KOŞUN, GEÇ OLMADAN!

Hayat bir koşuşturmaca. Ya dünyevî istek ve arzular peşinde ya da ilahi rıza peşinde. Ya fâni dünyanın aldatıcı lezzetleri peşinde ya da bâki dünyanın gerçek lezzetleri peşinde. Ayetlerden anlaşıldığı üzere Rabbimiz bizlere hayır işlerine koşmayı hatta müsabaka edercesine birbirimizle yarışmamızı emretmektedir ki bu koşuyu başarı ile tamamlayanlar dünya ve ahirette mutlu ve mesut olacak kimselerdir. Dolayısıyla her Müslümanın bu hayır yarışından ne kastedildiği, niçin bu yarışa katılması gerektiğini, nereye koşacağını, kiminle koşacağını, koşarken nelere dikkat edeceğini iyi bilmelidir. Çünkü bu soruların cevaplarını iyi bilmeyen bir yarışçının yanlış yollara girmesi, yolda kalması kaçınılmazdır. Büyüklerimiz “usul olmadan vusul olmaz” derler, yani bir işe başlamadan önce onun nasıl yapılacağı belirlenmeli ki hedefe varılabilsin.

Hayatımızda yapmamız gereken en önemli yarış, hayır yollarında Allah için yapmış olduğumuz yarıştır. Çünkü dünyevî hedefler uğruna yarış yapıldığında bunların zarar ve ziyanı bu dünyada kalır. Bir Müslümanın ticareti ters giderse bedelini bu dünyada öder, zararı ahiret hayatına yansımaz. Ama [...]

Davet’te Hikmetin Önemi

Hamd; İslâm’a hikmet ile davet etmeyi emreden Allah’a,

Salât ve selâm; vahyin geldiği andan itibaren yirmi üç yıl boyunca bıkmadan usanmadan, defalarca denemekten çekinmeden hikmetle davet eden Peygamber  sallallahu aleyhi ve sellem’e

Allahu Teâlâ’nın sonsuz keremi ve lütfu, mağfireti ve ihsanı en hayırlı ümmet olmanın tebliğ ve davete gereken önemi vermek ile mümkün olduğunu idrak eden ve bu uğurda gayret göstermekten geri durmayan mü’minlerin üzerine olsun.

Hikmet; Eşyayı yerli yerinde kullanmak demektir.

Davet açısından hikmet; davetçinin sözlerini yerli yerinde kullanması, fiillerini de en layık olduğu şekilde işlemesi anlamındadır. Bu öneminden dolayı da Allahu Teâlâ kendi yoluna hikmet ile davet etmeyi emretmiştir.

“(Ey Rasûlüm) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” 1

Ayrıca hikmet o kadar önemli bir husustur ki, kula nasip olacak en büyük nimetler arasında sayılmıştır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah hikmeti [...]

DAVETİ ZAFERE GÖTÜREN ÖNEMLİ ETKEN: SABIR

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.

“(Ey Muhammed!) Ulu-l Azm (azimet sahibi) peygamberlerin sabrettiği gibi sende sabret. Onlar için acele etme.” 1

Hayatın hangi alanı olursa olsun bir işe başlangıcın heyecan veren bir yönü vardır. Özellikle bu iş kişinin arzuladığı bir mevzuda olursa insanın şevki daha da artar. Fakat bir zaman geçtikten sonra bu istek azalır ve büyük hedeflere ulaşmak için girişilen işler sıradanlaşıverir.

Büyük kâr elde etmek gayesiyle açılan bir işyeri, dürüst çalışacağım temennileriyle girilen her iş, mutlu bir yuva kurmak için girişilen her evlilik, aileye yeni katılan her bebek, hâsılı hayatın farklı sahalarında yaşanan her başlangıç heyecan fırtınalarına vesile olur. Ancak belli bir zaman sonra insan sükun bulur ve bu heyecanlar yerini hayatın gerçekleri olan vazifelere bırakır. İşlerin organizesi, evlerin tanzimi çocukların yetiştirilmesi gibi pek çok uğraş tahammül ve sabırla belirli bir kıvama getirilebilir.

Allah yolunda davette sabırda davetin doğal bir neticesidir. Büyük [...]

