Konularına Göre Yazılar

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 6
    Permalink Gallery

    VELAYET-İ FAKİH’İN JEOPOLİTİK MÜHENDİSLİĞİNE KARŞI NECEF EKOLÜ

VELAYET-İ FAKİH’İN JEOPOLİTİK MÜHENDİSLİĞİNE KARŞI NECEF EKOLÜ

İran sahadaki etkinliğini, Irak’taki siyasal sürece taşıyamıyor. Son yıllarda İran destekli siyasi partiler, Irak seçimlerinde istediği başarıyı elde edemedi. Üstelik İran’ın giderek artan müdahaleci tavrı Iraklı Şiilerin bile tepkisine yol açtı.

Velayet-i Fakih rejimi 1979 devrimi sonrasında yayılmacı siyasi ideolojisi gereği İslâm dünyasının liderliğine soyunsa da buna düşünsel bir temel geliştiremedi. Bu çabasında başarısız olan İran, doğal olarak bölgedeki Şiilere odaklanıp, Tahran güdümlü ağlar geliştirerek, Şiiler üzerindeki nüfuzunu artırmaya çalıştı. Bölge ülkelerindeki Şii toplulukların içinde bulundukları kötü Sosyo-Ekonomik şartları, kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı başaran İran, laik Şii akımlar ve Şii ilim havzalarına yön verecek siyasi düşünce üretiminde ise umduğu başarıyı sağlayamadı.

İran rejimi, Şii din adamlarını Velayet-i Fakih sistemine angaje etmek için yaklaşık 40 yıldır çaba sarf ediyor. Irak’taki Şii havzalarının Saddam Hüseyin tarafından uygulanan baskı sonucu neredeyse kapanma noktasına gelmesi, İran açısından Şiiliğin düşünsel ve itikadî boyutunu kendi tekeline almak için büyük bir fırsat olarak görüldü.

Şiiler açısından Mekke ve Medine’den [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel 10
    Permalink Gallery

    BİLGİSAYAR SİSTEMİ (ALGORİTMANIN) ÖNCÜSÜ VE CEBİRİN KURUCUSU: HÂRİZMÎ (780-850)

BİLGİSAYAR SİSTEMİ (ALGORİTMANIN) ÖNCÜSÜ VE CEBİRİN KURUCUSU: HÂRİZMÎ (780-850)

Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Hârizmî’nin asıl adı, Abdullah Muhammed bin Mûsâ’dır. Onun h.164 (m.780) senesinde Hârizm’de doğduğu söylenmiştir. Harzemli olduğundan “Hârizmî” adıyla meşhur olmuştur.

Abbasiler’in ilim ve bilimle anılmaya başladığı Yedinci Abbasi Halifesi Me’mun döneminde Bağdat’a çağrılarak burada yaşamış ve dönemin ilim ve bilim merkezi olan Beytü’l-Hikme’de müdürlük yapmış, görevde olduğu dönemde bilime katkıda bulunacak eserler vermiştir. Eserlerini yazmada Bağdat Saray Kütüphanesi’nden çokça faydalanmıştır. Döneminde, astroloji (gök bilimi) ve coğrafya alanında ünlenmiş olsa da onun tanınmasında en önde gelen yönü matematikçiliğidir. Onun Antik Yunan, Hint ve İskenderiyeli matematikçilerden faydalanarak matematiğin önemli dallarından biri olan Cebir[1] alanında yazdığı “Kitâbü’l-Muhtasar fî hisâbi’l-cebr ve’l-mukâbele (Cebir ve Mukabele Hesabının Özeti)” adlı eseri, ilk matematik kitabı unvanına sahiptir. Cebir adı ilk defa bu eserde verilmiştir. Bu eser, Batılı matematikçilere de ilham kaynağı olmuştur. Her ne kadar 300 yıl sonrasında dahi olsa onun Cebir alanındaki öncülüğünden faydalanarak yola çıkan Batılı bilim adamları, bilgisayar sistemlerinin temelini [...]

  • İmam Buhari - Nebevi Hayat Dergisi - Görsel
    Permalink Gallery

    ÖLEN MÜSLÜMANIN, YAŞAYAN MÜSLÜMANLAR ÜZERİNDEKİ HAKKI: CENAZE NAMAZININ HÜKMÜ, FAZİLETİ VE HİKMETİ

ÖLEN MÜSLÜMANIN, YAŞAYAN MÜSLÜMANLAR ÜZERİNDEKİ HAKKI: CENAZE NAMAZININ HÜKMÜ, FAZİLETİ VE HİKMETİ

Kimin daha güzel amel edeceğini ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yaratan, hayatı bahşetmekle en büyük bir nimeti lütfeden ve ölümü var etmekle bütün varlıklar üzerinde kudretini ilan eden Allah Teâlâ’ya hamdolsun. Hayatın da ölümün de ahkâmını, hakikatlerini ve hikmetlerini biz insanlara tafsilatlı bir şekilde öğreten Allah’ın Rasûlüne, onun âl ve ashâbına salât ve selâm olsun!

