ALLAH’IN DİNDEKİ FİDANLARI; MUHLİSLER

21. yy’ın ezilen, hor görülen, her türlü zorbalığa maruz kalan ve kanı hiçe sayılan mazlum çocuğu biz Müslümanlar, üzerimizdeki kara bulutları dağıtamamanın aczini tüm zerrelerimizde hissedip üzüntüden bitap düşerken diğer yandan da en güçlünün yanında olmanın gururunu yine tüm zerrelerinde hisseden taraf olmalıyız. Zira öylesine yüce bir mabuda ibadet eden, öylesine doğru bir yola ölesiye baş koyan yolcularız ki bunun şerefini yaşamak en tabii hakkımızdır. Bu hak elbette şahsi özelliklerimizden değil, sarsılmaz dinimiz olan İslam’ın bize sunduğu izzetten dolayıdır. İnsanlık tarihine baktığımızda tüm gücü ve şaşasına rağmen yok olup giden, geride isimlerinden başka hiçbir şey bırakamayan onca millet, medeniyet görürüz. Ama Millet-i İslam’a göz kulak kesildiğimizde karşımızda metanet, dirayet, sabır ve selamet dolu bir geçmiş ve gelecek buluruz. Tarih boyunca nice milletler, başka milletlerin düşmanlıklarına hedef olmuş, ama bunların hiçbiri İslam’ın maruz kaldığı boyutlara ulaşamamıştır. Zira tüm insanlık, Hz. Peygamber’in(sav) önceden haber verdiği gibi aç kurtların yemek çanağına saldırdıkları [...]

  • ahmet
    Permalink Gallery

    İHYA’DAN İFSAD’A HAZİN BİR ÖYKÜ; İSLÂM MODERNİZMİ

İHYA’DAN İFSAD’A HAZİN BİR ÖYKÜ; İSLÂM MODERNİZMİ

A- Tarihi Arka Plan

Ağır mağlubiyetlerden sonra büyük hesaplaşmaların başlaması ve nefis muhasebesine gidilmesi sosyolojik bir gerçeklik olsa gerek. Bu olgu diğer milletlerde gerçekliğini ispat ettiği gibi İslâm Ümmeti içinde de yaşanan hadiseler neticesinde doğruluğundan şüphe edilemeyen bir gerçeklik makamına ulaşmıştır.
İslâm Modernizmi, Osmanlı’nın gerilemeye başlaması sebebiyle dahili sorunlarına çözüm üretememesi sonucu meydana gelen büyük hesaplaşmaların ve içe yönelik ağır eleştirilerin ürünü sayılabilecek bir mahiyet arz etmektedir.

18. yüzyıl, Avrupa için Rönesans ve Reformların meyvesini topladığı “Aydınlanma Çağı” olarak anılırken genelde İslâm Ümmeti özelde de Osmanlı Devleti için ise “Gerileme Dönemi” nin başlayıp tehlike çanlarının çalmaya başladığı zaman dilimine tekabül etmektedir. Osmanlı’nın ekonomik, askerî ve siyasî yönden gerilemeye başlamasıyla meydana gelen sorunları iç dinamikleriyle çözüme kavuşturamayan Müslümanlar, içinde bulundukları çıkmazdan Batıdaki bir takım hususları ithal ederek kurtulacaklarını düşünmüşlerdir. Islahat çalışmalarının başlaması, Tanzimat ve Islahat Fermanlarının ilan edilmesi, Meşrutiyet denemeleri, Avrupa’ya öğrencilerin gönderilmesi, tercüme faaliyetlerinin başlaması, Avrupa’nın bilim ve tekniğini alma [...]

  • ahmet
    Permalink Gallery

    ULUSÇULUĞA BİR ANTİTEZ OLARAK; ARAP OLMAYAN SAHABiLER VE İSLÂM’A HİZMETLERİ

ULUSÇULUĞA BİR ANTİTEZ OLARAK; ARAP OLMAYAN SAHABiLER VE İSLÂM’A HİZMETLERİ

İnsanları renklerine ve ırklarına göre sınıflandırıp aralarında üstünlük peyda etme hastalığı etkisini tarih boyunca hissettirmiştir. Bu düşünce yapısının etkisiyle toplumlar kendi içlerinde ciddi kırılmalar yaşamış, birçok kimse yaptığı zulüm ve haksızlığa bu yolla kılıf bulmuş, birçokları da uğradığı zulme sessiz kalma mecburiyetinde kalmıştır. Hatta bu durum, insanların zihin dünyalarına ve yaşantılarına o kadar sirayet etmiştir ki; kimi zaman bir takım kimseler tanrılarla aynı soydan geldiklerini iddia ederek bulundukları toplumlarda hegemonyalarını oluşturmayı başarmıştır.
Aslında bahsini ettiğimiz hastalığın menşei insanların bizzat kendileri değildir. Kur’an-ı Kerim, bu hastalığın ilk numunesinin Şeytan eliyle meydana geldiğini ve onun etkisiyle insanlara sirayet ettiğini bildirmektedir.
“Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım. “Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın.” Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. Allah: “Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek [...]

