Sahabelerin Dilinden ve Hayatından SILA-İ RAHİM

İbn-i Mesud radıyallahu anh sabah namazından sonra (camide) bulunanlarla oturur ve:
“Allah’a yemin ederim, yakınlarıyla ilişkisini kesen aramızda barınamaz. Çünkü biz Rabbimize dua ederiz, gökyüzünün kapıları (rahmet kapıları) ise yakınlarıyla ilişkisini kesene kapalıdır. (Dualarımızın kabulüne engel olur.)” derdi.”

Sahabeler hayatlarıyla ve sözleriyle sıla-i rahimi tavsiye etmişlerdir…
İbn-i Ebi Cemre radıyallahu anh;
“Sıla-i rahim mal ile, bir işe yardım etmekle, bir zararı kaldırmakla, akrabadan gelecek eziyet ve ilgisizliğe güler yüzlü olmakla ve dua etmekle olur.” (Buhari-Edebü’l-Müfred)
Hicretin yedinci senesinde Mekke’de kuraklık ve kıtlık baş göstermişti. Allâh Rasûlü, kendisine yirmi senedir amansız bir şekilde düşmanlık eden Mekkelilere, altın, arpa ve hurma göndererek yardımda bulundu. Ebû Süfyân, bunların hepsini teslim alıp Kureyşlilerin fakirlerine dağıttı.
“İNSAN, İHSÂNA MAĞLUPTUR.” İkram ve ihsan, düşmanın bile düşmanlığını yumuşatır. Allâh Rasûlü’nün Mekke fukarâsına yaptığı bu infâkı dolayısıyla;
Ebû Süfyân bile, kalbindeki katılık ve düşmanlık azaldığı için:“Allâh, kardeşimin oğlunu hayırla mükâfatlandırsın! Çünkü O, akrabâlık hakkını gözetti!” diyerek [...]

  • hakan-Sarıküçük
    Permalink Gallery

    SILA-İ RAHİME RİAYET ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ MÜKÂFATI

SILA-İ RAHİME RİAYET ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ MÜKÂFATI

Hamd, sıla-i rahimi müminler ile fasık ve kâfirler arasındaki alâmetifarika kılan1 Allah’a, salatu selâm ise sıla-i rahim hakkında birçok hadisi şerif ile ümmetini irşad eden peygamberimiz, efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun.
Bugün ümmet olarak bunca sıkıntı ve belâlar ile imtihan olunmamızın belki de en temel sebeplerinden birisi, lanete uğramış veya sapıklığa düşmüş Yahudi ve Hristiyanlardan olan daha önceki kavimlerinde yaptığı gibi naslara gereken önemi vermeyip görmezlikten gelmemiz ya da yanlış ve batıl tevillerle nasları yorumlamaya kalkışmamızdır. Ne yazık ki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in de ikaz etmesine rağmen bugün ümmet bu sapık ve melun kavimlerin yoluna karış karış, arşın arşın tabi olmuş, onlar bir keler deliğine girdiklerinde dahi onların peşinden gidebilecek derecede İslami düşünce sisteminden uzaklaşarak batıl ve fasid zihniyetlerin içine düşmüştür.
Bu zaman da ihmal ettiğimiz meselelerden biriside sıla-i rahime ehemmiyet göstermeyişimizdir. Oysa bu husus Allahu Teâlâ’nın bize olan buyrukları içerisinde yer almaktadır.

  • Mustafa-Tatlı
    Permalink Gallery

    “SILA-İ RAHİM”İ TERK ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ KARŞILIĞI

“SILA-İ RAHİM”İ TERK ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ KARŞILIĞI

