Zamâna Yenik Düşen Müslümânlar!

Es-selâm diyorum O günlerin hasretini çekenlere…

Sonbahar da yaprakların birer birer düşüp yerleri süslemesiyle buz kütlesini andıran ömürlerimiz de bu seyrî tâkip etti. Daha dün gençliğin baharındayken şimdi ‘gençlikte gümledi gitti’. Kardeşim! Can dostum! Gaflet yumakları bir türlü etrafımızdan çekilmiyor ki biraz mâziye dalalım, asr-ı saadete gidip, onun pınarından kana kana içelim. Yeryüzünde yürürken gönüllerimizi Süreyya’ya takalım, uzaklardan gelen o nebevî atmosferi soluyarak ‘acziyet’le yoğrulmuş bedenimizi bir Ammar’ın, bir Ali’nin, bir Suheyb’in duyduğu özlemle birleştirelim.

Zamân çok değişti. Nerede o 50-55 derece sıcaklığın altında, kumların, açlığın ve susuzluğun içerisinde imân kokan sahra çölleri. Nerede bilgisayarlı, tabletli, akıllı telefonlu teknoloji yumağı içerisinde cehennem dehlizleri.

Onlar saadetli bir asrın umut yolcularıydı. Onlar Muhammed aleyhisselam’ın en güzîde ashâbıydı. Zamân onların umrunda bile değildi. İmânlarını asla değişkenliğe terketmiyor, gözlerini cennetten ayırmıyorlardı. Nesi vardı ki Mekke’nin!? Herkesin bildiği o meşhur yılların insanı olarak yaşadılar. İklimleri sert ve kuru, sıcaklığı etrafı yakıp kavuruyordu. Karınlarını doyuracak kadar yemek asla [...]

=3 Medyatik Kuşatma ve Müslümanlar

Giriş
Önceki iki yazımızda, medyanın küresel ölçekte bir kontrol ve denetim mekanizması olarak ne şekilde kurgulandığı ve işlev gördüğü üzerine mülahazalarda bulunmuş, tarihin hiçbir döneminde rastlamadığımız görsel kuşatmanın hâkim bir görsel kültürün yayılmasına zemin hazırladığını ve böylelikle toplumların değer, inanç ve erdemden uzak bir gösteri/ş toplumuna dönüşebildiğini ifade etmiştik.
Bu yazımızda ise, artık bir ihtiyacın karşılanmasından çok daha farklı anlamlar ihtiva eden tüketim olgusuna ve küreselleşme süreçleriyle önüne çıkan, sınırları aşarak pervasızca yaygınlaşan tüketim endüstrisine ilişkin genel bir çerçeve çizmeye çalışacağız. Bu bağlamda, tüketim endüstrisinin şekillendirdiği bu kültürel yapıyı tüketim kültürü olarak adlandırırken, bu kültürün derinlemesine nüfuz ettiği ve dönüştürdüğü toplumsal yapıyı da tüketim toplumu olarak adlandıracağız.
Tüketimin Modern Tarihi Üzerine
Aslı itibariyle değerlendirildiğinde tüketim, geleneksel anlamda ihtiyaçların giderilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir edim olarak görülebilir; ancak, “tüketim” kelimesinin “kültür” kelimesiyle bir araya gelerek kullanımı hiç şüphesiz modern zamanlara özgü bir yaklaşımı imler. Yani tüketimin, bir ihtiyaç olmaktan çıkartılarak, suni [...]

Karanlıklardan Aydınlığa

Deso Dogg: “İslâm’ı kimse durduramaz”
Gerçek adı Denis Mamadou Cuspert olan Alman Rap Şarkıcısı 1975 yılında Almanya’nın Berlin şehrinde doğmuştur. Annesi Alman, babası ise Gana’lıdır. 2010 yılında İslam ile tanışan Rap Şarkıcısı Abu Talha al Almani adını almıştır. Almanya da yaptığı konuşmalar ve Kutsal Savaş (Cihad) çağrıları nedeni ile takip altında tutulmuştur ve Almanya dışına çıkması yasaklanmıştır. 2010 yılında İslam ile tanıştıktan sonra müzik kariyerini bitirdiğini belirterek Afganistan, Irak, Çeçenistan ve Somali’deki Mücahidlerin zaferi için dua ettiğini belirterek Alman Berlin Şehrini Küfür Metropolü olarak adlandırmıştır ve Alman toplum ve medyası tarafından tepkiler almıştır. Müzik kariyerine son veren al-Almani Müslüman olduktan sonra İslami Neşitler söylemeye devam etmiştir. Birçok defa göz altına alınan al Almani 2012 yılında ülkesini terk etmiştir. 2013 yılı Ağustos ayında Suriye’de Nusret Cephesi saflarında Beşar Esed güçlerine karşı savaşırken görüntüleri ortaya çıkmıştır (Kaynak: www.wikipedia.org)
2012 yılında Abu Talha al Almani ile Alman ZDF Televizyonun yaptığı röportajdan [...]

