• Tefsir Dersleri • TEFSİRE GİRİŞ

Kur’an, Allahu Teâlâ tarafından Cebrail aracılığı ile Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e Arap diliyle indirilen;
Mushaflarda yazılı olarak tevatür yoluyla bizlere ulaşan;
Ancak kendisinin okunması ile namaz sahih olan;
Sadece okunması dahi ibadet kabul edilen;
Bir bölümünü bile inkâr eden kâfir sayılan;
Ve İslâm şeriatının temel kaynağı olan ilahi ve kutsal bir kitaptır.
Kur’an’a Ait Bir Kısım Özellikler:
Aşağıda sayılacak özellikleri taşımayan herhangi bir metne Kur’an adı verilemez.
1. Kur’an-ı Kerim’in Hem Lafzı, Hem Manası Allahu Teâlâ Katındandır:
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ise, sadece O’nu Allahu Teâlâ’dan geldiği gibi, aynen tebliğ etmiştir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim lafızları değiştirilerek mealen rivayet edilemez. Mesela, Kuran-ı Kerim’deki “zalimane” manasına gelen “dîza” kelimesinin yerine aynı anlamdaki “caire” kelimesi kullanılamaz. Yine Kur’an-ı Kerim’in herhangi bir tefsirine Kur’an-ı Kerim denilemez.
2. Kur’an-ı Kerim Peygamber Efendimize Arapça Lafızla ve Arap Üslubu ile İnmiştir:
Allahu Teâlâ; “…Biz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça bir Kur’an [...]

İHTİLÂFIN KISIMLARI VE ÂDABI

Bizleri tevhid ehlinden kılan, Ehad ve Samed olan Allah Teâlâ’ya sonsuz hamd ve senâlar olsun. Peygamberlerin seyyidi ve muvahhidlerin rehberi olan Peygamber’i Zişan efendimize, onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun yoluna tâbi olan mü’minlere salât ve selam olsun.
Allah Azze ve Celle: “Hepiniz, toptan Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın” (Âl-i İmrân: 103) buyurarak biz müslümanlara Allah’ın şeriatı etrafında tek bir halka oluşturmamızı, birlik ve beraberlik içerisinde bulunmamızı emretmiş; parçalanıp ayrılmayı, bid’at ve hurafelere saplanarak bölünmeyi bizlere kesin bir şekilde yasaklamıştır.
Bizler de bu makalemizde hangi ihtilaf türlerinin yasaklanan ihtilaf olduğunu, hangi ihtilaf türünün de bu yasağa dahil olmayıp meşrû olduğunu beyan etmeye çalışacağız. Sonra da meşrû olan ihtilafın usûl ve âdabını beyan edeceğiz. Tevfik’i ilâhinin bizlere karin olmasını niyaz ederiz.
İhtilâfın Kısımları ve Her Bir Kısmının Hükmü
Biz genel olarak insanlar arasında meydana gelen ihtilafları dört kısma ayıracağız:
1- Dinlerde meydana gelen ihtilaf. İslam’ın dışında kalan bütün dinlerin [...]

İHTİLAFA DEĞİL TEFRİKAYA HAYIR

İhtilaf ve tefrika; Allah’a iman ederek tağutları reddeden ve yeryüzünde Allah’ın dinini hakim kılma uğruna ömürlerini bu yola adayan muvahhid davetçi kardeşlerimizin akıl ve yüreklerini en çok zorlayan, onları üzen ve hatta karamsarlığa sevk eden ciddi bir meseledir.
Bu durum, ömürleri boyunca ittifaklara değil, ihtilafların sonucunda tefrikalara (ayrışmalara) şahit olan ihlaslı kardeşlerimizin davet hususunda çalışma aşk ve azimlerini kırmaktadır.
Farklı camaatlere ve mezheplere mensup olan ihlaslı kardeşlerimiz, “İslami eğitim” programlarına “ihtilaf ve ihtilaf ahlakı” gibi konuları almadıkları, bu meselelerdeki  İslami söylem, tavır ve ahlakın nasıl olması gerektiğini bilmedikleri için hem kendilerini, hem içinde bulundukları taplulukları hemde ümmeti gereksiz yere yormakta, kişiler ve cemaatler arasına husumet, dargınlık ve kin girmektedir.
İslami hareketlere mensup olan davetçi kardeşlerimiz, zihinlerinde bu meseleyi çözmek ve  bir ihtilaf ahlakı prensibiyle hareket etmek zorundadırlar.
Tevhid ehli müslümanların birbirlerinden ayrışmayı gerektirecek ihtilaflar ile birbirlerinden ayrışmayı gerektirmeyecek ihtilafları öğrenmesi ve bu farkları iyice kavraması gerekmektedir.
Çünkü ihtilaf ahlakı [...]

