TEVBENİN KABUL EDİLME ŞARTLARI

Hamd gökleri ve yeri yoktan var eden, bizleri mahlûklar içerisinde üstün kılan ve hayatımızın son anına kadar tevbe kapısını açık tutan Rahman ve Rahim olan Allah’adır. Salat-u selam Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ailesine, Ashabına ve kendisine tabii olanların üzerine olsun.
İnsanoğlu cüz-i iradesiyle hareket eden varlıktır. Beşer olma hasebiyle hata edebilir, bu hatadan kurtulmak, arınmak ancak tevbe istiğfar ile olur.

Ağar bin Yesar radıyallahu anh’dan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ‘’Ey insanlar Allah’a tevbe edip O’ndan af dileyin. Doğrusu ben, günde yüz defa Rabb’imden bağışlanma dileyerek O’na tevbe ederim.’’ Bu hadiste geçen yüz rakamı çokluk, devamlılık bildirmektedir. Yani Hz. Peygamber Allah’ı çok anmakta ve sık sık ondan bağışlanma dilemekte ve bize bunu tavsiye etmektedir. Tevbe eden kişinin günahı varsa bağışlanır, eğer günahsız ise Allah katında ki derecesi yükseltilir. Allah Resulü gelmiş geçmiş tüm kusurları bağışlandığı halde Allah’a hakkıyla kulluk edemediğini itiraf ederek eksiklerinden dolayı [...]

Ruhun Gıdası, Zikir

فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لٖى وَلَا تَكْفُرُونِ
“O halde beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (2/Bakara, 152)

Sözlükte, anma, hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme, bir şeyi dile getirme, hatırlatma anlamına gelen zikir, kavram olarak; Allah’ı anmak üzere yapılması veya söylenmesi tavsiye edilen, hamd, duâ, ibâdet ve övgü gibi fiiller ve sözler anlamına gelmektedir.

“Zikir”, aslında kalbin, anılan kimseye dikkat kesilmesi ve ona karşı uyanık olmasıdır. Bunu dil ile ifade etmeye zikir denilmesinin sebebi, kalpteki zikre (hatırlamaya) işaret etmesindendir. Zikrin bir tarifi de insana sevap kazandıran her türlü amel olarak yapılmıştır. Zikir, Allah’a itaattir. O’na itaat etmeyen kişi, diliyle ne kadar tesbih ederse etsin veya tevhid kelimesini söylerse söylesin, gerçek zikri yapmış olmaz.

Zikir; sadece “Allah!” demek veya O’nu hatırlatan kelime veya cümleleri tekrarlamak değildir. Allah’ı, güzel isimlerini hatırlamak, anmak, O’na hamd ve şükürde bulunmak, O’nu tesbih etmek, tekbir ile ululamak, Kitabullah’ı okumak, duâ etmek; [...]

MEKKE KALBİMİZ, KUDÜS GÖZÜMÜZDÜR

Osmanlı devletinin tarih sahnesinden çekilmesiyle beraber İslam coğrafyaları üzerinde Müslüman âlemini en çok etkileyen olay, kuşkusuz Filistin meselesidir.

Filistin meselesi öyle önemli bir olaydır ki; Yahudilere Kudüs’ü ve Filistin toprağını satmayan koskoca Osmanlı devleti padişahı ve İslam dünyasının halifesi 2. Abdülhamit Han bir darbe girişimiyle alaşağı ediliyor ve sonrasında Osmanlı devletinin ipi çekiliyordu…

İkinci dünya savaşının en önemli sonucu; toprağı, insan gücü, hâkimiyeti, geçmişi olmayan fakat emperyalist dünyanın desteği ile Yahudi çetelerine, Filistin topraklarında “devlet” olma hakkının tanınmasıdır.

İkinci dünya savaşı biterken tüm batılı ülkeler güya aynı fikir etrafında toplanmış ve ortak bir şarkıyı seslendiriyorlardı; “ Hiçbir devlet; ırk, din ve mezhep esaslarını yönetim referansı olarak gösteremez.” Din ve ırk temelli devletleşmenin tarihe gömüldüğünü söyleyen iki yüzlü emperyalist batılı ülkeler, aynı dönemde yönetimini; ırkçı ve dinsel esaslara göre düzenleyeceğini ilan eden İsrail’i hiç tereddüt etmeden tanıdılar.
Bu tanıma, 65 yıldır bölgeyi kanla sulamaya devam ediyor.

