TARİHİ BİR VÂKIA OLARAK HARİCİLİK

İnsanları farklı mizaçlarda yaratan ve bütün insanlara hidayet yolunu beyan buyurduktan sonra herkes için seçmiş olduğu yolu kolaylaştıran Allah Azze ve Celle’ye hamdederiz. İfrat ve tefritten uzak olan sırat’ı müstakimde bizlere en güzel örnek olan Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun dosdoğru yol üzerinde sebat eden âline, ashabına ve kıyamete kadar bu vasat yolda onlara tâbi olanlara salât ve selam olsun.
İmdi; insanlık tarihi dinde aşırıya kaçan ifrat ehli ve dini yaşamakta kusurlu davranan tefrit ehli olan gruplarla doludur. Bu gruplardan biri de İslam tarihinde “Hariciler” olarak isimlendirilen taifedir. Biz de bu makalemizde bu taifenin tarihi köklerini ve tarihi süreç içerisinde geçirdiği merhaleleri incelemeye çalışacağız.

1- Özel Bir İnsan Tipi Olarak Hariciler

İlk önce bir insan tipi olarak Harici karakterini inceleyelim: Genel olarak Hariciler, sert bir tabiata sahip yarı bedevi insanlardır. Sert ve katı mizaçları, dini yaşayışlarına olumsuz bir şekilde yansımış; bazı konularda aşırı derecede dindar görünmelerine rağmen diğer birtakım hususlarda dinin gereklerini [...]

  • ibrahim
    Permalink Gallery

    AYLAN BEBEK İLE ÜMRAN BEBEK ARASINA SIKIŞ(TIRIL)AN ÜMMET

AYLAN BEBEK İLE ÜMRAN BEBEK ARASINA SIKIŞ(TIRIL)AN ÜMMET

Bu ümmet nice badireleri atlatarak, nice zorluklara göğüs gererek kâh düşerek kâh şahlanarak bugünlere kadar gelmiştir. Bu ümmet, zindanların susturamadığı âlimlere şahit olduğu gibi yine bu ümmet kıyıya vuran Aylan bebek ve ambulansın içindeki Ümran bebeğe de şahit olmuştur. Bu ümmet yıllarca izzeti ve şerefi gördüğü gibi yine bu ümmet maalesef zilleti ve aşağılanmışlığı da görmüştür. Bu ümmet suskunların, miskinlerin, acizlerin, muhtaçların anavatanı iken yine bu ümmet zulmün, istikrarsızlığın, savaşın ve enkazın anavatanı haline dönüştürülmüştür. Bu ümmet yeryüzünün doğusuna-batısına-kuzeyine ve güneyine gözünü dikmişken şuan Aylan bebek ile Ümran bebek arasında sıkış(tırıl)an bir ümmet olmuştur. Bu ümmet hayallerini gerçekleştirmek için uğraşırken şimdi ise hayallerini çalanlarla uğraşırken kendini bulmuştur. Bunca olaydan sonra ise Suriye’de, Filistin’de, Afganistan’da çocuk olmak Paris’te, New York’da, Roma’da çocuk olmaya benzemez, benzeyemez. Daha anasının karnındayken babasını ve abilerini hiç göremeyecek olan bir çocuktan bahsediyoruz. Yapılan onca zulmü içinde biriktiren ve dışa vurmak için bekleyen çocuktan bahsediyorum. Evet, [...]

  • nedim
    Permalink Gallery

    EMPERYALİZM VE SİYONİZMİN YAKALADIĞI DAMAR; TEKFİRCİLİK

EMPERYALİZM VE SİYONİZMİN YAKALADIĞI DAMAR; TEKFİRCİLİK

Bismillahirrahmanirrahim

“Eğer Mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri haddi aşarak diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldırana karşı savaşın. Eğer dönerlerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın.” (Hucurat, 9)

Ebu Said El-Hudri radıyallahu anh şöyle dedi:

“Ali radıyallahu anh Yemen’deyken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e henüz toprağından tasfiye edilmemiş altun cevheri göndermişti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu altun cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı; Akra’ubnu Habis el-Hanzali, Uyeynet’ubnu Bedr el-Fezali, Alkamet’ubnu Ulase, sonraki ya Kilab oğullarından biri olan Zeydu’l-Hayl et-Tai, yahutta Nebhan oğullarından biri.
Kureyş’ten bazıları bundan öfkelendi ve:

−Bizleri bırakıp Necd’in büyüklerine mi veriyor? dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

−‘Ben bunu ancak onları İslam’a alıştırmak için yaptım’ dedi.

Daha sonra gür sakallı, yanağının iki elmacığı çıkık, gözleri içine gömülü, alnı yüksek, başı tıraşlı bir kimse geldi ve:

−Ey Muhammed! Allah’tan kork, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:

−‘Eğer ben Allah’a isyan edersem, artık kim O’na itaat eder ki? Sizler beni emin kılmazken O beni yer halkı üzerine emin [...]

