MEDRESEDEN MEZUN OLDUM YA SONRA?

Dört yıl nasıl da geçti hiç anlamadım. Koca dört yıl. Oysa bir hafta bile zor geçiyordu. Haftasonunu iple çekiyordun. Eve gitmek, aileni görmek, odanda uyumak için günleri sayıyordun adeta.

Sınavlar, ezberler, gece namazlarına kalkış, sabah namazına uyanmak ve sonra hiç uyumamak… Temizlik nöbetleri, hocadan işitilen azarlar… İşte bütün bunlarla dolu dört yıl.

Hep bunaldığını düşündüğün, bir an önce bitmesini istediğin, mezun olmak istediğin zaman geldi çattı. Ne zormuş birden ayrılmak. Boğazında yutkunamadığın, göz pınarlarından akan tatlı bir hüzün var şimdi kalbinde.

Hiç anlamadan o zorluğu sevdin. O zorluklara alıştın, bağlandın. Tertemiz bir ortamdaydın sen, haramlardan uzak. Hep Allah’ın zikriyle meşgul, ilimle meşguldün. Arada şeytanın dürtmeleri vardı ama onunla da baş etmeyi öğrenmiştin. Sabırla kuşandın adeta. Kursun havası da yemeği de bir başkaydı. Kardeşlerin bir başkaydı. Büyük bir aileydiniz siz.

Ve Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ilim yolcularına çok büyük müjdesini de biliyordun: “Kim ilim talebi için yolculuk yaparsa Allah onu cennete götürecek yola [...]

DAVET VE FEDAKÂRLIK

Fedakar insan sevdiği şeylerden feda eden demektir. Davet için fedakarlık ise en sevdiği İslâm davası için, davanın yücelmesi için diğer sevdiklerini feda edebilmesidir. Yani davasını diğer sevdiklerinden daha fazla sevmesidir. Onu her şeyin üzerinde tutması, hatta sevdiği her şeyi davasının içinde olduğu için sevmesi, eşini, çocuklarını, malını, akrabalarını, yakınlarını, her şeyi İslâm davasının bir parçası olarak görmesi, nefsin bencillikten kurtulması, kendi istek ve duygularından kendi menfaatini koruma duygu ve düşüncesinden sıyrılıp ince düşünceye, ileriyi görmeye, basirete sahip olmasıdır.

En büyük basiret ise İslâm davası için feda ettiğimiz şeylerin bize Allah’ın rızası olarak geri döneceğini anlamak, karşılığının ebedi cennet olduğunu bilmek, bu fedanın karlı bir fedakarlık olduğunu kalben hissetmektir. Ve bu feda edişin lezzetini kalbinizin derinliklerinde hissederek Allah celle celaluhu’dan daha fazlasını istemek, feda etmeye doyamamak, onunla iç huzuruna kavuşmak, tatlı bir sevinç yaşamak, ibadetlerimizde huşuyu yakalamaktır. Ve her feda ettiğimizi düşündüğümüz şeyin sahibinin Allah celle celaluhu olduğunu, aslında elimizde avucumuzda [...]

GÖZÜNDEN RAHMETE AKAN ILIK DAMLA

Çocukluğumuza gidelim bir an. O masum hallerimizi hatırlayalım. Temiz ve saf duygularımızı, muhtaç ve aciz olduğumuz zamanlarımızı hayal edelim. Yaramazlık yaptığımız anları hatırlayalım, annemizden hem korkup hem de yaramazlık yaptığımızı. Yapmadan önce bir cesaret ama yaptıktan sonra korku alırdı kalbimizi. Tir tir titrerdik, aslında bilirdik annemizin yumuşak kalbini. Ama yine de korkardık, ne cevap vereceğiz annemize diye. Bazen korkumuz şiddetlenirdi. Başlardık ağlamaya hıçkıra hıçkıra, titreyerek, korku, panik ve endişe içinde. Ve dilimizden dökülen kelime de “anne” “anne” “anneciğim” diyerek ağlardık. Onun ismini anarak, sayıklayarak ağlardık. Aslında onun affına sığınırdık, bize öfkelenmesin diye. Onu üzdüğümüz için de ağlardık pişmanlıktan. Ve annemiz görünce o perişan halimizi, kızardı aslında yaptığımız işe, ama yavrusunun gözyaşlarına dayanamazdı. Bizi kucaklar, bağrına basar, “tamam üzülme ama lütfen bir daha yapma” derdi. “Söz ver şimdi bir daha yapmayacağına”. “Söz anne söz, bir daha asla yapmayacağım” derdik. Affedilmenin hafifliğini hissederdik yüreğimizde. Hafifler, mutluluktan uçardık sanki.

