RASÛLULLAH (SAV)’İN MİZAH (ŞAKA) ANLAYIŞI

İslam âlimlerine göre mizah ve şakalaşma hususunda insanlar üç sınıftır:

1. Mizaha dalan ve ömrünün çoğunluğunu böyle geçirenler

2. Şakalaşmayı sevmeyerek, her dâim ciddiyeti esas alan ve neredeyse hiç latife yapmayanlar

3. Orta yollu davranarak yeri geldiğinde şakalaşan, yeri geldiğinde de ciddi olanlar.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatımızın her alanında bizlere örnek olduğunu Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki sen, pek büyük (en güzel) bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 4)

Mizah (şaka) hususunda da bizlere örneklik göstermiş ve üçüncü sınıftaki kimselerden olmamız gerektiğini bizlere öğretmiştir. O sallallahu aleyhi ve sellem bazen şakalaşır, yeri geldiğinde de ciddiyetini gösterirdi.

Mizahın hayatımızdaki yeri hakkında şöyle bir benzetmede bulunulmuştur: “Mizahın hayatımızdaki yeri, yemekte tuzun misali gibidir. Yemek ne tuzsuz ne de çok tuzlu olmalıdır.”

İslam dini, Allah’ın razı olduğu bütün davranışları salih amel olarak niteler. Bu hususta dinimizde gülmenin de salih amele dönüşebileceğini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle ifade etmiştir: “İki çeşit gülme vardır: Bir gülüş vardır, Allah [...]

  • cihan-2
    Permalink Gallery

    İLİMDEN ESÂRETE, ESÂRETTEN ŞEHÂDETE UZANAN ÖMÜR: ŞEYH ÖMER ABDURRAHMAN (1938-2017)

İLİMDEN ESÂRETE, ESÂRETTEN ŞEHÂDETE UZANAN ÖMÜR: ŞEYH ÖMER ABDURRAHMAN (1938-2017)

“Davette sloganım şuydu; insan işinde ciddi olur ve elinden geleni yaparsa Allah onu kesin başarıya ulaştırır.”
Ömer Abdurrahman, 3 Mayıs 1938 yılında Mısır’ın Dekahliye vilâyetinin el-Menzile merkezine bağlı el-Cemâliyye’de dünyaya geldi.

Ömer Abdurrahman kendi yetişmesini şöyle anlatır:

“Fakir bir anne-babadan doğdum. Konuşmaya başlayıp aklım erdiğinde bana; “Sen daha on aylıkken gözlerini kaybettin” dediler. Küçüklüğümde dayım elimden tutar, beni mescide götürür, bana Kur’an öğretirdi.

Beş yaşıma geldiğimde beni, görmeyenlere mahsus medreselerden biri olan “Nur Körler Medresesine” kaydettirdiler. Burada görmeyenlere “Briel” metoduyla okuma yazma öğretiyorlardı. Bu, Tanta’da bir medreseydi. Orada ilk bakım, koruma ve eğitimimi gördüm. Sonra kendi beldeme gidip orada on bir yaşındayken Kur’an’ı hıfzettim. Daha sonra Dimyat’ta dini bir enstitüye girdim. Burada dört yıl okudum, böylece Ezher’in ilkokul diplomasını aldım.

Dayım, Kur’an’ı ezberlememde üzerimden ayrılmayan bir göz gibiydi. Zira zamanının çoğunu bana ayırıyordu. Her sabah erkenden el-Birke küçük gölünün yakınında bulunan bir mescide, daha sabah namazı olmadan gidiyor, okulda hocanın yarın bize anlatacağı [...]

  • cihan
    Permalink Gallery

    ASRININ ALLÂMESİ: EBU’L FEREC ABDURRAHMÂN İBNÜ’L CEVZÎ (RAHİMEHULLAH) (1117-1200)

ASRININ ALLÂMESİ: EBU’L FEREC ABDURRAHMÂN İBNÜ’L CEVZÎ (RAHİMEHULLAH) (1117-1200)

Doğumu

Ebu’l Ferec künyeli tefsir, hadis ve tarih âlimi Abdurrahmân İbnü’l Cevzî rahimehullah, büyük dedesi Câfer el-Cevzî’ye ait “el-Cevzî” lakabından dolayı İbnü’l Cevzî diye meşhur oldu. Cevze, Basra’nın bir mahallesi ya da Dicle kenarında bulunan bir yerin adıdır. İbnü’l-Cevzi’nin dedesi, söz konusu yerde ikamet ettiği için ona el-Cevzî denilmiştir.

İbnü’l Cevzî’nin doğum tarihi ihtilaflıdır. 1114 diyenler olduğu gibi 1116, 1117 diyenlerde vardır. Kendisi bir yazısında şöyle demiştir: “Doğum tarihimi araştırmadım. Ancak, babam 1120 (h.514) senesinde vefât etmişti. Annem, babamın vefâtında benim üç yaşlarında olduğumu söyledi.” Bu sözlerinden onun 1117 yılında doğduğu söylenmiştir.

İslam tarihçileri soyunun Hz. Ebubekir’e radiyallahu anh dayandığını söyler.

İlmi Şahsiyeti

İbnü’l Cevzî, beş yaşına gelince halası tarafından Ebü’l-Fadl bin Nâsır Mescidi›ne götürülmüş ve küçük yaşta Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemiştir. Kendisi o günlerini şöyle anlatır: “Hocam Nâsır, beni küçüklüğümde birçok âlime götürdü. Onlardan ilim dinletti. Dinlediğim âlimlerin hepsinden bana icâzet aldı. Hocalarımın büyüklüklerini bilen, onların hallerine vâkıf olan arkadaşlarıma, hocalarımın her birinden bir [...]

