İSLAM’DA AKIL EMNİYETİ

İnsan yeryüzünün halifesi olarak kabul edilmiş ve kendisini üstün kılan akıl nimeti sayesinde diğer varlıklar arasından sıyrılarak şerefli bir konuma yerleşmiştir. Ne var ki, kan dökme ve yeryüzünde fesat çıkarma tabiatından bağımsız düşünülemeyen insanoğlu kendisini kıymetli kılan akıl nimetini Allah’ın celle celâluhu istediği doğrultuda kullanmayarak şirkin ve küfrün çıkmaz sokaklarında heder etmiştir. İnsanoğlunun çizgiden saptığı bu noktada devreye giren peygamberler ise onları her daim aklıselime davet etmişler ve bu minvalde kendilerine indirilen hakikatleri tebliğ edegelmişlerdir. Zira haktan sapan kitlelerin tekrar hakka dönmesi ancak akıllarını dumura uğratan amillerden sıyrılıp temiz bir akıl ve fıtrat ile imana yönelmeleriyle mümkündür. Şurası bir gerçek ki; İslam imanın nurunu görebilmeyi Müslümanca bir akletme ameliyesine bağlamaktadır. Çünkü akıl da iman da aynı merkeze bağlanmakta ve ortak bir şekilde beslenmektedir. Bahsi geçen merkez ise en nihayetinde kalptir. İslam ulemasının cumhuruna göre akıl kalbin bir melekesi durumundadır.  İşte bu açıdan temiz akıl ve hakiki iman sanıldığı gibi [...]

DAVET’TE KALPLERE UZANAN YOL MERHAMET

Müslüman şahsiyet, Allah’ın boyasıyla boyanmış,  ahlâkını Rasûlullah’tan almış oturuşunu, kalkışını, gülüşünü ağlayışını bile İslâm adabıyla şekillendirmiş kişidir. Kur’an ve sünnette örnek gösterilen şahıslar ve yerine göre tavsiye yerine göre de emir ifade eden vasıflar tefekkür edildiğinde İslâm’ın sunduğu kimliğin eşsiz bir noktada durduğu dikkatleri celb edecektir. Müslüman bir şahsiyet yaşadığı toplum içinde kendisini bir inci tanesi gibi belli eden, ahlâkıyla öne çıkan şahsiyettir. Merhametli olmak, insanlara rifkat ve müsamaha ile muamelede bulunmak ise belki de onun şahsiyetini oluşturan özelliklerin en başlarında gelmektedir. Zira ahlâkına bezenmeye talip olduğumuz Hz. Peygamber aleyhisselâm ’ın muhteşem vasıfları gündeme geldiğinde zikredeceğimiz en öncelikli hususlar; ashabına, aile efradına, yaşlı ve çocuklara olan muamelesinde göze çarpan liynet, yumuşaklıktır. O’nun hayatı boyunca canlılığını koruyan bu vasfı, hareketlerine ve sözlerine yansımış, vazgeçilmez tavsiyeler olarak da hadis külliyatlarında yerini almıştır.

“İbn Mesud’dan radıyallahu anh Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Agâh olun! Size ateşin kimi yakmayacağını bildireyim mi?” [...]

ARŞIN GÖLGESİNİN İKİ BAHTİYAR İNSANI

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Rabbimiz seni noksan sıfatlardan tenzih eder hamd ile tesbih ederiz. Salat ve selam ise alemlere rahmet olarak gönderilen şanlı nebiye ve ona yürekten inanarak tabii olan  mü’minlere olsun.

Sevgi kalplerin yaşam belirtisi ve insanin özü olan ruhun gıdasıdır. Sevmeyen kalp işlevini yitirmiş manen kaskatı kesilerek ölmüş demektir. Şüphesiz sevgiye en layık olan da sevgiyi yaratan ve onu insanın kalbine koyandır. İnsanı ihya etmenin yolu kalpten geçer.

”Vücutta bir et parçası vardır ki o doğru olursa bütün vücut doğru olur o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir.”[1]

Kalp  duygunun merkezi olan bir organdır. Bu nedenle bilgi kalbi tek başına koruyamaz. Kalbi korumanın yolu duygulardan geçer. Duygular ise ifrat ve tefrit çizgilerinden ancak İslâm ile korunur. Herşeye bir ölçü getiren Rabbimiz sevme, nefret etme vb.duygulara da ölçü getirmiştir. Hal böyleyken insanın davranışlara yön veren sevgi ve nefret gibi çok güçlü duyguları dünya menfaatleri için değil Allah [...]

