ÜMMETİN HAYÂLI GENÇLERİNE

En temiz ve en yüce övgüler Allah’a aittir.  Salat ve selam onun Rasûlüne, âline ve ashabına olsun. Allah’ın selâmı, rahmeti ve  bereketi mümin kardeşlerimin üzerine olsun. Nasihatlerimin önce kendi nefsimi,  ehlimin ve tüm kardeşlerimin  nefislerini ıslah  edebilmesi duası ile…

Görünüşleri ile Allah›ı hatırlatan, konuşması ve ilmi ile bulunduğu ortama maddi manevi fayda veren, hareket ve davranışları ile daima ahireti hatırlatan mümin genç kardeşlerim… Rabbim sizlerden razı olsun.

Her biriniz yaşadığımız toplumda haramların içinde kaybolmuş, karanlıklara gömülmüş,  ruhi bunalımlar yaşayan genç topluluklara, uyuşturucu, alkol, sigara gibi gençleri tehdit eden onca haram ve pisliğe rağmen kendisini koruyan ve yalnızca Allah›a kul olan ve bunca karanlığın içinde nur misali parlayan kıymetli şahsiyetlersiniz.

Allah›ın rızasını kazanıp Firdevs cennetlerine, Adn ve Naim cennetlerine arzumuz, gayret ve mücadelemizde kopması mümkün olmayan urvetül vuska’ya (sağlam kulba) sarıldık.

Kalpler Allah›ı birledikçe, amellerimiz arttıkça şeytanın hilelerinin zayıfladığını görüyoruz. Bize karşı kurduğu tuzaklar artık büyük değil, zayıf ve cılız.

Bunları birkaç örnekle [...]

DÜNYA İLE OYNARKEN ÖLÜMÜ UNUTMAK

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
İnsan olarak bizler; doğar, yaşar ve ölürüz. Doğarız ve niçin doğdum diye sorgulayamayacağımız gibi öleceğimiz zaman ise ben ölmek istemiyorum diye bir söz ardına düşemeyiz. Dünyaya geldiğimizde Allah Teâlâ’nın anneye bahşettiği şefkatle yoğrulur, baba otoritesinin gölgesinde güçleniriz. Güçlü ve çeşitli ışıklarla donanmış imtihan sahamızı keşfederken henüz tanışmadık alacakaranlığın içindeki zorluklarla ve bu zorluklara karşı verilen mücadelelerle çocukluk hikâyelerimiz, bizler için vazgeçilmez anılara dönüşür ve hayat boyunca bu anılara özlem duyarak yaşarız. Neden çocukluk çağlarına özlem duyarız? Aslında cevabı gayet basittir. Kalbimiz daha yıpranmamıştır. Bakıldığında hangi çağ, dönem, yıl olursa olsun insanlar, çocukluk anılarını özler, çünkü kalp henüz temizdir. Günahlarla kirlenmediğinden hayattan mutluluk duyarız. Kalp daha deforme olmadığından eylemlerimizde huzuru buluruz. Kalbimize daha günahların karanlık siyah noktaları çökmemişken; yiyeceklerden, içeceklerden, giysilerden tat alır, mutlu oluruz. Bu mutlu, huzurlu ve kaygısız yaşamımızda yüce Rabbimiz Allah’ın fıtratımıza yerleştirdiği sorulara cevaplar bulmaya çalışırız. Bu yüzden çocuklar çok [...]

  • cihan
    Permalink Gallery

    BASRALILAR’IN İMÂMI: HASAN BASRİ –RAHİMEHULLAH- (641-728)

BASRALILAR’IN İMÂMI: HASAN BASRİ –RAHİMEHULLAH- (641-728)

Abidlerin sultanlarından olan ve Ebu Said künyeli Hasan Basri(r.h), tabiin devrinin büyüklerindendir. Hz. Ömer’in hilâfetinin bitmesine iki yıl kala h.21(m. 641) senesinde doğmuş, Medine de büyümüştür. Babasının adı Yesar’dır. Hıristiyan olan Yesar’ın hicretin 12.yılında Halid b. Velid ile Karyanus kumandalarındaki orduların arasında vuku bulan Vak’atu’s-Sinyi’de esir düşmüş ve onun Zeyd b. Sabit’in hizmetine girdiği rivayet edilir. Annesi Neyyir de mü’minlerin annesi Ümmü Seleme‘nin azatlısıdır. Hasan Basri(r.h), mü’minlerin annesi Ümmü Seleme (r.a)’ın evinde büyüdü. Ümmü Seleme annemizin Hasan Basri(r.h) için şöyle dua ettiği rivayet edilir: “Ya Rabbi! O’nu dinde fakîh kıl ve insanlara sevdir.“ (1)

Ömrünü ilme ve insanlara Allah korkusunu anlatmaya, zulmün karşısında her zaman dik durmaya adayan Hasan Basri(r.h), 14 yaşında hafız olmuştur. Yine bu yaşlarda Basra’ya gitmiş ve orada ilmi ve hitabeti ile halk arasında itibar görmüştür. Onun bu etkili hitabetini İmam Cafer-i Sadık(r.h) şöyle aktarmıştır: “Sözü Peygamber’in sözüne benziyor.” (Tehzib, 2/265)

Onun haksızlığa karşı çıkmasının bir örneği Yezid’in halifeliğinin sahih olmadığını açıkça [...]

