• İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 8
    Permalink Gallery

    İLK DÜNYA HARİTASINI ÇİZEN OSMANLI DENİZCİSİ: PİRİ REİS (1465-1554)

İLK DÜNYA HARİTASINI ÇİZEN OSMANLI DENİZCİSİ: PİRİ REİS (1465-1554)

Osmanlı Devleti topraklarının genişlemesi ve kara parçalarından ayrı olarak denize kıyısı olan ülkelere yayılması sonucunda denizciliğin önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Bu yüzden Osmanlı Devleti’nde denizcilik alanında çalışmalara önem verilmiştir.

Osmanlı’dan önce kurulan Anadolu’daki beylikler ve Venedik, Ceneviz gibi gayrimüslim devletlerin tecrübelerinden de istifade edilerek, Osmanlı’nın donanması kurulmuştur. Kurulan donanmalar sayesinde Osmanlı toprakları, sınırları denizde yer alan Akdeniz ve Karadeniz’deki topraklara kadar yayılmıştır. Bu yayılma esnasında şüphesiz işinde usta olan ve denizcilik alanında tecrübesi bulunan kimselerin hakkı çok fazladır. 

 Osmanlı topraklarının genişlemesindeki donanmanın yeri açık bir gerçek olarak bilindikten ve bu donanmadaki mahareti bilinen kimselerden bahsedildiğinde sonra Piri Reis’in anlatılmaması bir eksiklik olarak kalacaktır.

Hayatı

Asıl adı Muhyiddin olan Piri Reis, harita ve denizcilik alanında İslâm dünyasının yetiştirdiği ender insanlardan biridir.

Kendisi tarafından hazırlanan “Kitab-ı Bahriye” eseri ve çizdiği iki tane dünya haritası ile bu husustaki başarısını göstermiştir.

Osmanlı topraklarında bulunan ve denize kıyısı olan Gelibolu’da doğan Piri Reis’in doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1465 [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 10
    Permalink Gallery

    BİLGİSAYAR SİSTEMİ (ALGORİTMANIN) ÖNCÜSÜ VE CEBİRİN KURUCUSU: HÂRİZMÎ (780-850)

BİLGİSAYAR SİSTEMİ (ALGORİTMANIN) ÖNCÜSÜ VE CEBİRİN KURUCUSU: HÂRİZMÎ (780-850)

Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Hârizmî’nin asıl adı, Abdullah Muhammed bin Mûsâ’dır. Onun h.164 (m.780) senesinde Hârizm’de doğduğu söylenmiştir. Harzemli olduğundan “Hârizmî” adıyla meşhur olmuştur.

Abbasiler’in ilim ve bilimle anılmaya başladığı Yedinci Abbasi Halifesi Me’mun döneminde Bağdat’a çağrılarak burada yaşamış ve dönemin ilim ve bilim merkezi olan Beytü’l-Hikme’de müdürlük yapmış, görevde olduğu dönemde bilime katkıda bulunacak eserler vermiştir. Eserlerini yazmada Bağdat Saray Kütüphanesi’nden çokça faydalanmıştır. Döneminde, astroloji (gök bilimi) ve coğrafya alanında ünlenmiş olsa da onun tanınmasında en önde gelen yönü matematikçiliğidir. Onun Antik Yunan, Hint ve İskenderiyeli matematikçilerden faydalanarak matematiğin önemli dallarından biri olan Cebir[1] alanında yazdığı “Kitâbü’l-Muhtasar fî hisâbi’l-cebr ve’l-mukâbele (Cebir ve Mukabele Hesabının Özeti)” adlı eseri, ilk matematik kitabı unvanına sahiptir. Cebir adı ilk defa bu eserde verilmiştir. Bu eser, Batılı matematikçilere de ilham kaynağı olmuştur. Her ne kadar 300 yıl sonrasında dahi olsa onun Cebir alanındaki öncülüğünden faydalanarak yola çıkan Batılı bilim adamları, bilgisayar sistemlerinin temelini [...]

BİR BÜYÜK DÂHİ MİMAR: MİMAR SİNAN (1489-1588)

Bir insan düşünün! 100 yıla yakın bir ömür sürüyor ve bu ömründe insanlar arasında kendisine “Allah râzı olsun” denilecek hiç bir amel/eser/iz bırakmadan bu dünyadan geçip gidiyor. Bu insan ne büyük bir kayıp içindedir bir bilse. Asıl ve acı kaybın da bu olduğu muhakkak bir gerçekliktir.

İnsan, yaşadığı hayatta “Allah’ın râzı olacağı bir eser bırakma yolunda ne kadar gayret sarfederse, o oranda bu hayatının anlamını idrak etmiş demektir.” Bu hususun önemini farkedenler ve böyle bir durumdan habersiz bir şekilde hayat sürerek ölüp gidenler olarak karşımızda iki sınıf insan durmakta.

Ömürlerini Allah’a adayarak, O’nun râzı olduğu bir hayat sürerek eser bırakan kimseler şu hadisle müjdelenmiştir: “İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i câriye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk.”  [1]

Sadaka-i câriye, kişiye sürekli ecir/sevap kazandıran her ameli kapsar. Kişinin bir cami, medrese, su kuyusu, yetimhâne yapımına katkıda bulunması gibi. Buralardan insanlar istifade ettiği sürece [...]

