21. SAYI (AĞUSTOS 2014)

  • Mahmut-varhan
    Permalink Gallery

    İSLAM KARDEŞLİĞİNİ PERÇİNLEYİP GÜÇLENDİREN UNSURLAR

İSLAM KARDEŞLİĞİNİ PERÇİNLEYİP GÜÇLENDİREN UNSURLAR

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdederiz ki, O şöyle buyurmaktadır: “Ve gerçekten sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız Benden korkun.” (Mü’minûn; 52) Bu ümmetin tek rehberi olan Muhammed Mustafa’ya, onun âline, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan ashabına ve kıyamete kadar güzellikle onlara tâbi olan tüm mü’minlere salât ve selam olsun.
İmdi; biz bu makalemizde en mukaddes bağlardan biri olan İslam kardeşliği bağını kuvvetlendirecek, iman kardeşliği binasını perçinleyip güçlendirecek unsurlardan bahsetmeye çalışacağız. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

1- Ümmet’i Muhammed’in Müntesipleri Olan Bizleri Kardeş Yapan Allah Azze ve Celle’dir.
Kardeşlerim! Kardeşlik bağının en sağlam kulpu ve kardeşlik binasının perçinleştirici harcı kalplerin muhabbetidir. Kalplerde hasıl olan en sağlam muhabbet de Allah için sevmektir. Kalbiyle Allah’ı ta’zim ve tebcil eden kimse, Allah’ın inşa ettiği bu uhuvvet bağının da şuurunda olacak ve gerektiği şekilde değerini bilecektir. İmandan neş’et eden bu mukaddes uhuvvet bağıyla bizi birbirimize bağlayan Allah [...]

KARDEŞLİĞİ ZEDELEYEN FAKTÖRLER

Hamd Yüce Kur’an da “Müminler ancak kardeştir”(1) buyuran Allah’a, salât ve selâm ise “Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”şeklinde buyurup bu hususun daha bir anlaşılır olması için iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetleyen efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun.
Bugün ümmet olarak bölük pörçük bir halde olmamızın ve Hz. Peygamber aleyhisselâmın da haber verdiği üzere çok olmamıza rağmen su üzerindeki çerçöp misali darmadağınık bir halde bulunmamızın en büyük sebebi Müslümanlar olarak bizlere emanet edilen hayat kitabımızdan ve Rasulümüz sallallahu aleyhi ve sellem’in yolundan ayrılmış olmamız ve bu ikisini kendimize rehber edinmememizdir.
Sahabenin radıyallahu anhum naslara mutlak teslimiyeti ve her emre “işittik ve itaat ettik” demeleri, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine sormuş olduğu en basit meselelere dahi “Allah ve Rasulü daha iyi bilir” demeleri, bir Hz. Ömer radıyallahu anh gibi Allah azze ve celle’nin ayetleri okunduğunda çokça duran “vakkaf” olmaları, [...]

  • Mustafa-Tatlı
    Permalink Gallery

    ARŞIN ŞAHİD OLDUĞU KARDEŞLİK BAĞI: ENSAR & MUHACİR KARDEŞLİĞİ

ARŞIN ŞAHİD OLDUĞU KARDEŞLİK BAĞI: ENSAR & MUHACİR KARDEŞLİĞİ

Allah azze ve celle’nin Hz. Muhammed’i peygamber olarak görevlendirmesiyle İslam daveti tekrar filizlenmeye başladı. Hz. Peygamber’in İslam’ı insanlara ulaştırmasıyla Mekke topraklarına atılan davet tohumları gönüllerde yeşerdi ve büyüdü. Mekke’de her kesimden insan Müslüman olmaya başlamıştı. Fakat davetin meyve verip tüm topluma yayılması için Mekke uygun bir zemin değildi. Mekke’de inen ayetler imanı, ahireti, cennet ve cehennemi işleyerek gönülleri Allah’a bağlamış, sıkıntılara ve zorluklara hazırlamıştı. Burada oluşan Müslüman topluluk, yeryüzünde İslam’ın yayılmasında büyük bir önemi olan hicretle verimli topraklara yayılmaya başlamıştı. İşte bu mukaddes topraklar Ensar diyarı Medine’ydi.
Muhacirler, imanlarını hayata aktarmak için mallarını, yakınlarını, yurtlarını bırakıp hicret etmişlerdi. Bu fedakârlıkları yapan Muhaciri Ensar tüm samimiyetiyle kucaklamış, onlara yurtlarını açmışlardı. Allah azze ve celle bu durumdan şöyle bahseder: “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih [...]

