İffetli Kadına İftira Atmak

İslâm’da zina etmek suç ve cezayı gerektirdiği gibi, zina ile itham etmek de suç ve cezayı gerektiren bir haram olarak zikredilmiştir. Nur suresi 4. ayetin tefsirinde Seyyid Kutup rahimehullah şöyle demiştir:

“İffetli, köle olmayan evli, dul veya bekâr kadınları kesin bir kanıt olmaksızın zina etmekle suçlayan dilleri serbest bırakmak, suçsuz bir erkek veya suçsuz bir kadını bu iğrenç suçla lekelemek isteyen, sonuçta da elini kolunu sallayarak gezen iftiracılara geniş bir imkân hazırlar.”

Yani Allah celle celaluhu, zinayı haram kıldığı gibi, zinayla iftira etmeyi de yasaklamış, toplumda bu ahlaka sahip olan kimselerin önünü kesmiş ve ahlaklı kadın ve erkekleri koruma altına almıştır. Bu koruma, akrabaların, kavminin, yakınlarının koruması değil, Allah celle celaluhu’nun korumasıdır. İffetli kadınlar ve iffetli erkekler Allah’ın yasasıyla, hükmüyle korunmuşlardır.

Zina suçunun iftira yolu ile dahi konuşulması, toplumda yayılması, meşruluk kazanmasına ve buna meyledenlere cesaret kazandırmasına sebep olacağından dolayı, Allah celle celaluhu zinanın önünü kesecek, o yolu tıkayacak, insanlık için rahmet [...]

Yaklaş Rabbine

Dünya seni sıktıysa, yeryüzü dar geliyorsa, yüreğin kabına sığmıyorsa, dayanamıyorsan bu olup bitenlere, nefes alamıyorsan kan ve zulüm kokusundan, bebelerin çığlıkları kulaklarındaysa, gözlerini kapadığında güzel hayaller kuramıyorsan, rüyaların kâbustan ibaretse, sevdiklerinden uzaksan…

Sevinçlerini boğuyorsa hüzünlerin,

Kara günler çoksa,

Müminler zindanlardaysa,

İnsanlar açlıktan ölüyorsa,

Anneler ağlıyorsa,

İyiler hep gidiyorsa ve sen hep geride kalansan

Ve özlüyorsan cenneti,

Bir bahar günü açmışsa çiçekler,

Üzerine yağmur yağarken duanda şehadet varsa,

Yaklaş Rabbine..!

Bir teheccüd vakti…

Hz. Bilal radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Size geceleyin kalkmayı tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yaşayan salihlerin âdetidir. Rabbinize yakınlık vesilesidir, günahlardan koruyucudur, kötülüklere kefarettir, bedenden hastalığı kovucudur.” (1)

Gecenin üçte birindesin. Bismillah dedin, evinin en sevdiğin köşesinde, mescidinde pencereyi hafif araladın. Gözlerini gökyüzüne çevirdin, yıldızlar ışıl ışıl, sana göz kırpıyor sanki. Yönünü kıbleye çevirdin. Hafif bir rüzgâr esiyor, yüzüne vuruyor… Allahu Ekber..! Rabbinin huzurundasın. Ayet ayet, rûkünla, secdenle, dua dua yaklaş Rabbine…

“Gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar, korkarak ve ümit [...]

RASÛLULLAH (SAV)’İN SABRI, KONUŞMASI VE TEVAZUSU

Hz Aişe annemiz, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakı hakkında şöyle demiştir:

“Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakı Kuran’dı. Darılırsa Kur’an darıldığı için darılır, beğenirse Kur’an beğendiği için beğenirdi. Kendi nefsi için intikam almazdı. Kızması ve beğenmesi Allah’ın rızası içindi.” (Buhari, Müslim)

Anlıyoruz ki, kim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunu takip etmek isterse, kim O’nun ahlakı ile ahlaklanmak isterse darılmalarını ve küskünlüklerini Allah’ın yüce kitabı olan Kuran’a göre ayarlasın. Yani Allah’ın hoşlanmadığından o da hoşlanmasın, Kuran’ın kabul edip beğendiğini o da beğensin, böylece yakınlaştığımız sadece Allah’ın rızası olur.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakından, sadece Allah’ın rızasını arayan bir kul örnekliğini görüyoruz. Ve Taif’te yaşananlar geliyor aklımıza… Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem risaletin 10. yılının sonlarında Şevval ayında Taif’e gitti. Taif’te 10 gün kaldı.

Ne yazık ki Taifliler, Mekkeli müşrikleri aratmadı, O’na hakaret edip kovdular. Yüzüne karşı; “Allah senden başka Peygamber olarak gönderecek birini bulamadı mı?” dediler.