OPTİK İLMİNİN ÖNCÜSÜ İBNU’L HEYSEM (965-1040)

Bilim tarihi çalışmalarının kurucusu ve 20. yüzyılın önde gelen bilim tarihçilerinden George Sarton, “Bilim Tarihi” adlı eserinde İbnu’l Heysem için şunları yazar: “…İbnu’l-Heysem, tüm zamanların en büyük Müslüman fizikçisi ve optik dehâsıydı. İster İngiliz ister İranlı olsun, bilim insanlarının hepsi bu çeşmeden kana kana içmiştir. Bacon’dan Kepler’e kadar tüm Avrupa düşünce dünyasında muazzam bir etki bırakmıştır…”

Asıl adı “Ebu Ali Hasan bin el-Hasan İbn Heysem” olan İbnu’l Heysem, 965 yılında Basra’da (Irak) doğdu. Batı’da yaptığı çalışmalar ile takip edilen bir üne sahip olmuş ve “Alhazen (Batıda el-Hasan ismi böyle okunduğundan)” adıyla anılmıştır. Kendisine ayrıca “Ptolemaeus Secundus” (İkinci Batlamyus; Arapçada “Batlamyus-i Sani”) lakabı da verilmiştir. Hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur.  

İlim yolunda Bağdat ve Kahire gibi devrin ilim merkezlerine ilmi seyahatlerde bulunan İbnu’l Heysem, seyahatler dolayısıyla elde ettiği ilmi birikimi eserler yazarak kayda almıştır.

İlmi Birikimi

Fizik bilimi ve optik alanında çalışmalar yapan İbnu’l Heysem, özellikle optik alanında yaptığı çalışmalardan dolayı “optiğin [...]

ANADOLU’DA BİR DAHİ: EL-CEZERÎ (1153-1233)

Müslüman bilim ve ilim adamlarının tarihte insanlığa sunduğu çok büyük hizmetleri vardır. Avrupa’nın Ortaçağ karanlığında yaşadığı ve insanın insanın kurdu olduğu bir zamanda Müslümanlar insanlığa insanlığı öğretecek hizmetlerde bulunmuştur.

Yaptığı icatlar ile insanlığa hizmetleri bulunan isimlerın başında gelenlerden biri  el-Cezerî rahimehullah’tır.

Batı dünyasında “Cazari (Gazari)” olarak bilinen Ebu’l İz İsmail İbni Rezzaz El-Cezerî, Cizre’de 1153 yılında dünyaya gelmiştir. Kendisi “Şeref ve onur babası” anlamında “Ebu’l-İz” lakabını taşımıştır. El-Cezerî ismini Cizreli olduğu için almıştır. Dönemi için mükemmel tasarımlar yaptığı için El-Cezerî’ye, “zamanın harikası” anlamında “Bediuzzaman” denilmiştir.

12. yüzyılda Artuklular’ın Diyarbakır ve çevresine hakim olduğu dönemde 32 yıl boyunca “baş mühendis” sıfatıyla hizmet etmiştir.

Avrupa’da halen makine mühendislerine ilk öğretilen şey şudur: “Otomatik makineler tarihinde çağın doruğuna erişmiş büyük mühendis, el-Cezerî’dir.”

Bilime Katkıları

El-Cezerî’nin kendi dönemine kadar geliştirilmiş sistemleri de kullanarak yaptığı tasarımların bilim ve mühendislik tarihi açısından değeri çok büyüktür. Kendisi bu hususta şöyle der: “Benden çok evvel gelen âlimlerin kitaplarını ve onları takip edenlerin çalışmalarını [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 13
    Permalink Gallery

    ORTA ASYA’DA YAŞAMIŞ EVRENSEL DEHÂ: El-BÎRÛNÎ (973-1061?)

ORTA ASYA’DA YAŞAMIŞ EVRENSEL DEHÂ: El-BÎRÛNÎ (973-1061?)

Hayatı
Batı dillerinde adı “Alberuni” veya “Aliboron” olarak geçen Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Bîrûnî, 973 yılında bugün Özbekistan-Türkistan sınırlarında yer alan Harezm bölgesinde doğdu. Bu ismin Farsça’da “dış” anlamına gelen “bîrûn” kelimesinden geldiğinden hareket eden bazı müellifler, “Bîrûnî” nisbesinin Hârizm’in merkezi bölümlerinde değil civar semtlerinden “dışarıdan gelen, taşralı, yabancı” anlamında kullanıldığı görüşündedirler.
Ailesi hakkında pek fazla bilgi bulunmasa da babası Ahmed bin Ali Andicânî’nin uzayı gözlemleyen bir gözlemevinde çalıştığı söylenmiştir. El-Bîrûnî, bilim konuları ile ilgili ilk merakını babasından, eğitimini de hükümdar ailesinden olan matematikçi ve gökbilimci Ebu Nasr Mansur’dan edindi. Ondan geometri ve astronomi hakkında bilgiler edindi. Bîrûnî, Ebu Nasr Mansur için “üstadım” tabirini kullanmıştır.
Küçük yaşta babasını kaybedince Harezmşahlar Devleti tarafından korunan Bîrûnî, sarayda matematik ve astronomi eğitimi aldı.
Kendisinden önce bilimsel çalışmalar yapan isimlerden etkilenen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Kendisini bilime yönelten bir sözü şöyledir: “Benim bilimle uğraşma sebebim, “Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları [...]