Hac ve Ümmet Şuuru

Öyle bir yolculuk düşünün ki, dünya gündeminizden düşmüş, günler, saatler, dakikalar yalnızca Allah’a kilitlenmiş… Öyle bir yolculuk ki, bedeniniz Mekke’ye doğru yola çıkmış, aynı zamanda içten içe de kalbinize doğrudan bir yolculuk yapıyorsunuz.

Benlik duygusundan sıyrılıp bizlik, ümmet duygusuna doğru ilerleyiştir hac… Kalplerin tek tek sıhhatine kavuştuğu özüne, kulluk şuuruna, Yaratanına döndüğü, birleştiği, Allah’ın kullarının ümmet olduğu, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk, La şerike leke lebbeyk. ınne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke lâ şerike leke: Sana geldim, buyur Allah’ım! Çağırdın koşup geldim, emrine hazırım. Sana geldim, ortağın yoktur, koşup geldim, hamd ve nimet Sana ait, mülk de Senindir. Ortağın yoktur Senin!” diye dua ettiği, tevhid şuurunun kalplerde yeniden canlandığı ibadettir. 

Tek İlah’a, tek kıbleli dine teslimiyetin dünyaya haykırışıdır hac… Tevhidi direnişin başlangıç noktasından, tüm hücrelerimizle birlikte haykırmaktır hac…

“İnsanlar için kurulan ilk ev Mekke’deki bütün canlılar için bereket ve hidayet kaynağı olan (Kâbe)dir.” (Âl-i İmran, 96)

Tüm alemler için hidayet kaynağı, tüm alemler için kurtuluşun rehberi Kabe’dir. [...]

O GÜN GÖZLERDE KONUŞUR

Ben senin bedeninde dünyaya açılan yuvarlak, bir çift pencereyim. Parıl parıl parıldayan, derinlerime bakıldığında anlamlar taşıyan… Sevgi, muhabbet, heyecan, hüzün…

Dünyaya geldiğimde ilk annenin gözlerine değdi bakışlarım. Ah o gözler, içinde Rahman’ın merhameti vardı.

Bana itafen zeytin gözlü yavrum diye severdi seni. Bedeninin bir yeri ağrısa ben akıtırdım incilerimi, hemen anlardı annen. Yani bebekken ben senin hem gözün hem de dilindim.

Önce hareketleri takip ettik birlikte, sonra renkleri… Derken, büyüdün, çocukluk çağın ne güzeldi, en güzel şeylere bakardın benimle. Baharda uçan kelebekleri takip ederdik. Renkli balonlara bakardım. Uçurtmanı salardın gökyüzüne, maviliklere dalardık. Bazen uçan bir kuşun kanadına konardık.

Bir şeye üzülsen, ben mahsun olurdum, sevdiklerin hemen anlardı.

Sevindiğinde ben parlardım, gözlerinin içi gülüyor derlerdi. Biraz daha büyüdün. Güzel günler geride kaldı sanki. Bir ekran vardı dört köşe, adına televizyon denilen, içinde hikâyeler oynardı. Onu takip ederdin benimle, içinde bin türlü haram. Rabbim bir çift perde yapmıştı… Haramlarla karşılaşınca kolayca aşağı inen göz kapakların vardı. [...]

İffetli Kadına İftira Atmak

İslâm’da zina etmek suç ve cezayı gerektirdiği gibi, zina ile itham etmek de suç ve cezayı gerektiren bir haram olarak zikredilmiştir. Nur suresi 4. ayetin tefsirinde Seyyid Kutup rahimehullah şöyle demiştir:

“İffetli, köle olmayan evli, dul veya bekâr kadınları kesin bir kanıt olmaksızın zina etmekle suçlayan dilleri serbest bırakmak, suçsuz bir erkek veya suçsuz bir kadını bu iğrenç suçla lekelemek isteyen, sonuçta da elini kolunu sallayarak gezen iftiracılara geniş bir imkân hazırlar.”

Yani Allah celle celaluhu, zinayı haram kıldığı gibi, zinayla iftira etmeyi de yasaklamış, toplumda bu ahlaka sahip olan kimselerin önünü kesmiş ve ahlaklı kadın ve erkekleri koruma altına almıştır. Bu koruma, akrabaların, kavminin, yakınlarının koruması değil, Allah celle celaluhu’nun korumasıdır. İffetli kadınlar ve iffetli erkekler Allah’ın yasasıyla, hükmüyle korunmuşlardır.

Zina suçunun iftira yolu ile dahi konuşulması, toplumda yayılması, meşruluk kazanmasına ve buna meyledenlere cesaret kazandırmasına sebep olacağından dolayı, Allah celle celaluhu zinanın önünü kesecek, o yolu tıkayacak, insanlık için rahmet [...]

