MÜSLÜMAN KADININ DAVASI VE DAVET SORUMLULUĞU

Allah’ın selamı ve rahmeti, peygamberlerin, onların ehlinin, ashabının, salihlerin, şehidlerin, İslam davetçilerinin ve tüm kardeşlerimin üzerine olsun. Davet kelimesinin manasına baktığımızda, çağırmak, nida etmek, gelmesini istemek, dua etmek gibi anlamlara gelmektedir. Dava ise inandığın şey uğruna yaptığın mücadelenin adıdır. Mücadelen kadar davan, davan kadar mücadelen vardır.

Davet ise davanın mücadele kısmının büyük bir bölümünü kapsamaktadır. İslam’a davet İslam dinini anlatarak insanlara benimsetmek ve o dinin ölçülerine davet etmektir.

Davete muhtaç olan bazen Müslümanlar, bazen İslam’ın dışında olan herkes olur. Davet insanlığa en büyük fayda ve yardımdır. İnsanlığı şirk ve haramların bataklığından kurtarmak üzere uzattığımız bir eldir.

Davetin diğer bir faydası ise müslümanların felaket ve gazaba uğramalarını bertaraf etmesidir. Zeynep Binti Cahş radıyallahu anha’dan, Müslim’de geçen hadiste Zeynep annemiz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! İçimizde iyi kimseler bulunsa yine felakete uğrar mıyız?” diye sorar. “Evet, fenalık çoğalırsa” diye buyurmuştur.

İnsanların içerisinden bir kısım hakka davet edip hakkı hatırlamadıkça, insanların azgınlıkları [...]

  • muaz-akgun
    Permalink Gallery

    NEBEVÎ SÜNNET İSİMLİ ESERİ ÇERÇEVESİNDE MUHAMMED EL-GAZZÂLÎ’NİN HADİS/SÜNNET ANLAYIŞINA GENEL BİR BAKIŞ

NEBEVÎ SÜNNET İSİMLİ ESERİ ÇERÇEVESİNDE MUHAMMED EL-GAZZÂLÎ’NİN HADİS/SÜNNET ANLAYIŞINA GENEL BİR BAKIŞ

Çağdaş düşünürlerden Muhammed el-Gazzâlî (ö. 1416/1996) son dönemde yetişmiş önemli ilim ve fikir adamlarındandır. Hayatı boyunca düşüncelerini ifade etmek için gayret etmiş, İslam toplumunun içinde bulunduğu vahim durumdan kurtulması için davet çalışmaları yapmış, eserler telif etmiştir. (1) Muhammed el-Gazzâlî’ye göre Kur’ân’ın yeterince okunmaması ve dolayısıyla anlaşılmaması ile temel hadis kaynaklarında yer alan bir takım yanlış rivâyet ve görüşler Müslümanların içinde bulunduğu durumla yakından alakalıdır. Buna göre, Müslümanların yeniden toparlanabilmesi için hadisler yeniden gözden geçirilmeli, Kur’ân’ın anlaşılmasına daha fazla önem verilmelidir. Bu çalışmada, Muhammed el-Gazzâlî’nin bu düşüncelerinin yer aldığı birçok eserinden biri olan es-Sünnetü’n-nebeviyye beyne ehl-i fıkh ve’l-hadis isimli eserine (2) kısaca değinilecek, sünnete ve hadise bakışına işaret edildikten sonra kısa bir değerlendirme yapılacaktır.

Muhammed el-Gazzâlî, “benim amacım, arız olan her türlü şaibeden sünneti ayıklamak ve İslam kültür mirasını, haklarında şöyle söyleyen kişilerden korumaktır: “Onlar, cumartesi günü ilim talebinde bulunurlar, pazar günü onu tedris ederler, pazartesi günü de o ilmin hocaları [...]

KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAK

Geçen yazımız da 40 yıllık Gülen hareketinin sinsiliği ve tehlikesi noktasında samimiyetle etrafındaki insanları uyaran feraset sahibi tevhidi Müslümanların, başta onunla ortak iş tutan AK parti ve diğer camialar tarafından nasıl şiddetle kınandığından bahsetmiştik. Hatta Gülen hareketinin hem itikadi hem de sosyal tehlikesini gündeme getiren tevhidi Müslümanlar yine aynı çevreler tarafından maalesef fitne çıkarmakla itham ediliyorlardı.

15 Temmuz darbe girişimi ülke yönetiminin el değiştirmesi noktasında her ne kadar başarısız olsa da kökü dışarıda olan bu hareket en alçakça darbeyi aslında Müslümanlara ve cemaatlere vurmuştur.

Fırsat bu fırsat diyerek Gülen hareketi üzerinden İslam’a, Müslümanlara ve cemaatlere karşı salyalarını akıtarak saldıran Kemalistler, ulusalcılar, solcular ve ateistler televizyon ekranlarında cirit atmaya başladı.