Filistin Neresidir?

Tarihi kaynaklarda “Filistin” diye isimlendirilen bölge; aslında [...]

KALBİN İLACI ‘’İSTİĞFAR‘’

İstiğfarın kelime manası bağışlanmayı talep etmek, örtmek, kapatmak manasına gelir. Istılahta ise kişinin Allah’tan, tevbe, dua ve Rabbine itaati ile bağışlanmayı talep etmesidir.

Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’in birçok yerinde Nebisine ve müminlere istiğfarda bulunmasını tavsiye etmiştir.

“Ve Allah’tan mağfiret iste, çünkü Allah, çok yarlığayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.”  (Nisa; 106)

“Ve kendi günahların için, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret dile.” (Muhammed; 19)

“Allah’a istiğfar edin (mağfiret dileyin). Muhakkak ki Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Bakara; 199)

Bu tavsiye, Rabbimizin emirlerine karşı gelerek isyan vari bir tutum içine giren, nefislerine zulmedip hayatlarını ifsad eden günahkârlar için de devam etmiştir…

“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”  (Zümer; 53)

Şüphesiz ki Rabbimiz, yerle göğü dolduran günahlarımıza rağmen bize merhametçe muamele edip şöyle seslenmektedir;
“Ey kullarım! Sizler gece-gündüz günah işlersiniz. Bende günahların tamamını affederim. Bu sebeple, Ben’den bağışlanmanızı isteyin ki, size mağfiret edeyim” ( [...]

HİLAFET ANAHTARI

Bir kadın ‘’Ümmetin izzetini kurtarmak benim elimde’’ diye düşündüğünde dua olup avuçlardan rahmana yükselir temenniler, ümitler. Cihad izzettir, izzeti hissettirir. Saliha kadınla dininin yarısı tamamlanan kişi, cihatla namazla vs. ile diğer yarımı tamamlar. Saliha kadına denk hiçbir ibadet çeşidi yoktur. Zira saliha kadınlar anne ya da eş olmuştur Nureddin Zengilere, Salahaddinlere, Ahmed bin Hanbellere.
Saliha kadın, rabbani ölçüleri olan kadındır. Rabbani ölçülere sahip, hayatını Rabbin sınırlarına göre belirleyen kadın, eşine Allah’a itaat ettiği için itaat eder. Çocuğunu Allah’ın hediyesi olarak görür ve duasıyla başlar eğitmeye. Seccadelere yazar adını önce göz yaşlarıyla. En iyi mesleğin Rahmana kulluk olduğunu öğretir. Rahmana kulluk mesleğini en iyi öğrenen başını sadece rahman için eğen çocuklardır bu Ümmete Umut ve İzzet getirecek olanlar. Bir kadının duasında gizlidir vahdet.

Meryemi duasıyla doğuracak Hannelere ihtiyacı var bu ümmetin. Zekeriyya aleyhisselamın yaşadığı ve varlığı ile hiçbir şeyi değiştiremediği bir zamanda ‘’ben ne yapabilirim’’ diye düşünmüştü Hanne. Ve uzatmıştı [...]

TEVBE KAVRAMINDA MEYDANA GELEN TAHRİF

Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası çok ağır ve büyük lütuf sahibi olan Allah Azze ve Celle’ye hamd olsun. “Vallâhi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler, tevbe ederim” buyuran Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun güzide ashabına ve âl-i beytine salât ve selam olsun.

İmdi; Allah Teâlâ›nın biz kullarına olan en büyük lütuflarından biri de şüphesiz ki tevbe kapısını açık tutması ve can boğaza dayanıncaya kadar biz kullarının kendi dergâh-ı rahmetine yapacağımız samimi ilticâlarımızı kabul buyurmasıdır. İşlenen günahın çirkinliğini görerek pişman olmak ve o günahtan el çekip Allah’a dönmek tevbe; bu günah pasının kirlettiği ve kararttığı kalbimizi temizleyip tekrar parlatmasını yüce Mevlâ’mızdan niyaz etmemiz ise istiğfârdır. Tevbe ve istiğfâr, Allah’a kulluğun/ubûdiyetin en açık alametlerinden birisidir. Duanın en önemli bir bölümü ve ibadetin en mühim bir gayesi de yine tevbe ve istiğfârdır.

Bilinmelidir ki, bu kadar önemli bir ibadet ve kulluk olan tevbe ve istiğfârın mahiyeti, şekli [...]