Yaklaş Rabbine

Dünya seni sıktıysa, yeryüzü dar geliyorsa, yüreğin kabına sığmıyorsa, dayanamıyorsan bu olup bitenlere, nefes alamıyorsan kan ve zulüm kokusundan, bebelerin çığlıkları kulaklarındaysa, gözlerini kapadığında güzel hayaller kuramıyorsan, rüyaların kâbustan ibaretse, sevdiklerinden uzaksan…

Sevinçlerini boğuyorsa hüzünlerin,

Kara günler çoksa,

Müminler zindanlardaysa,

İnsanlar açlıktan ölüyorsa,

Anneler ağlıyorsa,

İyiler hep gidiyorsa ve sen hep geride kalansan

Ve özlüyorsan cenneti,

Bir bahar günü açmışsa çiçekler,

Üzerine yağmur yağarken duanda şehadet varsa,

Yaklaş Rabbine..!

Bir teheccüd vakti…

Hz. Bilal radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Size geceleyin kalkmayı tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yaşayan salihlerin âdetidir. Rabbinize yakınlık vesilesidir, günahlardan koruyucudur, kötülüklere kefarettir, bedenden hastalığı kovucudur.” (1)

Gecenin üçte birindesin. Bismillah dedin, evinin en sevdiğin köşesinde, mescidinde pencereyi hafif araladın. Gözlerini gökyüzüne çevirdin, yıldızlar ışıl ışıl, sana göz kırpıyor sanki. Yönünü kıbleye çevirdin. Hafif bir rüzgâr esiyor, yüzüne vuruyor… Allahu Ekber..! Rabbinin huzurundasın. Ayet ayet, rûkünla, secdenle, dua dua yaklaş Rabbine…

“Gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar, korkarak ve ümit [...]

RASÛLULLAH (SAV)’İN SABRI, KONUŞMASI VE TEVAZUSU

Hz Aişe annemiz, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakı hakkında şöyle demiştir:

“Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakı Kuran’dı. Darılırsa Kur’an darıldığı için darılır, beğenirse Kur’an beğendiği için beğenirdi. Kendi nefsi için intikam almazdı. Kızması ve beğenmesi Allah’ın rızası içindi.” (Buhari, Müslim)

Anlıyoruz ki, kim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunu takip etmek isterse, kim O’nun ahlakı ile ahlaklanmak isterse darılmalarını ve küskünlüklerini Allah’ın yüce kitabı olan Kuran’a göre ayarlasın. Yani Allah’ın hoşlanmadığından o da hoşlanmasın, Kuran’ın kabul edip beğendiğini o da beğensin, böylece yakınlaştığımız sadece Allah’ın rızası olur.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakından, sadece Allah’ın rızasını arayan bir kul örnekliğini görüyoruz. Ve Taif’te yaşananlar geliyor aklımıza… Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem risaletin 10. yılının sonlarında Şevval ayında Taif’e gitti. Taif’te 10 gün kaldı.

Ne yazık ki Taifliler, Mekkeli müşrikleri aratmadı, O’na hakaret edip kovdular. Yüzüne karşı; “Allah senden başka Peygamber olarak gönderecek birini bulamadı mı?” dediler.

Çocuklarını, kölelerini kışkırtıp Rasûlullah [...]

RABBİN SENİ ÇAĞIRIYOR..!

Ey mutmain olmamış kalp… Her gün yeni bir mutluluk sebebi arayan, bulduğu mutlulukların süresi kısa olan, yeni arayışlar, yeni formüller, yeni keşifler peşinde ömrünü tüketen insan… Bir sabah giydiği elbiseyle mutlu olup diğer gün duyduğu güzel bir sözle, bazen biraz daha uzun süreli mutluluklar; aldığı bir ev, gittiği bir tatil, başarılı bir ticaret. Sebepler, seçenekler hep aynı döngü içinde. Bu döngü içerisinde kaybolmuş ruhlar, bedenler, yorgun yüzler… Mutluluklarınız geçici nedenlere bağlı ise ömür boyu mutluluğun, huzurun peşinde koşup yorulacaksınız demektir.
Sonu ve başı olan şeyler, ölümlü olan, bitip tükenen, azalan, hedefi belli olan, dünyanın sınırlarına sıkışmış her şey geçici ve yalancı mutluluklar sağlar. Ve kalpler asla bunlarla doymaz, sakinleşmez, huzura ermez. Tıpkı açlıktan ağlayan bir bebeğin ağzına tutuşturulmuş naylon bir emzik gibi… O emzik bebeği doyurmaz, sadece geçici bir sessizlik sağlar. Doymayan bebek artık daha fazla ağlamaya başlar. Bu defa bal veya tatlıya batırılıp verilir, yine kısa süreli bir [...]