İşte şimdi büyüdük. Rahman’ın [...]

TAKVALI GENÇ NEREDESİN

Ebu Malik el-Eşari radıyallahu anh, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Mutlaka Allah’ın kullarından bazı insanlar vardır ki, onlar ne peygamber ne de şehittirler. Fakat kıyamet gününde, Allah katındaki makamlarından dolayı Nebiler ve şehitler onlara gıpta edeceklerdir.”

Ebu Malik el-Eşari diyor ki: Orada bir arabi vardı, ayağa kalktı ve “Ey Allah’ın Rasulü, söyler misin bizlere, nebilerin ve şehitlerin gıpta ettiği bu kimseler kimlerdir?” diye sordu.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Onlar sadece ve sadece Allah rızası için, Allah’ın rahmetini umduklarından dolayı, İslam kardeşliği için, hiçbir dünyevi çıkar gözetmeksizin, akrabalık bağları olduğundan değil, Allah için bir araya gelen ve Allah için ayrılan insanlardır.”

Yaşamış olduğumuz dünyada insanlar, hevalarına, heveslerine, izmlere, haramlara, pisliklere köle olmuşlar. İşte bizler bu kölelerin içinde hür insanlar olmalıyız. Nefislerin kölesi olmayan, ideolojilerin kölesi olmayan hür insanlar…

Gariplerin yanında olan, yoksulların yanında olan, masumların ve mazlumların yanında olan garipler olmalıyız.

Fakat bizlerin önüne koyulan “en”ler var ve [...]

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA ÇEVRENİN ÖNEMİ

Toplumun insan üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçektir. Bu etkiyi olumsuz mânada düşündüğümüzde, cahili toplumlarda fertlerin küfre sürüklenmesi daha kolay olmaktadır.

Toplumun sosyal yapısı insanın temiz fıtratını bozar. Kötü, adi düşünceler güçlenir, irade zayıflar.

Seyyid Kutup rahimehullah, bu konuyla alakalı Fizilâl-il Kuran adlı eserinde; ‘İnsanlığın hür düşünceye İslam’la kavuşacağını, İslam’la yönetilmeyen toplumun tüm tercihlerinin bilinçlere yapılan baskılar sonucu oluştuğunu’ ifade etmektedir.

Anlıyoruz ki yeryüzünde yaşayan insanların yaptıkları tercihler, yaşam tarzları, anlayışları, hiçbiri hür iradeleriyle seçtikleri şeyler değil, bilinçlerine yapılan, gerek tağutların, gerek geleneklerin, beşeri akılların yaptığı baskılar sonucu ortaya çıkar.

Günümüzde ahlaki sapkınlığın artması, her türlü karede insan bilincine yapılan cinsel baskının sonucunun yansımasıdır.

Örneğin evde televizyon ekranında bilinçlere yapılan baskı, elimizdeki telefon ekranından biliçlere yapılan baskı, yolda billboardlardaki görüntüyle bilinçlere yapılan baskı, genel olarak ya cinsel içerikli ya da tüketime sürükleyen türdendir. Gerek medya gerek teknolojik aletlerle toplumu istediği yere sürükleyen bir gücün etkisini görebiliyoruz.

Son yüzyıldır yaşadığımız toplum, gerek eğitim sistemiyle, gerek medya üzerinden [...]

NİFAK ALAMETİ OLARAK “RİYA”

Müminin karakteriyle ve şahsiyetiyle çatışan, en çirkin davranışlardan olan, Allah’ın ayetleriyle uyardığı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisleriyle sakındırdığı davranış; riya ve kibir… Âlimlerin de pek çok kez konu edindiği, hakkında uzun nasihatlerin kaleme alındığı bir meseledir riya ve kibir.

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar, onlar gösteriş yaparlar.” (Maun, 4-6)

Ebu Hureyre radiyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde ilk olarak haklarında hüküm verilecek olanlar üç kısım insandır: (Birincisi) Şehit olan kişidir. Şehit getirilir ve Allah ona nimetlerini tanıtır. O da onları tanır. Allah buyurur: ‘Bu nimetleri elde etmek için ne yaptın?’ Der ki, ‘Öldürülünceye kadar Senin uğrunda savaştım!’ Allah buyurur: ‘Yalan söyledin! Ancak sen cesur adam denilsin diye savaştın ve bu da denildi.’ Sonra alınıp yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılır. (İkincisi) İlim öğrenip başkalarına öğreten ve Kur’an okuyan kişidir. O da getirilir ve Allah ona nimetlerini tanıtır, o da [...]