AHDE VEFA VE EMANET İMANDANDIR

Emanet’i kübrayı insanlığa yükleyerek mü’minleri saâdet ehli ve kâfirleri de şakâvet ehlinden kılan Allah Teâlâ’yı her türlü noksanlıktan tenzih ederim. Daha bi’setinden önce el-Emin sıfatı ile tanınan Hz. Mustafa’ya, onun vefakâr ve emanet ehli olan âline, ashabına ve etbâına salât ve selam olsun.
Değerli müslüman kardeşlerim, Allah Teâlâ’nın kitabında ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnet ve siyretinde en fazla üzerinde durdukları hususlardan biri de ahde vefa ve emanete riâyet etme mevzusudur. Allah’ın dinine davet edecek insanlar için bu mevzu o kadar önemlidir ki, bu özellikler davetçilerde bulunmadığında davetleri hiçbir meyve vermez. Bu özellikleri hakkıyla nefislerinde bulunduran davetçilerin davetleri ise, her zaman olgun meyveler vermiştir. Âdeta davetlerinin başarılı olması veya başarısızlığı bu özelliklere sahip olup olmamaları ile orantılıdır. İşte bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ’nın inayeti ve terbiyesi ile davetçilerin rehberi olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, daha cahiliyye döneminde bile Muhammedü’l-Emin sıfatı ile meşhur olacak kadar ahdine vefalı ve [...]

AHDE VEFA’NIN ZİRVESİ SAHÂBE’NİN BİATLERİ

İslam bir bütündür, onu yaşamak her zaman ve mekânda şüphe götürmez bir vecibedir. Müslüman kimliğine sahip olduktan sonra her anımızı onunla geçirmeli ve onunla son bulmalıyız. Müslüman bireyin, hayatı boyu sözünü tutması gereken en önemli yemini imanıdır. Ve bu imanı koruma çabası ahde vefanın bir göstergesidir. Bu sebeple Müslümanın sahip olduğu ahlaki özelliklerden biri de ahde vefadır. Rabbine, kendisine, ailesine ve daveti ulaştırdığı tüm insanlara karşı kendini sorumlu hissetmesi, ahdine sadık olması demektir.
Kendilerini örnek aldığımız ve almaya çalıştığımız sahâbilerin Hz. Peygamber’e yaptıkları biatler, ahde vefaya verilebilecek en güzel örneklerdendir. Misallere geçmeden önce biat terimini kısaca açıklamak yerinde olacaktır. Kelime olarak, söz vermek, vaatte bulunmak ve verilen sözü el sıkarak kuvvetlendirmek anlamına gelen biat; Allah’ın ve Rasulü’nün emir ve yasaklarına kesinlikle itaat ederek İslam’ı bütünüyle yaşamaya söz vermektir. Biat kelimesinin salt anlamında satın almak anlamı vardır. Biat yapıldıktan sonra el sıkma da buradan gelmektedir. Yani biat karşılığı va’d edilen [...]

AHDE VEFA ZAMANI

Ahd: Hem yemin, hem de kesin söz verme anlamındadır. Yemin, ahdin dinî yönünü, söz verme ise, ahlâkî boyutunu ihtiva eder.
Vefa: Sözünde durmak, ödemek anlamındadır.
“Sözünde durmak, verdiği sözlere ve yaptığı antlaşmalara bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak” anlamlarına gelen “ahde vefâ” İslam ahlâkının en önemli ilkelerinden biridir.
Allah ile insanlar arasında birçok ahidler vardır. Allah’ın insanlardan aldığı ilk ahid, onların zürriyetlerini Hz. Adem’in sulbünden alıp kendi ulûhiyetini tasdik ettirmesidir.
Nitekim AllahuTeâlâ: “Bir de Rabbin, Ademoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediği vakit, “Pekala Rabbimizsin, şahidiz” dediler. (Bunu) kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu.” demeyesiniz diye (yapmıştık).”1 Buyurarak yaratılmışlığın sebeb-i ilahiyesini ve verilen söze uymanın gerekliliğini belirtmiştir.
Kur’ân’da ahde uygun hareket edilmesi imândan sayılmış, Allah ile yaptıkları antlaşmaya sadık kalanlara büyük ödüller vaad edilmiştir;
“Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden [...]