ÜMMETİN BAĞRINDAKİ HANÇER; TEKFİR VE SEBEPLERİ

20 ve 21. yy, İslam dünyasının tarih içinde geçirdiği en buhranlı devirlerdir desek mübalağa etmiş sayılmayız. Zira İslam tarihinin en karanlık dönemi olarak zikredilen Moğol İstilaları ve Haçlı Seferlerinin Müslümanlara verdiği zarar bile günümüzdeki nispete ulaşmamıştır. Rasûlullah’ın haber verdiği gibi; bugün insanlar aç kurtların yemek çanağına saldırdıkları gibi İslam’a saldırmaktalar. İslam’ı ve Müslümanları yok etmek, tarih sahnesinden tamamen silmek için yapılan planlar, kurulan hile ve desiseler her gün katlanarak devam etmektedir. Ancak, hayatın bize öğrettiği acı bir gerçek vardır ki; toplumları ve devletleri yıkan asıl güç dışarıda tebeyyün etmiş düşman değil içeride mevzilenmiş, kendi içimizden neş’et etmiş unsurlardır. İçteki zafiyet dışarıda düşmana karşı gösterilen zafiyetten her zaman için çok daha tehlikelidir. Unutmayalım ki; kartalı vuran ok kendi tüyünden yapılırmış. Maalesef, günümüzde İslam dünyasını zora sokan, elini kolunu bağlayan birçok durumun müsebbibi yine Müslümanların kendileridir. Müslümanların -tabiri caizse- kendi ayaklarına sıktıkları, bindikleri dalı kestikleri birçok husus vardır. Ancak biz bu [...]

SOSYAL MEDYADA ADAB-I MUAŞERET

Kıymetli Müslüman kardeşlerim! Bizler, yaşantımızı Allah (celle celaluhu)’nin emir ve yasaklarına göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünneti seniyelerine göre düzenleyerek her hal ve hareketimizde İslam’ı temsil ederek iman ettiğimiz yüce dine aykırı bir davranış sergilemekten uzak durarak, her türlü ahlak ve kültürünü İslam’dan alarak dünya ve ahirette O’nunla şereflenmek istiyoruz. Bütün mücadelemizi, yaşama gayemiz olan İslam davası ve Rahman’ın rızasını kazanmak oluşturuyor. Bu mücadeleyi veren ve bu mübarek davanın içerisinde yer alan, İslam’la şereflenmiş bütün kardeşlerimi Allah’ın selamı ile selamlıyorum.

Kardeşler, değişen dünya her geçen gün bizlere yeni imkanlar sunuyor. İnsanlığın kullandığı araç ve gereçler her geçen gün yenilenip çeşitlilik kazanıyor. Dolayısı ile bizler bu hızlı değişime, İslami şuur ve bilincimizle yaklaşıp ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ayak uydurmaktan kastımız, İslam ahlakına, İslam edebine uygun bir şekilde yaklaşmaktır.

Müslüman, Allah (celle celaluhu)’nun kendisine bahşettiği her türlü nimete, canlı cansız her türlü eşya ve varlığa bu edep ve ahlak ile yaklaşır.
Alimler: [...]

  • zafer
    Permalink Gallery

    TEKFİR ZİHNİYETİNİN ATASI HARİCİLERİN ÖZELLİKLERİ

TEKFİR ZİHNİYETİNİN ATASI HARİCİLERİN ÖZELLİKLERİ

Hâricî, “çıkmak, itaatten ayrılıp isyan etmek” anlamındaki hurûc kökünden “ayrılan, isyan eden” mânasında bir sıfat olan hâric kelimesine nisbet ekinin ilâve edilmesiyle meydana gelmiş bir terim olup topluluk ismi için hâriciyye ve havâric kullanılır. Fırkanın adı konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kendilerine karşı isyan ettikleri yöneticilerle fırkanın muhalifleri Havâric ismini “insanlardan, dinden, haktan veya Hz. Ali’den uzaklaşan ve yönetime karşı ayaklanarak cemaatten çıkanlar” anlamında kullanmışlardır. Meselâ Şehristânî’ye göre hâricî, ümmetin ittifak ettiği meşrû bir halifeye başkaldıran herhangi bir kimsedir (el-Milel, I, 114). Bu baş kaldırı Hulefâ-yi Râşidîn’e veya daha sonraki devlet başkanlarına karşı olabilir. Yine muhalifleri tarafından Hâricîler hakkında kullanılmış diğer bir isim de “dinden çıkmış” anlamında mârikadır. Kendileri ise Havâric ismini, “kâfirlerin arasından çıkarak Allah’a ve peygamberine hicret edenler” (krş. en-Nisâ 4/100), “kâfirlerle her türlü bağı koparanlar” anlamında kullanırlar. Hâricîler’in beğendikleri ve kendilerini ifade için kullandıkları başka bir isim de “Allah yolunda savaşıp O’nun rızâsı için canlarını ve [...]