden, elimizi öpen minikler; utangaç edasıyla bizi karşılayan, eline harçlık ya da ufak tefek hediyeler verdiğimiz çocuklarla karşılaşırız. Genelde karşılaştığım manzara budur, böyle olmalıdır.

Ancak bir şey fark ettim ki; artık o çocuklar yok.

Kapıyı çaldık. Kapıyı çocuğun açacağını da biliyorduk. Tam o [...]