“TÂLUT VE CÂLUT” KISSASINDAN HİKMET DAMLALARI

Kur’an-ı Kerim tüm insanlığın selameti, hidayeti için Allah tarafından gönderilmiş ilahi bir kitaptır. Kendisinde asla şüphe barındırmayan bu kitap, Arap diliyle Hz. Muhammed aleyhisselam’a indirilmiş olmakla beraber ırk, renk, cinsiyet, yaş ayrımı yapmaksızın insanlığın tamamına hitap edebilecek bir muhtevayla karşımızda durmaktadır. Bu açıdan; gönlünü bu ilahi hitaba açan her insanın iman ve istitaat ölçüsünde alacağı ders ve ibretler muhakkak vardır. Bu ise; Allah azze ve celle’nin Kur’an-ı Kerime ihsan ettiği çok büyük bir lütuftur. Zira dünya üzerinde genç ile yaşlıyı, çoban ile profesörü, cahil ile âlimi aynı tedrisatta buluşturabilen ikinci bir kitap mevcut değildir.

Kur’an-ı Kerim bir ayna gibidir. O aynanın karşısına geçen herkes karşısında kendi yansımasını bulur. Diğer bir ifadeyle Kur’an-ı Kerim, farklı farklı anlayış düzeylerine ve çeşit çeşit fıtrat yelpazesine rağmen içinde herkesin kendisini bulabileceği bir yapıya sahiptir. Bu ise O’nun, zengin bir muhtevaya ve bunu en güzel şekilde ifade edebilecek bir üsluba sahip olmasından ötürüdür. Tabi bunların [...]

  • Permalink Gallery

    MÜSLÜMANLARIN GERİLEMESİYLE DÜNYA EKONOMİK YÖNDEN NELER KAYBETTİ?

MÜSLÜMANLARIN GERİLEMESİYLE DÜNYA EKONOMİK YÖNDEN NELER KAYBETTİ?

İslâm tarihinde Müslümanların belini büken, zihinlerde travmaya dönüşen, yüreklerde acı bir geçmiş olarak yerini alan birçok hadise vardır. Hz Osman ve Ali efendilerimizin şehit edilmesi, Müslümanlar arasında ilk kanların aktığı Cemel Vakıası ve Sıffin Savaşı, ehli beyte kıyım yapılan Kerbela olayı, liyakatsiz ve ihlassız yöneticilerin düşmandan daha fazla verdiği zararlar, Kudüs’ün Haçlılar tarafından işgal edilmesi, kasıp kavuran Moğol istilası ve son olarak ta Müslümanları devletler bazında temsil eden Osmanlı’nın yıkılışı… Bu olayların her birini tek bir cümleye sığdırmak kolay olsa da imanlı, izzetli hür yüreklere sığdırmak hiç te kolay değildir. Zira bu hadiselerin her biri nice gözyaşı ve cana mal olmuş büyük hadiselerdir. Bunlar arasında bir önem sıralaması yapmaksızın sadece oluşturduğu tahribat açısından değerlendirecek olursak belki de akla ilk gelen Moğol istilaları olacaktır. Sadece İslâm âlemini değil tüm dünyayı saran büyük tehlike Moğollar; Orta Asya, Çin ve Sibirya ovalarından tutun Doğu Avrupa’ya kadar birçok yere ayak basmış, gerilerinde yağmalanmış [...]

İSLÂM TOPLUMUNUN DİNAMİKLERİNDEN; DAVETE İCABET

Batılılaşmayı temsil eden son 2 asır istisna tutulursa, İslâm ümmeti tarih boyunca daima erdemli bir toplum olmanın dinamiklerini muhafaza edegelmiştir. Sevgi, kardeşlik, dayanışma, fedakârlık, diğergamlık vs. hasletler Müslümanlar arasındaki ilişkilerde birçok zaman belirleyici konumda olmuştur. Çünkü İslâm toplumları sadece dil, ırk, vatan, kültür birlikteliği üzerine kurulmuş değildir. Bunların hepsi bir toplumu ayakta tutan önemli unsurlardır. Ancak bu unsurların devamlılığını ve sağlamlığını sağlayacak inanç etkeni olmadığı sürece tecrübelerle sabittir ki toplumlar er ya da geç dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. İşte bu nokta Müslüman toplumların tesis ettiği huzur ve refah ortamının en temel faktörüdür. Müslüman toplumlar günümüze gelinceye kadar yüzlerce badire atlatıp hala bir toplum, ümmet olarak varlıklarını sürdürebilmişlerse elbette bunda bahsini ettiğimiz erdemli vasıfların ve inanç birlikteliğinin hayati etkisi göz ardı edilemez. Ancak üzülerek belirtmeliyiz ki; İslâm kardeşliği hukuku üzerine inşa edilmiş toplumlarımız özellikle son asırda bu kıymetli meziyetleri bir kenara bırakarak tamamen ferdiyetçilik, bencillik üzerine kurulmuş batı toplumlarını [...]