İslam dini, insanların birbiriyle ilişkiler kurmasını ve kurdukları bu ilişkilerde bazı hususlara dikkat etmelerini talep eder. İnsanların anne-babasından başlayarak akraba ve çevresindeki bireylerle münasebeti gündelik yaşamını etkiler. İslam yapısı gereği, toplu olarak yaşanarak ifa edilen canlı bir din olduğundan bireyin ilişki kurduğu herkesi önemser. Kişinin ilişki kuruduğu en önemli çevre anne-babasından sonra akrabalarıdır. Akrabalık, bizim ve bizden sonra gelen neslimizin devamlı olarak bağlı ve ilişki içinde olacağımız toplumsal bir unsurdur. Bu ayki yazımızda sıla-i rahim kavramından ve öneminden kısaca bahsettikten sonra akrabalık bağını koparanların İslam’a göre dünya ve ahirette görecekleri karşılıktan bahsetmeye çalışacağız. Sıla kelimesi, sözlükte; ulaşmak, kavuşmak, irtibat; rahim ise, ana rahmi, yakınlık, acıma, koruma anlamlarına gelmektir. Mecazen, insanlar arasındaki soy birliği anlamına gelen sıla-i rahim ıstılahta; kişinin, mirasçı konumda olan veya olmayan akrabalarına, yakınlık derecesi gözeterek, imkân nispetinde maddi ve manevi yönden yardımcı olması, ilgi ve alaka göstermesi, onlarla irtibatı koparmaması anlamına gelir.(1) Sıla-i rahim, anne-baba yoluyla [...]

KALBİN İMAR VE ISLAHI-2

Şeytan, Âdemoğlunun kalbine yavaş yavaş sızarak oraya yerleşmek ve kalbi tamamen kendi kontrolüne alarak Âdemoğlunu istediği şekilde yönetip yönlendirmek istemektedir. Bunun için de insanın kalbine bazı kapılardan gelmekte ve kalbe giden bir takım yolları bulunmaktadır. Eğer bu kapılar açık tutulursa, şeytanın kalbe nüfuz etmesi gayet kolaylaşır.

Bilinmesi gerekir ki kalp ve çevresi Rahman’ın melekleri ile İblis’in askerlerinin savaş meydanıdır. Her bir kalbin yanında bir melek ve bir de şeytan vardır. Melek sürekli kalbe hayrı ilham edip, onu hayır yollarına ve salih amellere teşvik ederken; şeytan devamlı kalbe şerleri ve kötülükleri fısıldayıp, çeşitli şüpheler ve şehvetlerle kalbi vesveselerle boğmaya çalışır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki şeytanın Âdemoğlun(un kalbine) bir dokunması vardır, meleğin de bir dokunması vardır. Şeytanın dokunmasına gelince, bu şerri va’detmek ve hakkı yalanlamak şeklindedir. Meleğin dokunması ise, hayrı va’detmek ve hakkı tasdik etmek şeklinde meydana gelir. Her kim buna mazhar olursa, bilsin ki bu [...]

BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN DÜNÜ BİLMEK GEREK

Bismillahirrahmanirrahim.
İslam topraklarına yönelik işgaller, Müslümanlar arasına ekilen fitne tohumları, katliamlar ve sürekli akan Müslüman kanı… Niçin bu zulümler, bu katliamlar, bu çaresizlik son bulmuyor?
Bugün İslam coğrafyasında yaşanan bu acziyet ve kargaşayı anlayabilmek için, dün’ü iyi bilmek gerekiyor. Şanı yüce Allah, 1435 yıl önce kaybolan tevhid inancını yeniden diriltmek ve insanlığa son bir uyarı olması için Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile İslamiyeti gönderdi. İslam dini çok kısa bir zamanda güç bularak fetihler yoluyla yayıldı. O dönemin iki süper gücünden biri olan büyük Pers imparatorluğu mağlup edilerek İslam’ın tevhid sancağı oralarda dalgalandı. İslam; daha henüz bazı sahabeler hayatta iken İstanbul’un surlarına kadar dayanıp o günün süper gücü olan Bizans imparatorluğunu tehdit eder konuma geldi. İslam’ın bu hızlı yükselişi ortaçağ döneminde ki Hıristiyan devletler ve tabii ki onların üzerinde nüfuz/otorite sahibi olan papazların hâkimiyetine karşı büyük bir tehdit oluşturuyordu. Böyle giderse pek yakında kilise’nin dolayısıyla papazların dünya üzerindeki [...]

KOMŞULUK HAKKI

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Hz. Cebrail aleyhisselam bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim.”

(Buhari, Edeb 28)

Ebu Şureyh radıyallahu anh şöyle dedi:

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki o iman etmiş olmaz! Allah’a yemin olsun ki o iman etmiş olmaz! Allah’a yemin olsun ki o iman etmiş olmaz!” Sahabeler: –Ey Allah’ın Rasulü! Bu iman etmiş olmayan kimdir? Dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: –“Komşusu şerrinden emin olmayan kimsedir!”

(Buhari, 13/6008)