NEBEVİ TEDRİSATIN FEDAKÂR TALİPLERİ; ASHAB-I SUFFA

Tarihi dönem içerisinde dünyada ün yapmış, ilmin merkezi haline gelmiş ve büyük liderler yetiştirmiş eğitim merkezlerinin ekseriyeti İslam diyarlarından neşet etmiştir. Günümüzde ilim ve bilimin zirvesi olarak lanse edilen sözde medeni Avrupa daha ilimle tanışmamışken, İslam beldelerinde Endülüs, Bağdat gibi nice ilim merkezleri kurulmuş, bu medreseler nice önemli şahsiyetlerin yetişmesine ön ayak olmuştur. Bu ilmi gelişme şüphesiz, İslam’ın ilme ve âlime verdiği değerden ileri gelmektedir.

Allah celle celâluhu, putperest Mekke toplumuna ilk vahiy olan “ Yaratan rabbinin adıyla oku” emriyle hitap etmişti. Her türlü pisliği içinde barındıran bir topluma, neden ahlaki değerlerle yahut akidevi meselelerle değil de “oku” emriyle hitap edildiği üzerinde durup düşünmemiz gerekir. İnsan, saplandığı bataklıktan çıkmak için önce okumalı; ancak kafasına göre değil rabbinin isteği doğrultusunda okumalı ve bunun neticesinde hakkı batılı ayırt edebilmeliydi. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu toplumu dönüştürürken Allah’ıncelle celâluhu bu emri doğrultusunda hareket etmişti. Ashabının, nazil olan ayetleri okuyup öğrenebilmesi [...]

DAVETÇİNİN YOL AZIĞI; NAMAZ

Ey Peygamber! Şüphesiz ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle Allah’a davet eden bir davetçi ve aydınlatan bir kandil olarak gönderdik. (1)

Davet, Allah’ın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yüklemiş olduğu ilahi bir vazifedir. “Uyuma dönemi artık geride kaldı ey Hatice!” diyerek yatağı yorganı çekip atan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın kendisine yüklediği bu vazifeyi, geceli gündüzlü sürdürerek, cahiliyenin bataklığında saplanıp kalmış ve dünyada esamesi okunmayan bir topluluğu dünyanın seyrini değiştirecek eşsiz bir toplum haline getirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra bu sancağı devralan Sahabe-i Kiram(Allah hepsinden razı olsun) O’ndan aldıkları bu nuru dünyanın dört bir yanına ulaştırma gayretiyle mukaddes beldelerinden ayrılarak yollara döküldüler. Ve biz bugün, hâla onlar ve onlardan sonra gelen büyük davetçilerin yaktığı meşalelerle yolumuzu aydınlatmaktayız. Ancak şu var ki; Davet yolu reyhanlarla, güzel kokulu çiçeklerle bezenmiş vaziyette bizi bekleyen bir yol değildir. Bu yol, başından sonuna kadar dikenlerle [...]

  • ebubekir
    Permalink Gallery

    “NAMAZ” BÜTÜN ÜMİTLERİN BİTTİĞİ YERDE BİR ÜMİT KAYNAĞIDIR

“NAMAZ” BÜTÜN ÜMİTLERİN BİTTİĞİ YERDE BİR ÜMİT KAYNAĞIDIR

Namaz kul ile Allah arasında bir bağ ve buluşmadır. Namaz kalbin kuvvet aldığı, ruhun Allah’a bağlılığını hissettiği, nefsin dünya hayatının değerlerinden daha üstün değerler bulduğu manevi bağdır. Namaz günümüzde dahi Allah yolunun yolcuları için bir azık, sahrada susuz kalmışlar için bir pınar ve bütün ümitlerin bittiği yerde bir ümit kaynağıdır. Bu kaynak, her mü ‘minin elini uzatabileceği bir hazine olarak devam edip gitmektedir.

Cemaatle namaz kılmanın fazileti:

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;

“Kişinin cemaatle beraber kıldığı namazı, evinde ve çarşısında tek başına kıldığı namazdan  yirmi beş  kat(daha hayırlı)dır.

Bunun sebebi kişi abdest aldığında abdestini güzelce alırsa, daha sonra sadece namaz için mescide doğru çıktığında attığı her adımıyla bir derece yükselir ve bir hatası silinir. Daha sonra namaz kıldığında mescidde bulunduğu müddetçe  melekler onun için: ‘Allah’ım ona salat eyle, Allah’ım ona rahmet eyle’ diye dua ederler ve bu kişi namazı beklediği müddetçe  namazdaymış gibidir.” (1)

Osman Bn. Affan [...]

