KENDİ ELİMİZLE KENDİMİZİ TEHLİKEYE ATMAYALIM!

İslam, yaratılanların dünya hayatında kendilerine verilen ömürlerini iman ve amel dairesinde geçirmelerini talep eder. Bu hususu gerçekleştirmede insanın en büyük rehberi Kur’an ve hayatı bizlere örneklik teşkil eden Hz. Peygamber’dir. Peygamberimizin örnekliği ise kendisine ittiba eden sahabenin hayatlarında çeşitli şekillerde vuku bulmuştur. Diğer bir ifade ile ashab-ı kiram, Kur’an’ı ve Peygamberimizin sünnetini yaşayarak, hayatlarında tatbik ederek kendilerinden sonra gelen ümmete rehberlik etmişlerdir. Öyle ki, hayatlarının her aşaması Kur’an’ın inzali ile şekillenmiş, Hz. Peygamber’in varlığıyla yön bulmuştur. Bu anlamda onların hayatından örneklik teşkil eden bir kesiti sizlerin gündeminize sunmak istiyoruz. Rabbim istifade etmeyi nasip etsin.

Ebu İmran Eslem b. Yezid’ten radılallahu anh rivayet edildiğine göre, o şöyle anlatıyor: “Biz İstanbul’u fetih için Medine’den savaşa çıktık. Cemaatin başında Abdurrahman b. Halid b. el-Velid vardı. Rumlar sırtlarını (İstanbul) şehrinin surlarına dayamışlardı. Derken bizden bir adam düşman saflarına daldı. Bunun üzerine halk “Vazgeç, vazgeç! lâilahe illallah kendi elleriyle kendini tehlikeye atıyor!” diye feryada başladı. [...]

NİFAK HASTALIĞI ve MÜNAFIKLIĞIN ALAMETLERİ-1

Samimi olanları yalancılardan ayırmak, sadık olanların değerini ve sahtekâr yalancıların da değersizliğini ortaya çıkarmak için kullarını çetin imtihanlara tabi kılan Allah Teâlâ’ya hamd ederiz. Hayatı boyunca kâfirlere ve münafıklara karşı cihad eden, kılıcıyla kâfirleri dize getiren ve burhanıyla münafıkları susturan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme, bu yolda canları ve mallarıyla ona destek olan âline, ashabına ve kıyamete kadar onların yolunu takib eden mü’minlere salat ve selam olsun.

İmdi, nifak hastalığı ve münafıkların özellikleri mevzusu, Kur’an-ı Kerim’in en fazla üzerinde durduğu konuların başında gelmektedir. Çünkü İslam ümmeti için en tehlikeli düşman, münafıklardır. Zira bizden gibi gözükerek, Ümmeti Muhammed’in bünyesini içeriden çürüten bu sinsi düşman güruhun farkına varmak çok zordur ve pek çok Müslüman da onların zahirlerine bakarak, hilekâr tuzaklarına kapılmaktadırlar. Bundan dolayı bu konunun üzerinde ciddiyetle durulmalı ve münafıkların özellikleri açık bir şekilde ortaya konulmalıdır. Böylece Allah’ın izniyle samimi Müslümanlar, onların sinsi tuzaklarından sakınırlar. Biz de bu maksatla bu [...]

LÜTFEN BANA BAĞIRMA

Çocuklar, anne babalarının bağırarak söylediklerini işitmez, önemsemez ve anlamazlar. Bağırmak, öfkeden ileri gelir. İnsan da öfkelendiğinde ne dediğinden habersizdir. İnsan öfkelenince ona öfke duygusu hâkim olur ve öfkesi oranında karşısındakinden uzaklaşır. İşte bu yüzden muhatabının kalbinden uzaklaştığını hissettiğinden dolayı, bağırarak ona sesini duyurmaya çalışır. Buradan çocuklara bağırmanın sebebinin öfke olduğu sonucu çıkmaktadır. Öyleyse sorunumuz, öfke duygusuna yenilmemizdir. Bu sebeple kendisine nasihat etmesini isteyen bir sahabeye peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Öfkelenme” buyurmakla yetiniyor. Zira öfke öyle bir zehirdir ki kişiyi hâkimiyeti altına aldı mı, başkalarına zarar verdirmeden bırakmaz. Öfke anında insan, ne yaptığının farkına bile varmaz. Hatta kimi zaman telafisi çok zor sonuçlar doğuran işler bile yaptırır insana. Hele ki karşısındaki aciz, sana karşılık bile vermeye güç yetiremeyen küçük insancıklar grubundan bir yavrucak ise.

Bağırmak, çocuklarımıza ve bize hiçbir fayda sağlamaz. Üstelik çoğu pişmanlıkla sonlanır bağırış çağırışlarımızın. Peki, her şeyi hakkıyla işiten Rabbimizin bağıranın sesini neye benzettiğini biliyor muyuz?

“Gerçekten en [...]

