Robert Fisk’ten çok çarpıcı Mısır analizi

Bundan sonra bir Müslüman sandığa güvenebilir mi?
İngiliz Independent gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Mısır’da yaşananların ülkede iyileşmesi yıllar alacak bölünme yarattığını yazdı.

“Kahire katliamı: Bugünden sonra herhangi bir Müslüman seçim sandığına yeniden güvenebilir mi?” başlıklı yazısında Fisk, Mısır’da yaşananların trajik bir dönüm noktası olduğunu ve ülkenin yaralarını sarmasının yıllar alacağını belirtti.
Mısır’ın ulusal birliğinin, dün Müslüman Kardeşler’i bastırmaya yönelik yapılan katliam sonucu bozulduğunu vurgulayan Fisk, “Milyonlarca Mısırlı için demokrasi yolunun yıkıldığını ve dinine dayalı bir devlet isteyen bir Müslümanın bir daha seçim sandığına güvenmeyeceğini” kaydetti.
Cezayir hatırlatması
“Yaşananların sadece Batı’nın yansıtmaya çalıştığı gibi Müslüman Kardeşler’le ordunun karşı karşıya gelmesi olmadığını” vurgulayan Robert Fisk, şunları kaydetti: “Dünkü şiddet Mısır toplumu içinde, iyileşmesi yıllar alacak acımasız bir bölünme yarattı. Solcular, laikler ve Hristiyanlarla Sünni köylüler arasında, halkla polis arasında, Müslüman Kardeşler’le ordu arasında bir bölünme. Muhammed El Baradey’in istifa etmesinin nedeni buydu. Kiliselerin yakılması bu korkunç işin kaçınılmaz sonucuydu.
Cezayir’de [...]

İSLAM DAVETÇİLERİ

Yazarı: Ebu’l A’la Mevdudi
Çeviri: Yüksel DURGUN
Yayın Evi: Dünya Yayınları

Eser Ebu’l A’la Mevdudi tarafından kaleme alınmış olup, Dünya Yayınlarından basılarak okuyuculara sunulmuştur. Kitap 132 sayfadan oluşmaktadır. Kitapta yoğun bir davet meltemi esiyor. Özel olarak, Mevdudî’nin öncülüğünü yaptığı Cemaat-i İslamî hareketinin mensuplarına hitap etmesine rağmen, ümmetin genelini kapsayıcı nitelikte görebiliriz söylenilenleri.
Mevdudî, öncelikle ve özellikle Allah (Azze ve Celle)’ın kanunlarının hükmolunduğu ve yine Allah’ın ilkelerinin benimsenip yaşandığı/yaşanacağı bir dünya için konuştuğunu ve çabaladığını ifade ediyor. Bunun için de, Allah’a ve Rasulü’ne hakkıyla iman edip arzı ihya ve inşa etmenin şuurunda ve sorumluluğunda olan insanların, belli bir topluluk ve cemaat oluşturmaları elzemdir, vazgeçilmezdir. İman edip salih ameller kuşanan topluluktaki fertlerin her birinin, bu inanç ve değerlerini insanlara sunarak işe başlamaları gerekir. Sonrasında ise, yavaş yavaş yapılması ve ayrıca kaçınılması zorunlu olan kaideleri yerine getirmeye davet etmeleri gelir.
Görevlerinde muvaffak olacakların imanın verdiği kuvvetle, ciddilik, vakarlı olma, insaflı, güzel ahlaklı [...]

RAMAZAN’DAN SONRA NE YAPMALI?

Ey Müslümanlar!.. İyilik ve hayır ayında idiniz. Gündüzünde oruç tutuyor, gecesinde namaza kalkıyordunuz. Sevap umarak ve cezadan korkarak çeşitli ibadetlerle Rabbinize yaklaşıyordunuz. O günler sanki hayal gibi geçti. Hayatımızdan geri gelmeyecek bir aşamayı daha aldı götürdü.
Mübarek ramazan ayı hayal gibi hayırları ve bereketleri ile gelip geçiyor. Bu ay içinde yaptıklarımızla bizim lehimize veya  aleyhimize ömrümüzden geçti. Bizden her birimiz kendisi için muhasebe sayfası açsın. Ramazan’da ne yaptı? Ondan ne fayda elde etti? Ramazan’ın nefislerdeki etkisi nedir? Günlük yaşamdaki ürünleri nedir? Amellere, davranış ve ahlâka etkisi ne derecededir?
İbadetin devamı ve zamanın uzaması Salihler için bir nimettir ve ihsan sahiplerinin umudunun gerçekleşmesidir. Tâatın sınırlı bir zamanı ve ibadetin belirli bir süresi yoktur. Bilakis ibadet, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Zaman içinde ibadetle kainatı imar ederler. Ramazan ayı Salihlerin icabet ettiği ve ihsan sahiplerinin yarıştığı bir alandır. Bütün benlikleriyle faziletli ameller işlemeye gayret ederler ve kendilerini aşağılık işlerden alıkoyarlar.
Şimdi [...]

