BİR BÜYÜK DÂHİ MİMAR: MİMAR SİNAN (1489-1588)

Bir insan düşünün! 100 yıla yakın bir ömür sürüyor ve bu ömründe insanlar arasında kendisine “Allah râzı olsun” denilecek hiç bir amel/eser/iz bırakmadan bu dünyadan geçip gidiyor. Bu insan ne büyük bir kayıp içindedir bir bilse. Asıl ve acı kaybın da bu olduğu muhakkak bir gerçekliktir.

İnsan, yaşadığı hayatta “Allah’ın râzı olacağı bir eser bırakma yolunda ne kadar gayret sarfederse, o oranda bu hayatının anlamını idrak etmiş demektir.” Bu hususun önemini farkedenler ve böyle bir durumdan habersiz bir şekilde hayat sürerek ölüp gidenler olarak karşımızda iki sınıf insan durmakta.

Ömürlerini Allah’a adayarak, O’nun râzı olduğu bir hayat sürerek eser bırakan kimseler şu hadisle müjdelenmiştir: “İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i câriye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk.”  [1]

Sadaka-i câriye, kişiye sürekli ecir/sevap kazandıran her ameli kapsar. Kişinin bir cami, medrese, su kuyusu, yetimhâne yapımına katkıda bulunması gibi. Buralardan insanlar istifade ettiği sürece [...]

OPTİK İLMİNİN ÖNCÜSÜ İBNU’L HEYSEM (965-1040)

Bilim tarihi çalışmalarının kurucusu ve 20. yüzyılın önde gelen bilim tarihçilerinden George Sarton, “Bilim Tarihi” adlı eserinde İbnu’l Heysem için şunları yazar: “…İbnu’l-Heysem, tüm zamanların en büyük Müslüman fizikçisi ve optik dehâsıydı. İster İngiliz ister İranlı olsun, bilim insanlarının hepsi bu çeşmeden kana kana içmiştir. Bacon’dan Kepler’e kadar tüm Avrupa düşünce dünyasında muazzam bir etki bırakmıştır…”

Asıl adı “Ebu Ali Hasan bin el-Hasan İbn Heysem” olan İbnu’l Heysem, 965 yılında Basra’da (Irak) doğdu. Batı’da yaptığı çalışmalar ile takip edilen bir üne sahip olmuş ve “Alhazen (Batıda el-Hasan ismi böyle okunduğundan)” adıyla anılmıştır. Kendisine ayrıca “Ptolemaeus Secundus” (İkinci Batlamyus; Arapçada “Batlamyus-i Sani”) lakabı da verilmiştir. Hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur.  

İlim yolunda Bağdat ve Kahire gibi devrin ilim merkezlerine ilmi seyahatlerde bulunan İbnu’l Heysem, seyahatler dolayısıyla elde ettiği ilmi birikimi eserler yazarak kayda almıştır.

İlmi Birikimi

Fizik bilimi ve optik alanında çalışmalar yapan İbnu’l Heysem, özellikle optik alanında yaptığı çalışmalardan dolayı “optiğin [...]

ANADOLU’DA BİR DAHİ: EL-CEZERÎ (1153-1233)

Müslüman bilim ve ilim adamlarının tarihte insanlığa sunduğu çok büyük hizmetleri vardır. Avrupa’nın Ortaçağ karanlığında yaşadığı ve insanın insanın kurdu olduğu bir zamanda Müslümanlar insanlığa insanlığı öğretecek hizmetlerde bulunmuştur.

Yaptığı icatlar ile insanlığa hizmetleri bulunan isimlerın başında gelenlerden biri  el-Cezerî rahimehullah’tır.

Batı dünyasında “Cazari (Gazari)” olarak bilinen Ebu’l İz İsmail İbni Rezzaz El-Cezerî, Cizre’de 1153 yılında dünyaya gelmiştir. Kendisi “Şeref ve onur babası” anlamında “Ebu’l-İz” lakabını taşımıştır. El-Cezerî ismini Cizreli olduğu için almıştır. Dönemi için mükemmel tasarımlar yaptığı için El-Cezerî’ye, “zamanın harikası” anlamında “Bediuzzaman” denilmiştir.

12. yüzyılda Artuklular’ın Diyarbakır ve çevresine hakim olduğu dönemde 32 yıl boyunca “baş mühendis” sıfatıyla hizmet etmiştir.

Avrupa’da halen makine mühendislerine ilk öğretilen şey şudur: “Otomatik makineler tarihinde çağın doruğuna erişmiş büyük mühendis, el-Cezerî’dir.”

Bilime Katkıları

El-Cezerî’nin kendi dönemine kadar geliştirilmiş sistemleri de kullanarak yaptığı tasarımların bilim ve mühendislik tarihi açısından değeri çok büyüktür. Kendisi bu hususta şöyle der: “Benden çok evvel gelen âlimlerin kitaplarını ve onları takip edenlerin çalışmalarını [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 13
    Permalink Gallery

    ORTA ASYA’DA YAŞAMIŞ EVRENSEL DEHÂ: El-BÎRÛNÎ (973-1061?)

ORTA ASYA’DA YAŞAMIŞ EVRENSEL DEHÂ: El-BÎRÛNÎ (973-1061?)