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA TEFEKKÜRÜN ÖNEMİ

Şahsiyet; bir ferdin kendine has görüntü, duygu, düşünce ve davranışlarının tamamıdır. Bir diğer deyişle; şahısla alakalı akla gelebilecek unsurların tümüne birden verilen addır. Halk arasında “karakter” ile aynı anlamda kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklılıklar vardır. Şahsiyet kavramında insanın bütün varlığı ve mahiyeti akla geldiği halde karakter kelimesinde cüzi, parçacı bir durum söz konusudur. Mesela sertlik bir karakterdir, ama kişinin şahsiyeti hakkında bize tam bir malumat vermez. Bir insana eli açık olduğu için “cömertlik “karakterini uygun bulabiliriz, ama bu vasıf üzerinden onun şahsiyeti hakkında sağlıklı bir yorum yapamayabiliriz. Çünkü sert bir insan her daim kötü olmayacağı gibi cömert bir insan da daima iyi olacak şeklinde bir kaide yoktur.

Şahsiyet ve karakter ile alakalı olarak dikkate değer bir diğer husus ise bu kelimelerin çift taraflı olup iyi ve kötüye delalet etmemesidir. Tek başlarına kullanıldıklarında nötr olan bu kavramlar kendilerine eklenen ek ve kelimelerle renk kazanırlar. Şahsiyetsiz kişi, İslami şahsiyet, iyi karakterli, karaktersiz [...]

HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE MÜNAFIKLAR

Şüphesiz Rasûlullah’ın sireti çok çetin mücadelelerle doludur. O mübarek hayatın Mekke’de geçen dönemi bariz bir baskı ve işkence dönemi olarak karşımıza çıkmakla birlikte Medine dönemi de ihtiva ettiği olaylarla hicret öncesi dönemden daha aşağı kalır bir durumda değildir. Zira Medine döneminde Mekke dönemine kıyasla yeni ve diğerlerine göre çok daha tehlikeli bir düşman portresi zuhur etmişti. Bu yeni düşmanın diğerlerinden daha korkutucu olması, karşı saflarda değil de bizzat Müslümanların bağrında neş’et etmesinden ötürüydü. Bahsi edilen yeni grup elbette “Münafıklardı.”

‘Küfrünü gizleyip imanını izhar eden kişi’ (1) manasındaki münafık kelimesi, İslam’dan önce Arapların bilmediği ve Kur’anın türetmiş olduğu bir kavramdır. Münafıklık ya da nifak bir diğer ifadeyle ‘herhangi bir güce karşı açıkça mücadele etme gücü ve cesaretine sahip olamayan, hasta ruhlu şahsiyetlerin renk değiştirerek kamufle olmalarının adıdır.’ İşte bu sebeple bahsi geçen bu ikiyüzlü insan kitlesinin neden baskı ve işkence dönemi Mekke’de değil de devletleşme süreci olan Medine’de peyda ettiği hususu [...]

  • 58-dergi-cikti-calismasi_Klasör-yazi-gorselleri-4
    Permalink Gallery

    KÜRESEL BİR VAKIA OLARAK; TÜKETİM ÇILGINLIĞI VE TASARRUF

KÜRESEL BİR VAKIA OLARAK; TÜKETİM ÇILGINLIĞI VE TASARRUF

Numunelerinden her gün küçüklü büyüklü yüzlercesine şahit olduğumuz tüketim meselesi, artık dünyanın ortak bir sorunu haline gelmiş durumda. Özellikle son asır Allah azze ve celle’nin o geniş arzının nasıl da daracık hale getirildiğinin ve gidilecek başka hiç bir yer yokmuşçasına insanların AVM’lerde istiflenir gibi nasıl da kümelendiğinin en bariz müşahede edildiği asır oldu. Yine bu asır, Allah’a kulluk yarışında kullanalım diye istifademize sunulan dünyanın geniş ama sınırlı nimetlerinin sınırsız arzular karşısında nasıl da hoyratça kullanıldığının en acı şekilde hissedildiği zaman dilimi oldu. Güneşin üzerine doğduğu yeni hiçbir gün olmadı ki suni ihtiyaçlar peyda etmesin. Her geçen gün bir öncesini, her yeni nesil de bir geridekini aratır oldu. İnsanın sınır tanımaz nefsi dağları yedi de doymadı. Doymayan nefisler çoğaldı, başkalarının malına tamah eder oldu ve kanlı savaşlar patlak verdi.

Bu durum elbette yeni değildi. İnsanoğlu ilk defa çılgınca, hesapsız kitapsızca tüketiyor değildi. Allah’ın ihsan ettiği engin nimetleri destursuzca heba edip yıkılan [...]