  • Ali-Yücel
    Permalink Gallery

    CAHİLLERİN İHTİLAFI YÂ DÂ RAHMETİN ZAHMETE DÖNÜŞMESİ

CAHİLLERİN İHTİLAFI YÂ DÂ RAHMETİN ZAHMETE DÖNÜŞMESİ

Allah (azze ve celle) kendisine kulluk yapsınlar diye yaratmış olduğu insanların içerisinden hakiki manada iman edenleri kardeş ilan etmiş, aralarında şefkatli ve merhametli davranmaları gerektiğini sahabelerin şahsında müslümanlara emretmiş ve öğretmiştir. “Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler…”(1) Müslümanların bu birlik ve beraberliğini pekiştirecek yumuşak huyluluk, affedicilik, öfkeyi yutma gibi erdemlere salih kullarını irşad etmiştir. “O takva sahipleri ki …öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.”(2) Kardeşliklerine halel getirecek, aralarına ayrılık ve ihtilaf sokacak, birbirlerine küstürüp nefret ettirecek davranışları da yasaklamıştır. Gıybetin, iftiranın, yalanın, lakap takmanın, alay etmenin vb. fiillerin yasaklanmasının en önemli sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Allah (celle celâluh), kendisine kul olmaya çalışan Müslümanların bir olmasını; namazı, haccı, cihadı ve başka bir çok İslam müessesesini hep birlikte ayakta tutmalarını istemiştir. Kendi habl-i metinine, sapasağlam kulpuna fert olarak değil topluca sarılmak gerektiğini beyan etmiş, ayrılığı yasaklayıp nehyetmiştir. “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın, [...]

İhtilaf Değil İttifak Zamanı

— “Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da zaafa düşersiniz ve rüzgârınız gider. Sabredin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)

— “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Ali İmran, 103)
Bu ayetlerin muhatabı olan Müslümanların durumu öncelikle iki kısımda ele alınması gereken meselelerdendir.
Birinci olarak bu ayetin ilk vahiy erleri kabul edilen sahabeler üzerinde ortaya koyduğu etkidir ki, bu günün dava erlerinin kendisinden uzak olduğu en önemli değerlerdendir. Yüce Allah müslümanlara düşmanla savaş sırasında sebatı, onların vuruşmalarına (hücumlarına) sabrı, kaçmamalarını, geri dönmemelerini, korkak olmamalarını, bu halde Allah’ı zikretmelerini, O’nu unutmayıp bilakis O’ndan yardım dileyip O’na güvenmelerini, düşmanlarına karşı [...]

ŞAPKA İNKILÂBI ve TOPLUMSAL ÇÖZÜLME

1920 ve sonrası, Türkiye Müslümanları için büyük sabır gerektiren hadiselerle doludur. Nitekim ülkede Cumhuriyet’in ilanından sonra ciddi yenilikler yapılmaya başlandı. Halkın konuştuğu dil değiştirildi. Önemsediği ve benimsediği pek çok şey ortadan kaldırıldı. Bunlar “devrim” adına yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınması, ilerlemesi için bunların yapılmasının gerekli olduğu söylendi.(1)
1924 yılı ve sonrası Türkiye’nin iç politikasına baktığımız zaman devlet erkânı arasında da ciddi ayrışmaların meydana geldiğini rahatlıkla müşahede edebiliyoruz. Nitekim 1924 Türkiyesi’nde iç politikada bir kaos ortamından söz edilebilir. Çünkü Milli mücadelede oluşan beraberlik yavaş yavaş dağılıyordu. Mustafa Kemal ile çalışan birçok askerî kişilik, Kemalist yeniliklerle beraber yolların da ayrıldığını hissediyorlardı. Böylece birlik safından muhalefet safına geçiyorlardı.(2)
Yapılan yenilik hareketleri, elçiler aracılığıyla dış basında da yankı bulmuştu. Örneğin; Amerikan gazetelerinden biri olan ve Boston’da çıkan bir gazete, “Türkiye kültür savaşı veriyor” başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Şunları yazıyordu: “Türk toplumu çetin bir kültür bunalımı geçirmektedir. Türkler Ortaçağ İslam uygarlığını bırakıp çağdaş uygarlığı benimsediler. [...]