İKİ RÜYA ARASINDA BİR FETİH MEKKE’NİN FETHİ

İslam tarihi, göz kamaştıran fetihlerle doludur. Bu ümmetin erleri İslam davası uğruna mallarını, canlarını feda etmekten geri kalmayarak İslam dininin bu günlere kadar gelmesine vesile oldular. İslam ümmeti, bu fedakâr şahsiyetleri ve onların fetihlerini kıyamete dek hatırlarında tutmaya devam edecektir. Ümmetin hafızasında daima diri kalacak olan bu fetihlerin en başında şüphesiz Allah’ın(cc), Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ihsan etmiş olduğu, şehirlerin anası olan Mekke’nin fethi gelmektedir.
Aslında her şey bir rüya ile başlamış ve onunla zirveye ulaşmıştı. Hz. Aişe’nin bildirmesiyle İslam’ın bu kutlu serüveni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem’in sadık rüyalarıyla başlamıştı. Ve şimdi tarihler yirmi sene sonrasını gösteriyordu. Yani Hudeybiye öncesi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem’in gördüğü rüyanın (1) tecellisi sayılan Mekke’nin fethi… “Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkarmıştı.” (2) Bu iki rüya arasında ne kadar çok şey yaşanmıştı. Ne çok Müslüman işkence görmüş, davasından dönmeye zorlanmış; ne çok Müslüman bulundukları mukaddes şehirden hicret etmek zorunda [...]

KULLARIMA SÖYLE, SÖZÜN EN GÜZELİNİ SÖYLESİNLER!

İnsan toplumsal bir varlıktır. Yapısı ve ismi gereğince toplum içinde yaşayıp insanlarla ünsiyet kurmak ve onlar tarafından sevilmek ister. İçinde bulunduğu çevre tarafından tecrit edilmek ise bir insanın arzulayacağı en son şeydir. Dışlanma korkusu ve sevilme arzusu birçok kimsenin hareketlerinin, üzerinde seyrettiği iki sarkaçtır. Ancak bu iki duygu insana çoğu zaman felaket getirir. Çünkü tüm davranışlarını bu iki sarkacın ağırlıklarına emanet edenler şahsiyetlerinden, inanç ve düşüncelerinden ödün vermek zorunda kalırlar. Gencinden yaşlısına birçok kimsenin toplumda yer edinme amacıyla en temel değerlerinden vazgeçmeleri sosyolojik bir vakıadır. Maalesef gün, toplumun beğenisini kazanma adına şahsiyetlerin, yüce inançların bozuk para gibi harcandığı bir hale dönmüştür.

Müstehcen meselelerde konuşmak ve küfürsüz kelam etmeyi kelam-ı nakıs kabul etmek günümüzün en tehlikeli modalarındandır. Toplum, ağzı doldura doldura küfretmeyi marifet saymakta, her kelimenin altından müstehcen anlamlar çıkaranları zirveye taşımaktadır. En çok izlenen sinema ve dizilerin bel altı temelli mizah anlayışlara sahip olması, toplumumuzun geldiği bu acı noktaya işaret [...]

MİSYONERLİK VE DÜNYA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Hilafetin ilga edilmesinden sonra İslam Ümmeti türlü türlü saldırılara maruz kalmıştır. Bu saldırılardan bazısı şiddet yollu ve aleni bir durumdayken bazısı da gürültü patırtı çıkarılmadan sessizce gerçekleşmiştir. Bir saldırıyı bertaraf etmenin ilk şartı onun nereden geleceğini öngörmektir. İslam coğrafyasının kan gölüne dönmesi, her gün binlerce çocuğun yetim ve öksüz, binlercesinin de sakat kalması bu saldırıların aleni yönünü teşkil etmektedir. Ancak bunların y  anında çok da farkında olmadığımız ya da tehlikesini küçümsediğimiz büyük bir tehlike olan “Misyonerlik Faaliyetleri” vardır.

Yaklaşık 7 milyara ulaşan dünya nüfusunun %32’sini teşkil eden Hıristiyanlar dinlerini yaymak için büyük gayret sarf ediyorlar. 20. yy başlarında 558 milyona sahip olan Hıristiyanlık bugün 2 milyarı aşkın bir din haline geldi. Ancak asıl hedefin bu rakamın çok daha üstünde olduğunu Papa II. Jean Paul’un 1999 Aralık’ta yaptığı şu konuşmadan anlıyoruz: “Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.” Vatikan, bu [...]