TiCARETiN YÜZ AKLARI; TÜCCAR SAHABİLER

Nebevi tedrisatın ilk talipleri olan Ashab-ı Kiram, tarih içinde öncesi olmayan ve tekrarı da neredeyse imkansız olan büyük bir zaman diliminin mimarlarından olmuştur. Cahiliyenin karanlığında ömürlerinin bir kısmını heba etmiş olan bu insanlar, İslam’ın kendilerine sunduğu aydınlık sonrasında mükemmel bir noktaya gelmişler, kıyamete kadar var olacak olan ümmet-i Muhammed›in en gözde fertleri olma şerefine ermişlerdir. Şimdi onlardan geriye kalan tek şey sadece isimleri değil, bizim için örneklik teşkil edecek muhteşem numunelerle dolu tertemiz hayat hikayeleridir. Onlardan geriye öylesi anılar kaldı ki; her karesi almamız gereken nice ibretler, çıkarmamız gereken nice derslerle doludur. İmanlarının tadını almış ve iliklerine kadar hissetmiş bu insanlar, İslam’ı hayatlarının her anına şahit tutmuşlar, sadece namazlarında, oruçlarında değil tüm davranışlarında İslam’ın rehberliğinde bir hayat yaşamışlardır. Bu insanların örnekliğini sadece birkaç kareden ibaret kılmak onlara yapılacak büyük bir haksızlık olacaktır. Dolayısıyla, onların kıymetini taktir edebilmek için namazlarını, zekatlarını anlamak kadar aile hayatlarını, muamelatlarını ve ticaretlerini de anlamaya [...]

MÜ’MİN KALPLERDE YERİ OLMAYAN HASTALIK; CİMRİLİK

Allah azze ve celle âdemoğlunu mahlûkatın en şereflisi olarak yaratmış ve kâinatı bitkisiyle, hayvanıyla, havasıyla, suyuyla, yer altı zenginlikleriyle onun emrine amade kılmıştır. Karşılığında ise tüm bu nimetleri ihsan edenin Allah(cc) olduğunu itiraf edip şükretmesini ve kendisine yüklenilen ‘halifelik’ vazifesini yerine getirmesini istemiştir. Ancak bununla birlikte âdemoğlunu tam bu noktada başka imtihanlar beklemektedir. Zira o halifelik görevini yerine getirirken istifadesine sunulan tüm bu nimetleri sonuna kadar kullanacak ama aynı zamanda onları “benim diye sahiplenmeyecek” ve asıl malikinin Allah azze ve celle olduğunu itiraf edecektir. Hem de bunu içindeki mal-mülk sevgisine rağmen gerçekleştirmek zorunda kalacaktır. Çünkü dünyanın cazibesine olan bu iltifat, bizzat Allah azze ve celle tarafından onun tabiatına imtihan maksadıyla çoktan yerleştirilmiştir:

“Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.”(Ali İmran, 14)

İnsanoğlunun yapısındaki mal ve [...]

İHTİLAF AHLÂKIMIZ

İslam’ın ‘tevhid’ dini olması, kendisini sadece itikad alanında gösteren sınırlı bir özellik değildir. Tevhid inancı, hayatımızın her anı için bir düzenleme getirmiş olan İslam’ın tüm hükümlerinde varlığını hissettiren kapsamlı bir inanç biçimidir. Birlemek, tek hale getirmek manasında olan ‘Tevhid’ üzerine yükselmiş olan İslam, insanları belirli temeller üzerinde birleştirmek ister. Ayet ve hadislerde, bir yandan ehli kitab örnek gösterilerek Mü’minler’in tefrikadan uzak durmaları öğütlenirken öte yandan da bir ümmet-cemaat teşkil etmeleri istenmektedir. Ancak şu var ki; İslam insanlar arasındaki tüm farklılıkları ortadan kaldırmak gibi bir uğraş içinde değildir. Çünkü insanlar arasında bazı farklılıkların olması ve bir takım noktalarda birbirlerinden ayrılmaları bizzat Allah azze ve celle tarafından koyulmuş sünnetullahlardandır.

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır. (1)

(Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve [...]