  • Çalışma Yüzeyi 9-100
    Permalink Gallery

    ZEYNÜDDİN (DİNİN SÜSÜ): MÂLİK BİN DİNAR –RAHİMEHULLAH- (?-748)

ZEYNÜDDİN (DİNİN SÜSÜ): MÂLİK BİN DİNAR –RAHİMEHULLAH- (?-748)

Bugün insanların zenginliklerine bakarak adeta ağızları açık bir şekilde kendilerini takip ettiği ve onlar gibi olmaya çalıştığı bir çağı yaşıyoruz. Bu gibi zengin kimselere bakarak onlar gibi olmaya çalışan insanların çoğunluğu, zenginlik ile birlikte mutluluk kapılarının ardın sıra açılacağı ve dünyanın en mutlu insanı olacağı kanısına kapılmış bir hayat anlayışına sahipler. Hâlbuki bir günlüğüne o zengin kimselerin yerinde kendileri olduğu zaman görecekler ki gerçek mutluluk, asla para ile sağlanamaz. Bu durumu hem geçmişte tarih sayfalarında hem de yaşadığımız şu asırda görmemek için gözleri görmüyor olmak gerekir.

Peki, gerçek mutluluk ve huzur nerede? Nasıl gerçek manada mutlu bir hayata sahip olabiliriz? İşte bu soru bizim Mâlik bin Dinar başta olmak üzere salih insanların hayatını okuduğumuzda cevabını rahatlıkla bulabileceği bir sorudur.

Dünyanın peşinden giden her kişide mutlaka bir takım boşluklar yaşandığına şahit oluruz. Bu Allah’ın yeryüzüne koyduğu “sünnetullah” denilen kurallardan biridir. Bu boşluk, kişinin Allah ile arasının açık olması ve dünya hayatında dünya-âhiret [...]

HİNT ALT KITASINDA BİR MÜSLÜMAN BELDESİ: BANGLADEŞ

Hint alt kıtası Himalayalar ile Hint Okyanusu arasında kalan Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Nepal ve Burma gibi ülkeleri kapsayan bölgeye verilen isimdir. Bölgeyi Müslümanlar açısından önemli kılan hususların başında ise yaklaşık 500 milyona varan Müslüman nüfusa ev sahipliği yapması gelir. Bölgedeki Müslüman etkinliği aynı zamanda küresel güçlerin ve yerli gayrimüslimlerin bölge üzerindeki emelleri açısından da önemli bir tehdit olarak görülmektedir. Bu sebeple bölge Müslümanları uzun yıllardan beri çeşitli iç karışıklıklar ve problemlerle mücadele etmekte, bölgedeki Müslümanların krizi günümüzde de artarak devam etmektedir.

İslam coğrafyaları yazı dizisinin bu bölümünde ele alınan Bangladeş’in hikâyesi de aslında bu bağlamda bölgedeki Müslümanların hikâyesidir. Bangladeş son yıllarda Türkiyeli Müslümanların gündemine iki önemli olayla gelmektedir. Bunlardan ilki Budist zulmünden kaçan Arakanlı Müslümanların Bangladeş sınırında yaşadığı dramlar ve Bangladeş hükümetinin bu husustaki etkisiz ve yetersiz tavrı diğeri ise hakkında idam kararı çıkan pek çok Cemaati İslami liderinin bir bir darağacına çıkartılmasıdır. Bangladeş hükümeti tarafından kurulan Uluslararası Suçlar mahkemesi [...]

‘NİFAK’A SEBEP OLAN ETKENLER

Hamd, münafıkların tehlikesine dair Kuran’ın birçok yerinde bu meseleye dikkat çeken ve müslümanların tedbirli olmalarına dair ikazlarda bulunan Âlemlerin rabbi olan Allah’a;

Salât ve selâm, nifak ehlini ve onların özelliklerini ümmetine öğretip bu huylardan müslümanın uzak kalmasını bildiren Rasûlullah aleyhisselâm’a

Allahu Teâlâ’nın rahmeti ve ihsanı, nifaktan ve münafıklardan kaçınan, hiçbir şekilde onlara yanaşmayan ve sıratı müstakim çizgisinde Allah’ın rızası uğruna mücadele eden mümin ve muvahhid kullarının üzerine olsun.

Hakikatte nifak; olduğu gibi görünmemek veya göründüğü gibi olmamaktır. Dış görünüşünün iç âlemini, iç âleminin ise dış görünüşünü yalanlamasıdır. Diğer bir tabirle ikiyüzlülük veya çokyüzlülüktür.

Dinî bir kavram olarak nifak “bir kapıdan İslâm’a girip diğerinden çıkmak” şeklinde de tanımlanmıştır. (1) Nifak mastarından türemiş bir sıfat olan münafık kelimesi ise sözlükte “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir.

Münafık; asli kimliğini saklayan, bazı zamanlarda zarureten bazı zamanlarda ise çekememezlikten dolayı İslam’a muhalif şer güçlerin emrinde hareket ederek ihanet etmek için Müslümanların arasına karışan, onların kardeşliğini ve birliğini, [...]