DAVET’TE KALPLERE UZANAN YOL MERHAMET

Müslüman şahsiyet, Allah’ın boyasıyla boyanmış,  ahlâkını Rasûlullah’tan almış oturuşunu, kalkışını, gülüşünü ağlayışını bile İslâm adabıyla şekillendirmiş kişidir. Kur’an ve sünnette örnek gösterilen şahıslar ve yerine göre tavsiye yerine göre de emir ifade eden vasıflar tefekkür edildiğinde İslâm’ın sunduğu kimliğin eşsiz bir noktada durduğu dikkatleri celb edecektir. Müslüman bir şahsiyet yaşadığı toplum içinde kendisini bir inci tanesi gibi belli eden, ahlâkıyla öne çıkan şahsiyettir. Merhametli olmak, insanlara rifkat ve müsamaha ile muamelede bulunmak ise belki de onun şahsiyetini oluşturan özelliklerin en başlarında gelmektedir. Zira ahlâkına bezenmeye talip olduğumuz Hz. Peygamber aleyhisselâm ’ın muhteşem vasıfları gündeme geldiğinde zikredeceğimiz en öncelikli hususlar; ashabına, aile efradına, yaşlı ve çocuklara olan muamelesinde göze çarpan liynet, yumuşaklıktır. O’nun hayatı boyunca canlılığını koruyan bu vasfı, hareketlerine ve sözlerine yansımış, vazgeçilmez tavsiyeler olarak da hadis külliyatlarında yerini almıştır.

“İbn Mesud’dan radıyallahu anh Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Agâh olun! Size ateşin kimi yakmayacağını bildireyim mi?” [...]

DAVET VE FEDAKÂRLIK

Fedakar insan sevdiği şeylerden feda eden demektir. Davet için fedakarlık ise en sevdiği İslâm davası için, davanın yücelmesi için diğer sevdiklerini feda edebilmesidir. Yani davasını diğer sevdiklerinden daha fazla sevmesidir. Onu her şeyin üzerinde tutması, hatta sevdiği her şeyi davasının içinde olduğu için sevmesi, eşini, çocuklarını, malını, akrabalarını, yakınlarını, her şeyi İslâm davasının bir parçası olarak görmesi, nefsin bencillikten kurtulması, kendi istek ve duygularından kendi menfaatini koruma duygu ve düşüncesinden sıyrılıp ince düşünceye, ileriyi görmeye, basirete sahip olmasıdır.

En büyük basiret ise İslâm davası için feda ettiğimiz şeylerin bize Allah’ın rızası olarak geri döneceğini anlamak, karşılığının ebedi cennet olduğunu bilmek, bu fedanın karlı bir fedakarlık olduğunu kalben hissetmektir. Ve bu feda edişin lezzetini kalbinizin derinliklerinde hissederek Allah celle celaluhu’dan daha fazlasını istemek, feda etmeye doyamamak, onunla iç huzuruna kavuşmak, tatlı bir sevinç yaşamak, ibadetlerimizde huşuyu yakalamaktır. Ve her feda ettiğimizi düşündüğümüz şeyin sahibinin Allah celle celaluhu olduğunu, aslında elimizde avucumuzda [...]

DAVET’TE ÖRNEKLİĞİN ÖNEMİ

Anne ve babası tarafından eğitilmekte olan bir çocuk düşünelim… Nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu bilmemekte ve doğrular ile yanlışları birbirine karıştırmaktadır. Kavramlar karmaşasının tam ortasında şaşkın bir halde olduğunu düşünelim. Böyle bir çocuğun gerçek bilgiye ihtiyacı suya duyduğu ihtiyaç gibidir. Anne ve babasından ne duyarsa kulak kesilir ve can havliyle dinlemeye koyulur. Çünkü zihnindeki bu karmaşadan kurtulmanın reçetesi anne eve babasının dilinden sarf edilen sözcüklerde saklıdır. Çocuk dinlediklerini zihninde tartmakta ve kafasındaki soruların karşısına cevap olarak yerleştirmektedir. Beyni ve kalbi cevapta mutmain ise çocuk rahatlamakta ve bir sonraki hedefe doğru adımlar atmaktadır. Cevapların güvenirliği ne kadar fazla ise ileriye attığı adımları da ona göre güçlü olacaktır. Aldığı cevapların güvenirliği muallak ise ileriye atacağı adımlar da cılızlaşacaktır. Bu yüzden cevapların sahipleri, sözlerinin esirleridirler. Tıpkı Hz. Ali radıyallahuanh’a ait olduğu söylenilen şu sözü gibi: “Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir. Ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.” Bu yüzden çocuğun ebeveyni [...]