ZARURÂT-I DÎNİYYE’DEN OLAN MALIN KORUNMASI

Hamd, “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip-beğendim.”[1] buyurarak en mükemmel nizam olan İslâm’ın tüm beşeriyet için çözüm yolu olduğunu bildiren Yüce Rabbimize;

Salat ve selâm, “Müslümanlardan her kim, malını muhafaza uğrunda öldürülürse şehiddir. Her kim canını savunma uğrunda öldürülürse şehiddir. Her kim dinini müdafaa yolunda öldürülürse şehiddir. Her kim ehlini ve namusunu korumak için öldürülürse şehiddir.” [2] buyurarak himaye altına alınmış olan hakları ve bunların muhafazası uğruna yapılması gerekenleri beyan eden Rasûlullah aleyhisselâm’a;

Allahu Teâlâ’nın sonsuz keremi ile ihsanı ve afv-u mağfireti de bu dinin yaşanması ve muhafazası uğruna gayret gösteren müminlerin üzerine olsun.

İslâm dini, kendisine boyun eğen insanların canlarını, mallarını, ırz ve namuslarını, akıllarını himayesi altına almış ve böylece müminlerin birbiriyle kaynaşıp tek vücut haline gelen faziletli bir toplum ve numune bir ümmet oluşturmalarını sağlamıştır. Bu dine gönül verenler, ihanet yapmazlar, yalan söylemezler, Müslüman kardeşlerini sahipsiz bırakmazlar, canına kastetmezler, ırzına saldırmazlar, malına göz [...]

DİN EMNİYETİ İSLAM’IN GÜVENCESİNDEDİR

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’ a, onun ailesine ve ashabına olsun.

Din sözlükte, mesuliyet, itaat, ibadet, örf, adet, hüküm, sevgi, hesaplaşma gibi anlamları içermektedir. Tüm dinleri tanımlayacak olursak “Hayatın nasıl yaşanacağı hususunda benimsenen düşünce, inanç, ilke ve değerler toplamıdır.” Bu tarif belirtildiği üzere hak ve batıl dinleri gözetmeksizin yapılmıştır. Ancak Allah katında makbul olan dini şu şekilde tarif edebiliriz; “Allah tarafından konulan ve vazifelendirdiği peygamberler vasıtasıyla akıl sahibi insanlara tebliğ edilen, onlara dünya ve ahirette saadet yolarını gösteren hayat nizamıdır.”

İnsanın beş zaruri maslahatından biri olan din, ehemmiyeti açısından diğer zaruri etkenler olan can, akıl, ırz ve mal maslahatlarından daha önce gelmektedir. Bunun sebebi de dinin hayatın varoluş sebebi olmasındandır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ben cinleri ve insanları yalnız Bana kulluk etsinler diye yarattım.”[1]

Bununla beraber muhafazası elzem olan bu beş zaruret birbirini tamamlar mahiyettedir. Aslında hem dünyanın hem de ahiretin saadeti, bu zaruretlerin tahakkuku ile meydana [...]

NAMUS EMNİYETİNİN ÖNEMİ

Namusların emniyeti nesillerin çobanlarına emanettir. Nesil çobanlığı zor, ancak kazancı çoktur. Nesillerimiz üzerinde her ferdimiz çobandır. Birtakım çevreler beğenmeseler de bizler Müslümanlar olarak namuslarımızın bekçileriyiz. Namuslarımızın bekçiliğini yapmayacağız da şu fani dünyada beton yığınlarının, tükenecek malların, telef olacak israflı yaşamların bekçiliğini mi yapacağız? Bugün namuslarının bekçiliğini yapmayanlar huzur evlerinde neyi beklemektedirler? Namus emniyeti ahlakın sigortasıdır. Sigortası olmayan ahlaklar kısa sürelidir. Eninde sonunda yüksek enerji sonucu patlamaktadırlar. İslam namus emniyetini sağlayarak önce fertte, sonra ailede ve daha sonra toplumdaki ahlaki bozulmaların önüne geçmektedir.

İslam, insanoğlunun dünya hayatında huzurlu bir yaşam sürmesi için uygun zemini hazırlayan bir dindir.  Aynı zamanda İslam, insanı dünya hayatından, ahirete uzanan yolcuğunda takip edilmesi gereken yolun istikametini de göstermektedir. Bu doğru istikamette yol alırken elbette emniyet için önlemler alınmalıdır. Bu durum tıpkı şu misale benzer; bir aile, yolculuğa çıkmak için hazırlık yapmaktadır. Bir şehirden başka bir şehire gidecektirler. Bu yolculuk sırasında elbette ki tehlikeler olasılıklar dâhilindedir. Bu [...]