NEBEVİ TEDRİSATIN FEDAKÂR TALİPLERİ; ASHAB-I SUFFA

Tarihi dönem içerisinde dünyada ün yapmış, ilmin merkezi haline gelmiş ve büyük liderler yetiştirmiş eğitim merkezlerinin ekseriyeti İslam diyarlarından neşet etmiştir. Günümüzde ilim ve bilimin zirvesi olarak lanse edilen sözde medeni Avrupa daha ilimle tanışmamışken, İslam beldelerinde Endülüs, Bağdat gibi nice ilim merkezleri kurulmuş, bu medreseler nice önemli şahsiyetlerin yetişmesine ön ayak olmuştur. Bu ilmi gelişme şüphesiz, İslam’ın ilme ve âlime verdiği değerden ileri gelmektedir.

Allah celle celâluhu, putperest Mekke toplumuna ilk vahiy olan “ Yaratan rabbinin adıyla oku” emriyle hitap etmişti. Her türlü pisliği içinde barındıran bir topluma, neden ahlaki değerlerle yahut akidevi meselelerle değil de “oku” emriyle hitap edildiği üzerinde durup düşünmemiz gerekir. İnsan, saplandığı bataklıktan çıkmak için önce okumalı; ancak kafasına göre değil rabbinin isteği doğrultusunda okumalı ve bunun neticesinde hakkı batılı ayırt edebilmeliydi. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu toplumu dönüştürürken Allah’ıncelle celâluhu bu emri doğrultusunda hareket etmişti. Ashabının, nazil olan ayetleri okuyup öğrenebilmesi [...]

DAVETÇİNİN YOL AZIĞI; NAMAZ

Ey Peygamber! Şüphesiz ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle Allah’a davet eden bir davetçi ve aydınlatan bir kandil olarak gönderdik. (1)

Davet, Allah’ın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yüklemiş olduğu ilahi bir vazifedir. “Uyuma dönemi artık geride kaldı ey Hatice!” diyerek yatağı yorganı çekip atan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın kendisine yüklediği bu vazifeyi, geceli gündüzlü sürdürerek, cahiliyenin bataklığında saplanıp kalmış ve dünyada esamesi okunmayan bir topluluğu dünyanın seyrini değiştirecek eşsiz bir toplum haline getirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra bu sancağı devralan Sahabe-i Kiram(Allah hepsinden razı olsun) O’ndan aldıkları bu nuru dünyanın dört bir yanına ulaştırma gayretiyle mukaddes beldelerinden ayrılarak yollara döküldüler. Ve biz bugün, hâla onlar ve onlardan sonra gelen büyük davetçilerin yaktığı meşalelerle yolumuzu aydınlatmaktayız. Ancak şu var ki; Davet yolu reyhanlarla, güzel kokulu çiçeklerle bezenmiş vaziyette bizi bekleyen bir yol değildir. Bu yol, başından sonuna kadar dikenlerle [...]

  • ebubekir
    Permalink Gallery

    “NAMAZ” BÜTÜN ÜMİTLERİN BİTTİĞİ YERDE BİR ÜMİT KAYNAĞIDIR

“NAMAZ” BÜTÜN ÜMİTLERİN BİTTİĞİ YERDE BİR ÜMİT KAYNAĞIDIR

Namaz kul ile Allah arasında bir bağ ve buluşmadır. Namaz kalbin kuvvet aldığı, ruhun Allah’a bağlılığını hissettiği, nefsin dünya hayatının değerlerinden daha üstün değerler bulduğu manevi bağdır. Namaz günümüzde dahi Allah yolunun yolcuları için bir azık, sahrada susuz kalmışlar için bir pınar ve bütün ümitlerin bittiği yerde bir ümit kaynağıdır. Bu kaynak, her mü ‘minin elini uzatabileceği bir hazine olarak devam edip gitmektedir.

Cemaatle namaz kılmanın fazileti:

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;

“Kişinin cemaatle beraber kıldığı namazı, evinde ve çarşısında tek başına kıldığı namazdan  yirmi beş  kat(daha hayırlı)dır.

Bunun sebebi kişi abdest aldığında abdestini güzelce alırsa, daha sonra sadece namaz için mescide doğru çıktığında attığı her adımıyla bir derece yükselir ve bir hatası silinir. Daha sonra namaz kıldığında mescidde bulunduğu müddetçe  melekler onun için: ‘Allah’ım ona salat eyle, Allah’ım ona rahmet eyle’ diye dua ederler ve bu kişi namazı beklediği müddetçe  namazdaymış gibidir.” (1)

Osman Bn. Affan [...]