EĞER BÖYLE BİR EŞE SAHİPSENİZ NE MUTLU SİZE

Ebu Zer radıyallahu anh’ın rivayet etmiş olduğu bir hadiste Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ben sizin görmediklerinizi görüyor ve biliyorum. Gökyüzü gıcırdayıp inledi ve gıcırdayıp inlemekte haklıydı. Gökyüzünde, alnını Allah’a secde için koymuş bir meleğin bulunmadığı dört parmaklık bile boş yer yoktur. Allah’a yemin ederim ki eğer benim bildiklerimi sizler bilmiş olsaydınız az güler,  çok ağlardınız. Yataklarda kadınlarınızdan da zevk almazdınız. Yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara çıkardınız.” (Tirmizi ve İbni Mace; Zühd)
Rasulullah sana ve bana gizli bir çok şeye hâkimdi. Allah dünü, yarını, cenneti ve cehennemi ona bir sofra gibi önüne sermişti. Bundan dolayıdır ki Rasulullah az gülüp çok ağlamıştır. Ama asla katı kalpli, suratı asık ve kaşları çatık bir çehreye de sahip değildi. Onu en iyi tanıyanların başını çeken Hz.Aişe onun hakkında şöyle der: “Rasulullah’ı küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O sadece tebessüm ederdi.” (Buhari-Müslim)
Abdullah b.Haris’te; [...]

Seyyid Kutub (1906-1966)

“Eğer Allah kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk’ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.”
Hacı İbrahim Kutub’un oğlu olan Seyyid Kutub, 1906’da Asyut kasabasına bağlı Kalia köyünde dünyaya geldi. Seyyid Kutub’un Hamide ve Emine adlı iki kız kardeşiyle Muhammed adında küçük bir de erkek kardeşi vardı. Daha Kahire’de okurken babasını kaybedince, annesinin ve kardeşlerinin bütün mesuliyetleri onun üzerine yıkılmış oldu. 1940’da annesinin ani vefatı Seyyid Kutub’u oldukça etkilemişti. Seyyid Kutub’un hayatını dört ana bölümde toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi;
1. Dönem: (1919’a kadar)
Seyyid Kutub bu devrede babasının itinalı dini terbiyesi altında yetişmişti. Bir tarafta köylerindeki [...]

Hayırlı Ümmet’in İnşâsına Doğru

İslam ümmetinin o nurlu sahifelerini, tarihini araştıran her Müslüman bilir ki; bir zamanlar İslam ümmeti her yönden galipti.  Müslümanların her coğrafya da ki izzetleri dilden dile dolaşırdı. Nam salmışlardı tüm dünya’ya. Sayıları azdı ama koca orduları dize getiriyor, Rumları, Persleri haritadan siliyorlardı. Bir Allah’a inanıyorlardı. Azıkları takvaydı. Sabredip Allah’tan korkuyorlardı. Allah da bu seçkin topluluğa rahmet etmiş onları desteklemişti.
Harun Reşid ölüm döşeğindeyken gökyüzünde bir bulut geçmekteydi. O şöyle diyordu buluta bakarak: “Ey bulut! Nereye gidersen git, nasıl olsa yağdığın yerden bize cizye veya zekât gelecektir.” Sonra kendi kefenini elleri ile hazırladı ve ona bakarak şu ayeti okudu:
“Malım bana hiç fayda sağlamadı; saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.”(1)
O zaman zaferin ve izzetin hakikati gün ortasındaki güneşin parlaklığı kadar net ve açık bir şekilde görünebiliyordu.
Daha düne kadar bir geminin bilakis dünyanın komutası, ipleri bizim ellerimiz arasında aşınırken bugün ise en sonlarda yerimizi almış bir vaziyette [...]