Hayatı
Batı dillerinde adı “Alberuni” veya “Aliboron” olarak geçen Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Bîrûnî, 973 yılında bugün Özbekistan-Türkistan sınırlarında yer alan Harezm bölgesinde doğdu. Bu ismin Farsça’da “dış” anlamına gelen “bîrûn” kelimesinden geldiğinden hareket eden bazı müellifler, “Bîrûnî” nisbesinin Hârizm’in merkezi bölümlerinde değil civar semtlerinden “dışarıdan gelen, taşralı, yabancı” anlamında kullanıldığı görüşündedirler.
Ailesi hakkında pek fazla bilgi bulunmasa da babası Ahmed bin Ali Andicânî’nin uzayı gözlemleyen bir gözlemevinde çalıştığı söylenmiştir. El-Bîrûnî, bilim konuları ile ilgili ilk merakını babasından, eğitimini de hükümdar ailesinden olan matematikçi ve gökbilimci Ebu Nasr Mansur’dan edindi. Ondan geometri ve astronomi hakkında bilgiler edindi. Bîrûnî, Ebu Nasr Mansur için “üstadım” tabirini kullanmıştır.
Küçük yaşta babasını kaybedince Harezmşahlar Devleti tarafından korunan Bîrûnî, sarayda matematik ve astronomi eğitimi aldı.
Kendisinden önce bilimsel çalışmalar yapan isimlerden etkilenen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Kendisini bilime yönelten bir sözü şöyledir: “Benim bilimle uğraşma sebebim, “Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 9-100
    Permalink Gallery

    OSMANLI’DA İLK ANSİKlOPEDİST: TAŞKÖPRİZÂDE AHMED EFENDİ (1495-1561)

OSMANLI’DA İLK ANSİKlOPEDİST: TAŞKÖPRİZÂDE AHMED EFENDİ (1495-1561)

Tarihte Osmanlılar dönemine yetiştirdikleri âlim ve ilim adamlarıyla damgasını vuran bir aile vardır. Bu aile Moğol İstilâ’sından kaçarak, Anadolu’ya gelmiş ve şu anda Kastamonu sınırları içerisinde yer alan Taşköprü ilçesine yerleşmiştir. Bu yüzden aile “Taşköprizâdeler”, “Taşköprülüler” olarak, tarihte meşhur olmuştur.

Aile içerisinden dededen başlamak üzere Osmanlılar döneminde birçok medresede eğitim veren müderrisler, kadılar, kazaskerler çıkmıştır.

Babası Muslihiddin Mustafa ve amcası Kıyameddin Kasım Efendi, devrinin önde gelen âlimlerindendir. Muslihiddin Mustafa Efendi, Fatih Medreseleri’nde müderrislik yapmış ve kısa süren Halep Kadılığı dışında babasının tavsiyesine uyup ömrünü müderrislikle geçirmiş, İstanbul’da da vefat etmiştir(h.935/1529). 

İki oğlu İsâmüddin Ahmed (meşhur Taşköprizâde –hayatını anlatacağımız) ve genç yaşta vefat eden Nizâmeddin Mehmed, babalarının izinden giderek ilim yoluna girmiştir.

Amcası Kıyâmüddin Efendi, iyi bir tahsil gördükten ve dönemin tanınmış âlimlerinden ders aldıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik yapmış, İnegöl İshak Paşa Medresesi müderrisi iken orada vefat etmiştir(919/1513).

Diğer bir amcası Taşköprizâde Kemâleddin Efendi’nin oğlu Şeyh Mehmed Efendi, Sahn müderrisliğine kadar yükselmiş, Rebîülâhir 1010’da [...]

  • Çalışma Yüzeyi 7-100
    Permalink Gallery

    İKİNCİ EBU HANİFE: ŞEYHÜ’L İSLÂM EBUSSUÛD EFENDİ (1490-1574)

İKİNCİ EBU HANİFE: ŞEYHÜ’L İSLÂM EBUSSUÛD EFENDİ (1490-1574)

Hayatı

Asıl adı Muhammed bin Muhyiddin bin Muhyiddin olan Ebussuûd’un, Arapça kökenli bir kelime olan Ebussuûd künyesini niçin aldığı konusunda kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Dedeleri ise Türkistanlı olup Semerkand’dan Anadolu’ya gelmişlerdir.
Ebussuûd’un babası Şeyh Yavsi Muhyiddin Muhammed el-İskilîbî (İskilip’te medfundur), meşhur bilgin Ali Kuşçu’nun kızı ile evlenir. Bu evlilikten Ebussuud Efendi, 17 Safer 896/30 Aralık 1490 tarihinde Çorum-İskilip’e bağlı bir eski yerleşim yeri olan İmad (Direklibel)’da doğmuştur.
Doğduğu yere nisbetle “İmadi” olarak da anılan Ebussuûd’un, diğer en meşhur künyesi ise “Hoca Çelebi”dir.
Ebussuûd Efendi; sade giyinişi, sahabe yolundan ayrılmamaya çalışması, çevresindekilere son derece yumuşak davranışı, dünya ve dünyalıklara düşkün olmamasıyla tanınmış bir kimsedir.
Şeyh Bedreddin’in Vâridât’ına şerh yazan bir Bayramî şeyhi olan babası, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Şehzade Bayezıd’ın Amasya sancak beyliği esnasında Şehzade’nin sevgisini ve dostluğunu kazanmıştır. Sultan İkinci Bayezıd tahta geçtikten sonra Şeyh Muhyiddin’i İstanbul’a davet etmiş ve kendisine büyük bir zâviye yaptırıp mülk olarak vakfetmiştir. Sultan, Şeyh [...]