İSA (aleyhisselamın) ÜMMETİ GİBİ YAPIN

“Haberiniz olsun, iman çarkı (ilelebet) dönecektir. Bu çark her nerede dönüyorsa Allah’ın kitabına uygun olarak döndürün. Haberiniz olsun Sultan ve Kitab birbirinden ayrılacaktır. Sakın sakın siz kitaptan ayrılmayın. Haberiniz olsun, başınıza öyleleri reis olarak geçecek ki onlara itaat etseniz sizi dalalete ve sapıklığa atarlar, itaat etmeyip isyan etseniz sizi öldürürler. Orada bulunanlardan biri sorar: ‘ey Allah’ın Rasulü! Peki ne yapalım?’ Rasulullah şöyle cevap verir: ‘İsa’nın ümmeti gibi yapın. Onları ateşe attılar, testere ile biçtiler (fakat dinlerinden vazgeçmediler) Allah’ın itaati uğruna ölmek, Allah’a isyan içinde yaşamaktan daha iyidir.” (Ebu Heysemi; İbni Hacer el-Askalani)
Allah (c.c), nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i Kitabı Kuran-ı Kerim ile terbiye etti. Bilmediklerini gökten indirdiği vahiyle ona öğretti. Ahlakını yine bu kitab ile kemale erdirdi ki müminlerin annesi Hz.Aişe’ye onun ahlakını soranlara cevabı çok açıktı;”Siz hiç Kuran okumaz mısınız? Onun ahlakı Kuran’dı.”
Allah Rasulü hayat bulduğu kitab ile hayat kurtarmaya başladı. Sahabelerini olgunluğa Kuranla [...]

Ömer Muhtar (1858-1931)

Hamd; topluluklar içinden her asırda kandil gibi insanları ortaya çıkarıp, onlar vesilesiyle kullarına yol gösteren, Allah’a mahsustur. Salat ve selamların en güzel ve en temiz olanı âlemlere rahmet, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen kâinatın güneşi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in, ashabının ve kıyamete kadar nübüvvet kandiline yapışan kulların üzerine olsun.
MÜCADELE İLE GEÇEN BİR ÖMÜR;
Ömer Muhtar; ileri seviyede dini birikime sahip, kesin tavırlı bir huyu olan, dine ait hiçbir şeyi ihmal etmeyecek ve dinini her hangi maddi bir menfaat karşılığında satmayacak kadar üstün bir kişiliğe sahiptir. Hayatı boyunca hiçbir çıkar peşinde koşmayan bu örnek şahsiyetin her çağın toplumuna kazandıracağı değerli erdem ve tavırlarının bulunduğu aşikâr bir gerçektir. Ömer Muhtar kendisinden sonra çağa iz bırakan bir şahsiyettir.
DOĞUMU, YETİŞMESİ VE EĞİTİMİ;
Libya’daki cihadın öncüsü ve sembolü Ömer Muhtar, 1858 yılında Libya’da Barka sınırları içinde kalan defne bölgesinin Batman kasabasında, Muhtar b. Ömer isimli bir babanın ve bint [...]

İSTİKLÂL MAHKEMELERİ: KURULUŞU VE ÇALIŞMALARI

İstiklâl Mahkemeleri, kuruluşu itibariyle masum bir görüntüye sokulmaya çalışılmakta olan, başlangıcı itibariyle de Ankara’da kurulmuş olan TBMM hükümetinin cephe dışında güvenliği sağlamak amacıyla oluşturduğu bir yapıdır.
29 Nisan 1920’de çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu, bu mahkemelerin fikirsel olarak oluşumunu sağlayan ilk adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki, nedir bu mahkemelerin esas amacı? Nerelerde kurulmuş ve kimler hakkında nasıl hükümler verilmiştir? Bu soruların cevaplarını şimdi açıklamaya çalışalım.
Kurulmakta olan yeni bir devletin ayakta durmasını bir şekilde sağlamak gerekiyordu. Bu da ancak caydırıcı bazı yöntemlerle gerçekleşebilirdi. İstiklâl Mahkemeleri de yeni rejimin vücuda getirdiği esaslı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mahkemeler TBMM’nin 11 Eylül 1920’de kabul ettiği bir kanunla kuruldu. Bu kanunun esas adı “Firariler Hakkında Kanun”dur. İstiklâl Mahkemeleri de bu kanunun bünyesinde teşekkül etmiştir. Kanunun ilk maddesinde belirtilen İstiklâl Mahkemeleri’nin görev alanı firar olaylarıyla sınırlı kalıyordu. Bu haliyle İstiklâl Mahkemeleri bir nevi özel mahkeme gibi oluşmuştu. Fakat bu mahkemeler, Ankara’da oluşturulmuş [...]