İSLAM’DA AKIL EMNİYETİ

İnsan yeryüzünün halifesi olarak kabul edilmiş ve kendisini üstün kılan akıl nimeti sayesinde diğer varlıklar arasından sıyrılarak şerefli bir konuma yerleşmiştir. Ne var ki, kan dökme ve yeryüzünde fesat çıkarma tabiatından bağımsız düşünülemeyen insanoğlu kendisini kıymetli kılan akıl nimetini Allah’ın celle celâluhu istediği doğrultuda kullanmayarak şirkin ve küfrün çıkmaz sokaklarında heder etmiştir. İnsanoğlunun çizgiden saptığı bu noktada devreye giren peygamberler ise onları her daim aklıselime davet etmişler ve bu minvalde kendilerine indirilen hakikatleri tebliğ edegelmişlerdir. Zira haktan sapan kitlelerin tekrar hakka dönmesi ancak akıllarını dumura uğratan amillerden sıyrılıp temiz bir akıl ve fıtrat ile imana yönelmeleriyle mümkündür. Şurası bir gerçek ki; İslam imanın nurunu görebilmeyi Müslümanca bir akletme ameliyesine bağlamaktadır. Çünkü akıl da iman da aynı merkeze bağlanmakta ve ortak bir şekilde beslenmektedir. Bahsi geçen merkez ise en nihayetinde kalptir. İslam ulemasının cumhuruna göre akıl kalbin bir melekesi durumundadır.  İşte bu açıdan temiz akıl ve hakiki iman sanıldığı gibi [...]

DAVET’TE KALPLERE UZANAN YOL MERHAMET

Müslüman şahsiyet, Allah’ın boyasıyla boyanmış,  ahlâkını Rasûlullah’tan almış oturuşunu, kalkışını, gülüşünü ağlayışını bile İslâm adabıyla şekillendirmiş kişidir. Kur’an ve sünnette örnek gösterilen şahıslar ve yerine göre tavsiye yerine göre de emir ifade eden vasıflar tefekkür edildiğinde İslâm’ın sunduğu kimliğin eşsiz bir noktada durduğu dikkatleri celb edecektir. Müslüman bir şahsiyet yaşadığı toplum içinde kendisini bir inci tanesi gibi belli eden, ahlâkıyla öne çıkan şahsiyettir. Merhametli olmak, insanlara rifkat ve müsamaha ile muamelede bulunmak ise belki de onun şahsiyetini oluşturan özelliklerin en başlarında gelmektedir. Zira ahlâkına bezenmeye talip olduğumuz Hz. Peygamber aleyhisselâm ’ın muhteşem vasıfları gündeme geldiğinde zikredeceğimiz en öncelikli hususlar; ashabına, aile efradına, yaşlı ve çocuklara olan muamelesinde göze çarpan liynet, yumuşaklıktır. O’nun hayatı boyunca canlılığını koruyan bu vasfı, hareketlerine ve sözlerine yansımış, vazgeçilmez tavsiyeler olarak da hadis külliyatlarında yerini almıştır.

“İbn Mesud’dan radıyallahu anh Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Agâh olun! Size ateşin kimi yakmayacağını bildireyim mi?” [...]

ARŞIN GÖLGESİNİN İKİ BAHTİYAR İNSANI

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Rabbimiz seni noksan sıfatlardan tenzih eder hamd ile tesbih ederiz. Salat ve selam ise alemlere rahmet olarak gönderilen şanlı nebiye ve ona yürekten inanarak tabii olan  mü’minlere olsun.

Sevgi kalplerin yaşam belirtisi ve insanin özü olan ruhun gıdasıdır. Sevmeyen kalp işlevini yitirmiş manen kaskatı kesilerek ölmüş demektir. Şüphesiz sevgiye en layık olan da sevgiyi yaratan ve onu insanın kalbine koyandır. İnsanı ihya etmenin yolu kalpten geçer.

”Vücutta bir et parçası vardır ki o doğru olursa bütün vücut doğru olur o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir.”[1]

Kalp  duygunun merkezi olan bir organdır. Bu nedenle bilgi kalbi tek başına koruyamaz. Kalbi korumanın yolu duygulardan geçer. Duygular ise ifrat ve tefrit çizgilerinden ancak İslâm ile korunur. Herşeye bir ölçü getiren Rabbimiz sevme, nefret etme vb.duygulara da ölçü getirmiştir. Hal böyleyken insanın davranışlara yön veren sevgi ve nefret gibi çok güçlü duyguları dünya menfaatleri için değil Allah [...]