İSLAM’DA AKIL EMNİYETİ

İnsan yeryüzünün halifesi olarak kabul edilmiş ve kendisini üstün kılan akıl nimeti sayesinde diğer varlıklar arasından sıyrılarak şerefli bir konuma yerleşmiştir. Ne var ki, kan dökme ve yeryüzünde fesat çıkarma tabiatından bağımsız düşünülemeyen insanoğlu kendisini kıymetli kılan akıl nimetini Allah’ın celle celâluhu istediği doğrultuda kullanmayarak şirkin ve küfrün çıkmaz sokaklarında heder etmiştir. İnsanoğlunun çizgiden saptığı bu noktada devreye giren peygamberler ise onları her daim aklıselime davet etmişler ve bu minvalde kendilerine indirilen hakikatleri tebliğ edegelmişlerdir. Zira haktan sapan kitlelerin tekrar hakka dönmesi ancak akıllarını dumura uğratan amillerden sıyrılıp temiz bir akıl ve fıtrat ile imana yönelmeleriyle mümkündür. Şurası bir gerçek ki; İslam imanın nurunu görebilmeyi Müslümanca bir akletme ameliyesine bağlamaktadır. Çünkü akıl da iman da aynı merkeze bağlanmakta ve ortak bir şekilde beslenmektedir. Bahsi geçen merkez ise en nihayetinde kalptir. İslam ulemasının cumhuruna göre akıl kalbin bir melekesi durumundadır.  İşte bu açıdan temiz akıl ve hakiki iman sanıldığı gibi [...]

ÜMMETİN HAMİSİ HALİFE II.ABDÜLHAMİD (I)

Hamd, yerin ve göğün yaratıcısı olan, gücün ve kuvvetin gerçek sahibi Allah Teâlâ’yadır. O ki; vaadini yerine getirendir. Salat ve selam, Efendimiz, komutanımız Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ailesi ve ashabına olsun…

Adalet, insanlar arasındaki düzenin temelidir, adaletin de temeli, merkezi ve ana kaynağı Din-i Mübin-i İslam’dır… Bu düşünce yapısını hayatına şiar edinmeye çalışan ve bu doğrultudan sapmayan II. Abdülhamid rahmetullahi aleyh İslam dünyasının, İslam Hilafetinin mihenk taşlarından biri olmuştur.

Halife II. Abdülhamid rahimehullah’ın dönemine geçmeden önce Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu izah etmek yerinde olacaktır. Kırım savaşı sonrası devletimiz iyice geriye gitmeye başladı. Topraklarımız birer birer kıdemli sömürücüler tarafından işgal edilmeye başlandı. Bunun yanı sıra eğitimde Avrupai usullere göre değişiklik göstermişti. Bu da şimdiye kadar İslam ümmetinin payitahtı olan bu topraklarda ki insanların zihinlerini ve fikirlerini kirletmişti. Daha önceden vurguladığımız, şu anda da vurgulayacağımız şu söz tecellisini bir kez daha gösterdi. “Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını sallar…” bu topraklardaki [...]

SABIR NURUN VE CENNETİN OLSUN EY KARDEŞİM!

Ruhumuz yürüsün saadet asrına doğru… Tam yanı başımızda belirsin Ümmü Süleym’in o dik duruşu… Sesleniyor sabır örneği, aceleci fıtratına… Akşam ruhunu teslim eden evladının saklıyor ölüm haberini eşinden… Direniyor, sabrediyor, sıkıyor dişini… O haldeyken bile düşünüyor eşini…

Alıştırarak anlatıyor. Kocasını, evladının bir emanet olduğuna ikna ediyor önce. Ama ince ince eleklerden geçirilmiş cümleler dökülüyor ağzından. Zemini hazırlıyor Ümmü Süleym: “Komşuna bir emanet versen, zamanı gelince geri istesen, ama o, vermek istemese?” diyor. Beklediği cevap geliyor kocası Ebu Talha’dan: “Olur mu öyle şey?” diyor. Önce kocasını ikna ediyor. Bekliyor saatlerce, evlat acısı çeken çoğu annenin erişemeyeceği sabırla. Ve: “Allah, bize verdiği emaneti geri aldı” diyor sükûnetle…

Bencil değildi Ümmü Süleym. Eşini, onun yorgunluğunu, duygularını incitmemeyi düşünüyordu. Korkuyordu, isyan edip Allah’tan uzaklaşmasından…

Ey eşiyle ve onun ailesiyle sınanan ve zerre kadar düşünmeyip zamanı ve mekânı kollamadan, aklından geçen zehir gibi sözleri, bir ok gibi kocasının kalbine fırlatan kardeşim!

Canın, ciğerin, evladını mı toprağa verdin? Gözünün [...]