KARDEŞİN, YÜREĞİNİN NERESİNDE?

“Ey Allah’ın kulları kardeş olun!”diyordu ağzı cennet kokan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem…
Rabbinden aldığın emâneti hakkıyla yerine getirip, içinde bulunduğumuz her nimeti bize bildirdiğin gibi “Nasıl kardeş olunur”bunu da bize Sen öğret. Dilleri ve renkleri farklı olan insanları farklı pencerelerden bakmayı terkettirip bir araya toplayan, maneviyatı çökmüş Yesrib’i“nurdan bir şehir” hâline getiren Nebi! Kullanılan yanlış sözleri düzelten, hoşa gitmeyen isimleri değiştiren, hayatın her alanına ayrı ayrı sözler söyleyen ümmetini kıyâmet gelinceye kadar aydınlatan kandil! Yollarımızı, evlerimizi, pazar yerlerini, mescidlerimizi en önemlisi de kalplerimizi ve nefislerimizi temizlemeyi bize öğreten Tâhir!Günahkâr bir şekilde kapına gelene istiğfar edip doğru yolu öğrettiğin gibi bize de kardeşliği öğret.
Yâ Rasûlallah! Bir gün, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, el ele tutuşmuş geliyorlardı. Bu samimi manzarayı seyredip de yanındaki sahabeye, “Nebiler ve rasûllerden başka, bütün önceki ve sonrakilerden cennetlik olanların kemâl çağına erenlerinden iki büyüğüne bakmak isteyen, şu gelenlere baksın!” buyurmuş, sonra da onları birbirine kardeş [...]

FARKINA VARILMAYAN NİMET: KARDEŞLİK

Ebu Musa el-Eşari radıyallahu anh, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Salih olan meclis sahibinin ve kötü olan meclis sahibinin misali, ancak, misk taşıyan kimse ile körüğe hava veren kimse gibidir. Misk taşıyan kimse ya miskinden sana verir ya da ondan misk satın alırsın veya onda bir koku hissedersin. Körüğe hava basan kimse ise ya senin elbiseni yakar ya da onun üzerinde çirkin bir koku hissedersin.” (Buhari ve Müslim)
Bugün kendilerine pek rastlayamadığımız ancak bir zamanlar camilerin köşelerinde güzel kokular satan yaşlı amcalarımıza şahit olurduk. Onlar hem cami içinin hem de dışının süsleriydi…Ak sakallı, güler yüzleriyle kalplerdeki sevgiyi üzerlerine çekerlerdi. Onların ellerinde küçük tüplere koku aktardıkları şırıngaları olurdu. Orada bulunanların dikkatlerini kendi üzerine çekmek için güzel kokuları etrafa saçarlardı. Camiden çıkan, yoldan geçenler kendi istekleriyle, kendi iradeleriyle koku satın alırlar ya da alışveriş niyeti taşımadan bu zat-ı muhteremin tezgahında ne satılıyor diye yanaşırlarda onlarda cömertliklerini gösterip ya elinize ya da [...]

  • Nedim-Bal
    Permalink Gallery

    EMPERYALİZM VE SİYONİZMİN YAKALADIĞI DAMAR; TEKFİRCİLİK

EMPERYALİZM VE SİYONİZMİN YAKALADIĞI DAMAR; TEKFİRCİLİK

Bismillahirrahmanirrahim
“Eğer Mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri haddi aşarak diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldırana karşı savaşın. Eğer dönerlerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın.” (Hucurat; 9)
Ebu Said El-Hudri radıyallahu anh şöyle dedi:
“Ali radıyallahu anh Yemen’deyken Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e henüz toprağından tasfiye edilmemiş altun cevheri göndermişti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu altun cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı; Akra’ubnu Habis el-Hanzali, Uyeynet’ubnu Bedr el-Fezali, Alkamet’ubnu Ulase, sonraki ya Kilab oğullarından biri olan Zeydu’l-Hayl et-Tai, yahutta Nebhan oğullarından biri.
Kureyş’ten bazıları bundan öfkelendi ve:
−Bizleri bırakıp Necd’in büyüklerine mi veriyor? dediler.
Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
−‘Ben bunu ancak onları İslam’a alıştırmak için yaptım’ dedi.
Daha sonra gür sakallı, yanağının iki elmacığı çıkık, gözleri içine gömülü, alnı yüksek, başı tıraşlı bir kimse geldi ve:
−Ey Muhammed! Allah’dan kork, dedi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:
−‘Eğer ben Allah’a isyan edersem, artık kim O’na itaat eder [...]