MAĞRİBTE BİR MÜSLÜMAN BELDESİ; CEZAYİR

İslam coğrafyaları yazı dizisinin bu bölümünde Kuzey Afrika’nın önemli ülkelerinden biri olan Cezayir’e uzanacağız. Kuzey Afrika’nın Mağrib olarak da bilinen kuzeybatısında yer alan ülke, bölgede İslam’ın yayılmasında lokomotif görevi gören önemli bir Müslüman beldesidir. Ancak ülke ismi uzun yıllardır hâkim olan kargaşa ve kaosla birlikte anılmaktadır. Bu yazıda ülke, coğrafi ve demografik özelliklerinden tarihsel arka plana kadar geniş bir perspektifte ancak özlüce tanıtılacaktır.

Ülkenin Genel Özellikleri

Resmi adıyla Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti, 2 milyon kilometrekareden büyük olan yüzölçümüyle Kuzey Afrika’nın en büyük ülkesidir. 38 milyona yaklaşan nüfusa sahip olan ülke kuzeydoğuda Tunus, doğuda Libya, güneydoğuda Nijer, güneybatıda Moritanya ve Mali, batıda ise Fas ve Batı Sahra ile komşudur. Kuzey Cezayir ve Güney Cezayir olmak üzere iki ana bölgeye ayrılan ülke topraklarında nüfusun büyük bir bölümü coğrafi şartların daha uygun olduğu kuzey bölümde toplanmıştır. Kuzeyde Akdeniz iklimi etkinlik gösterirken Güney kısımlarda ise çöl iklimi hakimdir. Ülke halkının yaklaşık %78’lik bir kısmını [...]

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık, her insanın fıtratında var olan doğal bir duygudur. Dolayısıyla kıskançlık anormal bir hale dönüşmediği sürece normal bir durumdur. Kardeşler arası kıskançlık, anne-babaların en çok şikâyette bulunup yaka silktikleri bir konudur.

Aslında kardeşler arası kıskançlık normal düzeyinde ise bir sorun yoktur. Hatta küçük çatışmalara sebep olan bu olağan kıskançlıklar kardeşlere birçok şey öğretir. Kardeşler arası kıskançlığı anormal hale getiren anne ve baba tutumlarıdır. 1

Yeni bir kardeşin gelmesi her şeyden önce eve yeni bir birey gelmesi demektir. Bu yeni birey evdeki dengeleri değiştirecek ve daha önemlisi çocuk tarafından rakip olarak algılanacaktır. Devamlı bakıma muhtaç, annenin tüm zamanını alan, bütün aile bireylerinin ilgisini çeken küçük yavrunun rakip olarak algılanması doğal karşılanmalıdır. Bu rakip, anne ve babayı çocuktan uzaklaştıran istenmeyen biridir. Sadece ev içindeki bireylerin değil misafirlerin dahi odak noktası olmuştur. Ona hediyeler gelmekte, devamlı ondan söz edilmektedir. 2

Ağabeylerinin Hz. Yusuf’u kuyuya atıp babalarına kurdun, kardeşlerini yediği yalanını söyleten, babaları Hz. Yakup’ un [...]

DİNİ DERT (İMAN) MİLLİ DERT (?)

Câbir b. Abdullah radıyallahu anhu anlatıyor: “Biz bir gazvedeyken muhacirlerden bir adam, ensardan bir adama (arka kısmına) vurdu. Ensardan olan “Yetişin ey Ensar!” diye bağırdı. Muhacirden olan ise “Yetişin ey Muhacirler!” diye imdat istedi. Bunu işiten Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Bu ne hal, cahiliye davası mı (güdüyorsunuz)?” diye sordu. Orada bulunanlar “Muhacirlerden bir adam, ensardan bir adama vurdu. Ensardan olan “Yetişin ey ensar!”, Muhacir olan da “Yetişin ey Muhacirler!” diye seslendi. (Sesler bundan dolayıydı) dediler. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem “Bu ifadeleri bırakın. Çünkü o, iğrenç bir şeydir» buyurdu. (1)

Yüce Allah, kim neyi dert edinmek isterse o derdi nasip eder kuluna. Dünya denilen imtihan diyarında da dert edinilecek birçok konu bulunmaktadır. Hayata İslam dininin emirleri doğrultusunda bakmakla mükellef olan müslümanlara göre her zamanın ve zeminin en mühim derdi iman derdidir. Hayat boyunca karşılaşılabilecek bütün dertler bir şekilde nihayete erecekken iman derdinin sebep olduğu durumlar sonsuz [...]