ÜMMETİN BAĞRINDAKİ HANÇER; TEKFİR VE SEBEPLERİ

20 ve 21. yy, İslam dünyasının tarih içinde geçirdiği en buhranlı devirlerdir desek mübalağa etmiş sayılmayız. Zira İslam tarihinin en karanlık dönemi olarak zikredilen Moğol İstilaları ve Haçlı Seferlerinin Müslümanlara verdiği zarar bile günümüzdeki nispete ulaşmamıştır. Rasûlullah’ın haber verdiği gibi; bugün insanlar aç kurtların yemek çanağına saldırdıkları gibi İslam’a saldırmaktalar. İslam’ı ve Müslümanları yok etmek, tarih sahnesinden tamamen silmek için yapılan planlar, kurulan hile ve desiseler her gün katlanarak devam etmektedir. Ancak, hayatın bize öğrettiği acı bir gerçek vardır ki; toplumları ve devletleri yıkan asıl güç dışarıda tebeyyün etmiş düşman değil içeride mevzilenmiş, kendi içimizden neş’et etmiş unsurlardır. İçteki zafiyet dışarıda düşmana karşı gösterilen zafiyetten her zaman için çok daha tehlikelidir. Unutmayalım ki; kartalı vuran ok kendi tüyünden yapılırmış. Maalesef, günümüzde İslam dünyasını zora sokan, elini kolunu bağlayan birçok durumun müsebbibi yine Müslümanların kendileridir. Müslümanların -tabiri caizse- kendi ayaklarına sıktıkları, bindikleri dalı kestikleri birçok husus vardır. Ancak biz bu [...]

ŞEYTAN VE HİZMETKARLARININ ORTAK ADI; TAĞUT

Dünya hayatı, şeytan ile ademoğlunun amansız mücadelesinin cereyan ettiği serüvenin adıdır. Allah(cc) bu yolculuğun başında müminleri birbirlerine kardeşler kıldığı gibi şeytan ve dostlarını da düşman kılmıştır. İki taraf arasındaki bu düşmanlığın dünya serüvenini başlattığı ne kadar hakikat ise bu serüvenin sonuna kadar devam edeceği de o kadar büyük bir hakikattir. Ne var ki şeytan; bitmek tükenmek bilmeyecek bu mücadelede akla hayale gelmedik her türlü hile ve desiseleri kullanmaktan geri durmamakta, kurduğu tuzakları özü itibariyle olmasa da görüntü itibariyle yenileyerek düşmanının önüne sunmaktadır. Unutulmamalıdır ki; bu büyük mücadelede müminler yalnız olmadığı gibi şeytan da yalnız değildir. Zira kendilerini Allah’a adayan müminler olduğu kadar şeytana adanmış kullar da vardır.

Gerek insanlardan gerekse cinlerden olan bu kullar şeytan tarafından çepeçevre kuşatılarak onun elinde bir kukla gibi her türlü şekle girmişler ve “Şeytanın Hizmetkârlar Ordusu”nda yerlerini alarak hak ile çetin bir kavgaya tutuşmuşlardır. Ancak, Allah(cc) bu ordunun kemiyet olarak bir güç teşkil etse [...]

ŞÜKRÜN ÖNEMİ VE ŞÜKREDEN KULLARI BEKLEYEN NİMETLER

Şükür; verilen nimetin bilinip açığa çıkarılması ve nimeti verene sunulan saygı- minnettarlık ifadesidir. Şükür, bir Müslüman’da bulunması gereken en temel özelliklerin başında gelmektedir. Çünkü Rasulullah (sav), mü’mini mü’min yapan, onu diğer insanlardan ayırıp eşsiz bir şahsiyet haline getiren iki temel özellikten bahsetmiştir. Bunlar sabır ve şükürdür.

“Mümin kimsenin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu, müminden başka hiç kimse de yoktur. Kendisine bir iyilik isabet ederse verdiği nimetten dolayı Allah’a şükreder. İşte bu, onun için bir hayır olur. Bir sıkıntı isabet ederse buna karşı sabreder. Bu da onun için bir hayır olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/332)

Âlimlerimiz demişler ki; iman, sabır ve şükürden ibarettir. Sabır ve şükür imanın bineklerindendir. İman ancak bunlara yüklenir. Hal böyleyken ne var ki; insanların çoğu iman yükünü taşıyabilecek ve sahibini cennete sevk edip nimetlere gark edecek bu hasletten uzak bulunmaktadır. Zira “şükürsüz kullar” üretmek isteyen şeytan bu hedefine ulaşmak için her türlü yolu denemekte [...]