MÜSLÜMANLAR İÇİN HİCRETİN ÖNEMİ

İslâmî literatürde yer aldığı şekliyle hicretin gayesi, Müslümanlar için huzur ve güven ortamını tesis etmek, davete uygun yeni bir merkez oluşturmak, İslâm toplumunu özgür ortamda kendi başına karar verebileceği bir sosyal dokuya, bir millet yapısına kavuşturmaktır. Dolayısıyla Medine’ye, hicretin Müslümanlar için bir kaçış, bir sığınma düşüncesinden kaynaklandığı söylenemez. Elbette hicrette Müslümanların Mekke’de karşılaştıkları dayanılmaz işkence ve tazyikten kurtulma ve güvenli bir ortama intikal etme arzuları da söz konusudur. Ama indirgemeci bir yaklaşımla hepsini sadece buna irca etmek, hicreti bütünüyle anlamamak demektir.
Çünkü hicret, Müslümanlar için son gaye değil, esas hedeflere ulaşmak için bir plânlama dönemi sayılır.
Bu mânâda hicret, okun hedefini bulmak için yola çıkmadan önce yayın gerilme ânını temsil eder.
Bir başka açıdan ise; şâyet hicret, kuru bir göçten ibaret olsaydı, Mekke ve çevresindeki müşriklerin, Müslümanları rahat bırakmaları gerekirdi. Hâlbuki gerek Habeşistan, gerekse Medine Muhâcirleri, hicretten sonra da müşriklerce sürekli rahatsız edilmişlerdir. Çünkü onlar, Müslümanların, hicret diyarında güçlenerek [...]

  • Ali-Yücel
    Permalink Gallery

    MÜBTELA OLDUK HER TÜRLÜ ZEVK-Ü SEFAYA RİAYET KALMADI AHDE VEFAYA

MÜBTELA OLDUK HER TÜRLÜ ZEVK-Ü SEFAYA RİAYET KALMADI AHDE VEFAYA

Allah (azze ve celle) kudretiyle insanoğlunu yaratmış, sayılamayacak nimetleri emrine amade kılmış ve ibadet ile mükellef tutup kendisinden ahit/söz almıştır. “Ey Âdemoğulları! Şeytana kulluk yapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size ahit vermedim mi?”1 Allah’ın emirlerini yerine getirip fıtratına uygun davrananlar olduğu gibi O’na isyan edip yaratılış fıtratına muğayir davrananlar da olmuştur. Ahdine sadık olanlar yeryüzünü ihya ettiği gibi vefasız davrananlar da yeryüzünü meşgul edegelmişlerdir. “Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler”2 buyruğunda ifade edilen misaka ve ahde imtihan dünyasında vefalı davrananlar, kulluk görevini tam manasıyla yapmaya çalışanlar Allah’ın insanı sorumlu tuttuğu emanet-i kübraya ihanet etmemiş buna mukabil hıyanet içerisinde bulunan hasta ve bozuk fıtratlılar ise bir zamanlar ikrar edip kabul ettikleri ahde ve söze sadakatsiz davranmakta beis görmemişlerdir. Nuh, Âd, Semud, [...]

SÖZLERİN EN BÜYÜĞÜ

Bismillahirrahmanirrahim
Allah ve Rasulüne iman edip emirlerine itaat eden, salih amellerle meşgul olup şirk, küfür ve günahlardan sakınan HAK ehli ile tağutlara iman edip onların emirlerine itaat eden şirk ve küfür içinde bulunup günahlarla meşgul olan Batıl ehlinin mücadelesi kıyamet gününe kadar devam edecektir.
Şanı yüce olan Allah, razı olduğu ve kendilerini razı edeceği HAK ehlinin  üstün özelliklerini bizlere açıklamaktadır.
“Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar.” (Rad:20)
Ahid; söz vermek, yemin etmek, ittifak kurmak, bir şeyi korumak anlamlarında kullanılan İslami bir kavramdır.
Ahid muhatapları açısından üç kısma ayrılır:
1- İnsanların yüce Allah’a verdikleri ahid:
Bu, insanoğlunun kendisini ve kainatı yoktan var ederek yaratan yüce Allah’a verdiği iman, teslimiyet ve kulluk sözü/ahdi’dir.
“Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sülblerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.” (Araf:172)