Gülenist hareket; toplumun Müslümanlara ve cemaatlere olan saygısını, hürmetini, güvenini ciddi anlamda sarsmıştır. Her cemaate şüpheyle bakılır hale getirmiştir. Üstüne üstlük iktidar partisine mensup siyasilerin; dine ve cemaatlere yön verme, sınır çizme anlamına gelen bazı hikmetsiz söylemleri birçok cemaat mensubu insanı kaygı [...]

İSLÂM’DA KIZ ÇOCUĞUNUN FAZİLETİ

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun âline ve ashabına olsun. Allah’ın selâmı, yeryüzündeki tüm Müslümanların üzerine olsun.

Kız çocuklarından hoşlanmamak, onları sevmemek veya onları her fırsatta incitmek cahiliye adetlerindendir. İslâm, bu konuda insanların düşünce yapılarını sağlıklı bir yapıya kavuşturmuş; kadınların erkeği tamamlayan, bir takım hak ve görevleri olan Allah’ın yarattığı varlıklar olduğunu ifade etmiştir.

Kız çocuğu ile yetim; şefkat, merhamet ve korumaya diğer çocuklardan daha çok muhtaçtır. Çünkü bunlar zayıflık, güçsüzlük ve eziklik duygusu ile yaşarlar. Aksi iddia edilse de klasik ve çağdaş tüm cahili toplumlar, onların haklarını çiğnemiştir. Allah’ın kanununun uygulanmadığı her coğrafyada, bu iki zayıfa zulüm ve haksızlık yapılır. Cahiliye, cahiliyedir; kılık değiştirerek ruh ve yapısıyla tekerrür eder. (1)

Eski ve klasik cahiliye; herkesin gözü önünde, hiç utanmadan zulüm sancağını kaldırıyor ve teşhir ediyordu. Kız çocuklarına ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu; hatta bazı toplumlarda insan [...]

SÖMÜRGECİLİĞİN ÜÇ SACAYAĞI;

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerin güzel ve temiz olanlarından nasibinizi alın ve şeytanın peşinden gitmeyin, zira o kendi gizli olsa da sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 168)

İnsanların birçoğu kendi yaratanının öğütlerini dinlememeleri sebebiyle yolundan sapmış ve şeytanın izince bir yol almışlardır. Yeryüzünde kendi nasiplerini elde etmek için çalışmış ancak doymayarak başkalarının da nasiplerine tecavüze yeltenmişlerdir. Hatta insan haklarından çok insanın kendisine sahip olmaya kalkarak büyüklenmişler ve işi kendilerini ilahlaştırmaya kadar götürmüşlerdir. Bu sahte ilahlar kendi otoriteleri karşısında zayıf olan toplumların inançlarını, kültürlerini, siyasetlerini, iktisatlarını ve hatta bedenlerini sömürerek insana hayvan muamelelerinde bulunmuşlardır. Bu tip sahte egemen güçler tarihin tozlu sayfalarında oldukça fazladır. Firavun bu sömürgeci anlayışın bir örneği olarak karşımıza çıkmakta ve İsrail oğullarını sömürerek köleleştirmekteydi. Ta ki Allah, bu azgının karşısına elçisi Hz. Musa’yı (aleyhisselam) dikene dek. Musa (aleyhisselam) firavunun ihtişamlı saltanatı karşısında Allah’ın yüce adaletini haykırıyor ve bu zalimliğe bir son vermesini [...]

KUZEY AFRİKA’DA BİR MÜSLÜMAN BELDESİ: TUNUS

Müslüman Coğrafyaları yazı dizimizin bu bölümünde kuzey Afrika’nın önemli ülkelerinden biri olan Tunus’a konuk olacağız. Her ne kadar bölgedeki diğer ülkelerle ve yine Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Orta Doğu’daki diğer Müslüman beldeleri ile pek çok ortak özelliklere sahip olsa da Tunus kendine has bir takım özellikleri ile bu ülkelerden önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Bu farklılıklardan belki de en önemlisi, özellikle de modern dönemde dinin toplumsal ve siyasal hayata etkisinin bahsedilen ülkelere oranla daha az oluşudur. Fransız sömürgesinden Burgiba öncülüğünde kurtulmasının hemen ardından batı tarzı laik bir yönetim sistemi ve yeni toplumsal reformlarla dini ve kültürel geçmişinden önemli ölçüde farklı bir noktaya gelen ülke bu yönüyle Türkiye’ye benzetilmektedir. Hatta Habib Burgiba Tunus’un Atatürk’ü olarak lanse edilmekte ve her iki ülkede gerçekleşen batı tarzı reform hareketleri birbirine önemli ölçüde benzetilmektedir.

Tunus ayrıca, 2010 yılında başlayan ve hızla yayılarak pek çok Arap ülkesinde önemli ölçüde yaygınlaşan “Arap Baharı”nın da başladığı ülke olması bakımından [...]