İKİ RÜYA ARASINDA BİR FETİH MEKKE’NİN FETHİ

İslam tarihi, göz kamaştıran fetihlerle doludur. Bu ümmetin erleri İslam davası uğruna mallarını, canlarını feda etmekten geri kalmayarak İslam dininin bu günlere kadar gelmesine vesile oldular. İslam ümmeti, bu fedakâr şahsiyetleri ve onların fetihlerini kıyamete dek hatırlarında tutmaya devam edecektir. Ümmetin hafızasında daima diri kalacak olan bu fetihlerin en başında şüphesiz Allah’ın(cc), Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ihsan etmiş olduğu, şehirlerin anası olan Mekke’nin fethi gelmektedir.
Aslında her şey bir rüya ile başlamış ve onunla zirveye ulaşmıştı. Hz. Aişe’nin bildirmesiyle İslam’ın bu kutlu serüveni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem’in sadık rüyalarıyla başlamıştı. Ve şimdi tarihler yirmi sene sonrasını gösteriyordu. Yani Hudeybiye öncesi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem’in gördüğü rüyanın (1) tecellisi sayılan Mekke’nin fethi… “Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkarmıştı.” (2) Bu iki rüya arasında ne kadar çok şey yaşanmıştı. Ne çok Müslüman işkence görmüş, davasından dönmeye zorlanmış; ne çok Müslüman bulundukları mukaddes şehirden hicret etmek zorunda [...]

KULLARIMA SÖYLE, SÖZÜN EN GÜZELİNİ SÖYLESİNLER!

İnsan toplumsal bir varlıktır. Yapısı ve ismi gereğince toplum içinde yaşayıp insanlarla ünsiyet kurmak ve onlar tarafından sevilmek ister. İçinde bulunduğu çevre tarafından tecrit edilmek ise bir insanın arzulayacağı en son şeydir. Dışlanma korkusu ve sevilme arzusu birçok kimsenin hareketlerinin, üzerinde seyrettiği iki sarkaçtır. Ancak bu iki duygu insana çoğu zaman felaket getirir. Çünkü tüm davranışlarını bu iki sarkacın ağırlıklarına emanet edenler şahsiyetlerinden, inanç ve düşüncelerinden ödün vermek zorunda kalırlar. Gencinden yaşlısına birçok kimsenin toplumda yer edinme amacıyla en temel değerlerinden vazgeçmeleri sosyolojik bir vakıadır. Maalesef gün, toplumun beğenisini kazanma adına şahsiyetlerin, yüce inançların bozuk para gibi harcandığı bir hale dönmüştür.

Müstehcen meselelerde konuşmak ve küfürsüz kelam etmeyi kelam-ı nakıs kabul etmek günümüzün en tehlikeli modalarındandır. Toplum, ağzı doldura doldura küfretmeyi marifet saymakta, her kelimenin altından müstehcen anlamlar çıkaranları zirveye taşımaktadır. En çok izlenen sinema ve dizilerin bel altı temelli mizah anlayışlara sahip olması, toplumumuzun geldiği bu acı noktaya işaret [...]

MİSYONERLİK VE DÜNYA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Hilafetin ilga edilmesinden sonra İslam Ümmeti türlü türlü saldırılara maruz kalmıştır. Bu saldırılardan bazısı şiddet yollu ve aleni bir durumdayken bazısı da gürültü patırtı çıkarılmadan sessizce gerçekleşmiştir. Bir saldırıyı bertaraf etmenin ilk şartı onun nereden geleceğini öngörmektir. İslam coğrafyasının kan gölüne dönmesi, her gün binlerce çocuğun yetim ve öksüz, binlercesinin de sakat kalması bu saldırıların aleni yönünü teşkil etmektedir. Ancak bunların y  anında çok da farkında olmadığımız ya da tehlikesini küçümsediğimiz büyük bir tehlike olan “Misyonerlik Faaliyetleri” vardır.

Yaklaşık 7 milyara ulaşan dünya nüfusunun %32’sini teşkil eden Hıristiyanlar dinlerini yaymak için büyük gayret sarf ediyorlar. 20. yy başlarında 558 milyona sahip olan Hıristiyanlık bugün 2 milyarı aşkın bir din haline geldi. Ancak asıl hedefin bu rakamın çok daha üstünde olduğunu Papa II. Jean Paul’un 1999 Aralık’ta yaptığı şu konuşmadan anlıyoruz: “Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.” Vatikan, bu [...]

MÜ’MİN KALPLERİN GIDASI; Allah Sevgisi

1) Sevginin Mahiyeti ve Degeri

İnsanın dünya ve ahiret saadeti, sevgiden geçmektedir. Sevme ve sevilmeden mahrum olan insanlar, iki dünya saadetinden de mahrumdur. İnsan daha doğar doğmaz başkalarının sevgisiyle karşılaşır. Bebek sevgiyle beslenir, sevgiyle büyür. Ebeveynleri tarafından yeterince sevilmeyen bebeklerin kişiliklerinde ömür boyu hissedecekleri çatlaklıklar meydana gelir. İnsan sevme ve sevilmeyi sadece bu safhada arzuluyor değildir. Sevgi, insanın ömür boyu ihtiyacını hissettiği bir gereksinimdir. İnsan mutlu olduğunda da mutsuz olduğunda da küçüklüğünde de yaşlılığında da güçlüyken de acizken de kısacası hayatın her safhasında bu olguyla yaşama eğilimindedir. Bu eğilimlerini doğru yönde kullananlar her iki hayatta da mutluluk kâsesinden kana kana içerler. Evet, sadece dünya hayatında değil ahirette de durum böyledir. Nebi sallallah’u aleyhi ve sellem ahiret saadetinin teminatı olan imanı ve onun tadını sevgi üzerine bina etmektedir: “Üç özellik vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını almıştır. Bunlar; Allah ve Rasûl’ünün sallallah’u aleyhi ve sellem o kimseye her [...]