  • cihan
    Permalink Gallery

    MÜBÂREK OĞLU MÜBÂREK: ABDULLAH BİN MÜBÂREK (RAHİMEHULLAH) (736-797)

MÜBÂREK OĞLU MÜBÂREK: ABDULLAH BİN MÜBÂREK (RAHİMEHULLAH) (736-797)

Mübarek Baba

Kaynaklarda babası Mübârek b. Vâzıh’ın Beni Hanzele’den zengin bir tüccarın bahçesinde bekçilik yaparak geçimini sürdürdüğü kaydedilmiştir.

Bir gün bahçe sahibi ekşi bir nar getirmesini ister. O da gidip bir nar getirir ancak ekşi değil tatlı çıkar. Bahçe sahibi ikinci defa ekşi bir nar getirmesini emreder. Onun getirdiği nar yine tatlı çıkınca, bahçe sahibi ona ekşi değil de tatlı nar getirmesinin sebebini sorar. O ise şöyle cevap verir: “Ben hangi ağacın narının tatlı, hangisinin ekşi olduğunu bilmiyorum.” Bunun üzerine bahçe sahibi: “Şimdiye kadar bu narların tadına hiç bakmadın mı?” diye hayretini belirtir. İbnu’l Mübârek: “Bana narların tadına bakmam hususunda müsaade vermediniz. Benim görevim bahçeyi beklemek ve korumaktır” der.

Bahçe sahibi bu durumdan oldukça etkilenir ve onu kızı ile evlendirir. Bu evlilikten Abdullah b. Mübârek dünyaya gelir. Kayınpederinin zengin olmasından dolayı pek çok malın miras yoluyla ona geçtiği de ifade edilmektedir. (1)

Doğum

Asıl adı Ebu Abdirrahman Abdullah b. Mübârek b. Vazıh [...]

  • cihan
    Permalink Gallery

    HADİM-İ HAREMEYN-İ ŞERİFEYN (MEKKE VE MEDİNE’NİN HİZMETKÂRI): YAVUZ SULTAN SELİM (1470 – 1520)

HADİM-İ HAREMEYN-İ ŞERİFEYN (MEKKE VE MEDİNE’NİN HİZMETKÂRI): YAVUZ SULTAN SELİM (1470 – 1520)

Hayatı

Osmanlı tarihinde daha sonraları döneminde sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle Yavuz Selim adıyla anılan I. Selim, 10 Ekim 1470’de babası Osmanlı Sultanı II. Bayezıd’ın valilik yaptığı Amasya’da dünyaya geldi. Babası II. Bayezid, annesi Dulkadiroğulları ailesinden Ayşe Hatun’du.
Şehzadeliğinin ilk zamanları Amasya’da geçen Selim, devrin önemli âlimlerinden Arap ve Fars Dili ile din ve fen dersleri aldı.

Osmanlı’da padişah oğullarının devlet idâresi ve askerî konularda eğitim alması için yapılan bir şehzâde uygulaması olarak Trabzon Sancağı’na gönderildi. Burada yaklaşık 24 yıl sancak beyliği yapan Şehzâde Selim, bu dönemde Gürcüler üzerine seferler düzenleyerek Kars, Ardahan, Erzurum ve Artvin’i Osmanlı topraklarına kattı.

Tarihçiler onun hayatından bahsederken şöyle der: “Onun en önemli özelliklerinden biri de askerleri içinde her dâim yer alması ve yemeği onlarla birlikte yemesidir.”

Şii Tehlikesi

İslam tarihi boyunca müslümanlara ihânet etmeyi adet haline getiren ve her seferinde müslümanları arkadan vuran, tarihin her döneminde İslam topraklarının Haçlı ve Siyonistler tarafından işgal edilmesinde önemli [...]

  • cihan
    Permalink Gallery

    ABİDU’L HARAMEYN FUDAYL BİN İYAD (RAHİMEHULLAH) (725-803)

ABİDU’L HARAMEYN FUDAYL BİN İYAD (RAHİMEHULLAH) (725-803)

İslam’da dünya-âhiret dengesi esastır. Hatta âhiret her daim dünyanın önünde yer alır. İşte İslam’ın âhiret öncelikli dünyaya bakışına zühd denir.
Selef-i salihin neslinden günümüze kadar zühd sahibi insanlar bitmemiştir ancak azalmıştır. (Allah sayılarını arttırsın). İşte onlardan biri de etbâu’t tâbiin neslinin önde gelenlerinden biri olan Abidu’l Harameyn (onun 40 yıl boyunca Kabe’de ilk rekatı kaçırmadığı rivayet edilir) olarak adlandırılan Fudayl bin İyad’tır.

Hayatı

Ebu Ali künyeli Fudayl bin İyad’ın(r.h) Horasan’ın Merv bölgesinden Semerkand’ta hicri 107(m.725) yılında doğduğu ve sonraları Ebiverd’de yetiştiği söylenir.
Fudayl b. İyad’ın isminin anlamı, sonraki yıllarında tam da ismine yaraşır bir hayat olarak “çok faziletli ve erdemli” demektir.

Gençlik yıllarında güçlülüğüyle ön plana çıkmış ve Merv ile Ebiverd arasında bir çete kurarak eşkiyâlık yapan Fudayl b. İyad, bu esnada çetesiyle hem namazlarını kılıyorlar hem de Kur’an okuyordu.

Eşkiyâlıktan Abidliğe

Fudayl b. İyad, Merv ile Ebiverd arasında eşkiyâlık yapar ancak eşkıyâlığında bile belli ahlâki özellikleri kendisinde bulundururdu. Örneğin; Soygun yaptığı kafilede [...]