Çocuklarını, kölelerini kışkırtıp Rasûlullah [...]

RABBİN SENİ ÇAĞIRIYOR..!

Ey mutmain olmamış kalp… Her gün yeni bir mutluluk sebebi arayan, bulduğu mutlulukların süresi kısa olan, yeni arayışlar, yeni formüller, yeni keşifler peşinde ömrünü tüketen insan… Bir sabah giydiği elbiseyle mutlu olup diğer gün duyduğu güzel bir sözle, bazen biraz daha uzun süreli mutluluklar; aldığı bir ev, gittiği bir tatil, başarılı bir ticaret. Sebepler, seçenekler hep aynı döngü içinde. Bu döngü içerisinde kaybolmuş ruhlar, bedenler, yorgun yüzler… Mutluluklarınız geçici nedenlere bağlı ise ömür boyu mutluluğun, huzurun peşinde koşup yorulacaksınız demektir.
Sonu ve başı olan şeyler, ölümlü olan, bitip tükenen, azalan, hedefi belli olan, dünyanın sınırlarına sıkışmış her şey geçici ve yalancı mutluluklar sağlar. Ve kalpler asla bunlarla doymaz, sakinleşmez, huzura ermez. Tıpkı açlıktan ağlayan bir bebeğin ağzına tutuşturulmuş naylon bir emzik gibi… O emzik bebeği doyurmaz, sadece geçici bir sessizlik sağlar. Doymayan bebek artık daha fazla ağlamaya başlar. Bu defa bal veya tatlıya batırılıp verilir, yine kısa süreli bir [...]

ZAFER; İNANANLARINDIR

Dünyanın dört bir yanından müslümanların acı haberleri geliyor. Her yer kan, vahşet, gözü dönmüşlük, işkence ve bütün bu kelimelerle birlikte anılan müslümanın adı… Gönüller kırgın, kalpler hüzünlü, gözler yaşlı, bedenler yorgun. Ne yapacağımızı bilemez haldeyiz. Savaş devam ediyor, küffar vuruyor, saldırıyor, keyiflenmiş…

Tam da bu sırada Uhud geliyor aklımıza. Müslümanlar şehitler vermiş, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yaralanmış, Hz. Hamza (radıyallahu anh)’ın ciğerleri sökülmüş, Musab b. Umeyr (radıyallahu anh) şehit edilmiş. Ortalıkta bir söylenti; Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) öldürüldü..! Sesler yükseliyor Uhud’tan… Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Uhud harbinde Medineliler darma dağınık olmuştu. Herkes bir tarafa kaçışıyor ve ‘Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) öldü!’ diye bağırışıyorlardı. Hatta bu yüzden o kadar çok bağırıp çağırma olmuştu ki bu haber Medine’nin civar mahallelerine kadar ulaşmıştı. Sonra evli kadınlardan biri Uhud’a ulaşıp, bir şehidi gördüğünde “Bu kim?” diye sordu. O da “Şu baban”, bir başkasına rastladığında “Bu kardeşin”, başka bir [...]

MÜSLÜMAN KADININ DAVASI VE DAVET SORUMLULUĞU

Allah’ın selamı ve rahmeti, peygamberlerin, onların ehlinin, ashabının, salihlerin, şehidlerin, İslam davetçilerinin ve tüm kardeşlerimin üzerine olsun. Davet kelimesinin manasına baktığımızda, çağırmak, nida etmek, gelmesini istemek, dua etmek gibi anlamlara gelmektedir. Dava ise inandığın şey uğruna yaptığın mücadelenin adıdır. Mücadelen kadar davan, davan kadar mücadelen vardır.

Davet ise davanın mücadele kısmının büyük bir bölümünü kapsamaktadır. İslam’a davet İslam dinini anlatarak insanlara benimsetmek ve o dinin ölçülerine davet etmektir.

Davete muhtaç olan bazen Müslümanlar, bazen İslam’ın dışında olan herkes olur. Davet insanlığa en büyük fayda ve yardımdır. İnsanlığı şirk ve haramların bataklığından kurtarmak üzere uzattığımız bir eldir.

Davetin diğer bir faydası ise müslümanların felaket ve gazaba uğramalarını bertaraf etmesidir. Zeynep Binti Cahş radıyallahu anha’dan, Müslim’de geçen hadiste Zeynep annemiz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! İçimizde iyi kimseler bulunsa yine felakete uğrar mıyız?” diye sorar. “Evet, fenalık çoğalırsa” diye buyurmuştur.

İnsanların içerisinden bir kısım hakka davet edip hakkı hatırlamadıkça, insanların azgınlıkları [...]