İmdi; biz bu makalemizde özet bir şekilde cenaze namazının hükmü, fazileti, hakikati ve hikmeti üzerinde durmaya çalışacağız.

Cenaze Namazının Hükmü:

Cenaze namazı farz-ı kifâye olan bir namazdır. Dört mezhep âlimleri de bu hususta ittifak etmişlerdir. Buna göre ölen her Müslümanın –âlimlerin çoğunluğuna göre şehitler hariç- muhakkak cenaze namazının kılınması gereklidir. Bu, ölen Müslümanın hayatta kalan Müslüman kardeşleri üzerindeki en önemli hakkıdır. Şayet ölen bir Müslümanın cenaze namazını hiç kimse kılmamış olursa, bütün Müslümanlar günahkâr olurlar. Bir kişi de olsa bazı Müslümanlar tarafından cenaze namazının kılınması ile diğer bütün Müslümanlar günahkâr olmaktan kurtulurlar.

Gıyabi cenaze namazının kılınabileceğine delil [...]

HER DAİM MEYVE VEREN AĞAÇ; NASİHAT

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selâm Rasûlullah’a, O’nun ailesine ve ashabına olsun.

“Sen gülü ek, bülbül dünyanın öbür ucunda olsa bile ona gelir ve onu bulur.”

Ahi Evran zamanında, çırak ustasından icazet alır ve ancak o zaman ayrılıp kendi dükkânını açabilir. Orta Anadolu’ da bir camcı ustası vardır. Ahilik yapar. Zamanı gelen eski çıraklarına “sen oldun” der ve el verir, uğurlar. Böylece eski çırak artık yeni bir usta olmuştur. Günlerden bir gün çıraklardan birisi ustanın el vermesini bekleyemez. Ayrılacağını, onay ve el vermesini ister. Ustası da daha olmadığı nedeniyle veremeyeceğini söyler. Çırak nesinin olmadığını sorar;
– “İşin en önemli kısmını, yani püf noktasını bilmiyorsun” der. Çırak dinlemez, başka bir şehre gider ve dükkân açar. Dikiş tutturamaz. Yaptığı bütün cam işleri, biblolar, her şey bir müddet sonra çatlamaktadır. Esnaf ve halk tarafından ayıplanan çırak, bir yıl sonra iflas etmiş olarak ustasının yanına döner. Elini öper, ben ettim sen [...]

ÇOCUKLAR NEDEN YALAN SÖYLER?

Yalan söylemek, ruhi bir hastalıktır. Yalan hiçbir insana yakışmaz. Ama bilhassa Müslüman insan üzerinde yalan kadar sırıtan ve kişiyi alçaltan kötü bir alışkanlık yoktur. Alışkanlık diyorum. Çünkü yalan, sonradan öğrenilmiş bir davranış biçimidir. Temiz fıtrat, yalanı kaldıramayacağı gibi, kendi de yalana meyletmez. Yalanın, günümüz insanının inancının aksine beyazı, pembesi ve ya siyahı yoktur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şaka da olsa yalan söylemeyi yasaklamışsa, o zaman yalan, beyaz, siyah diye kategorize edilemez İslâm’ın gözünde. Yalnız üç yerde yalana izin verilmiştir. Karı kocanın arasını bulmak için, savaşta düşmanı yanıltmak için ve birbirine küsmüş iki Müslümanın arasını bulmak için. Bu yerler dışında söylenen yalanın hiçbir mazereti olamaz. Yalanın dünyada da ahirette de ziyanı büyüktür. Ve kişiye çok şeyler kaybettirir. Bu yüzden İslâm’da yalan, şiddetle yasaklanmıştır. Yalanın masumu, karası olmaz. Kâinatta her şeye bir düzen ve kural yerleştiren Allah, yalana da bir gün mutlaka ortaya çıkma gibi bir netice yazmıştır. Söylenen her [...]

ALLAH’IN NURU

“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil yuvası gibidir. O çerağ bir sırça içindedir. Sırça sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nisbeti olmayan mübarek bir ağaçtan, zeytinden tutuşturulup yakılır. Ateş değmese dahi, neredeyse yağın kendisi aydınlatacak. Nur üstüne nurdur. Allah, dilediğini nuruna kavuşturur. Allah, insana misaller verir. Ve Allah, her şeyi bilendir.” [1]

İbni Kesir, Ebu Cafer Er-Razi, Rebi b. Enes’ten, o da Ebu’l Aliyye’den ve Ubeyy b. Kab’tan naklen; “Allah yerin ve göklerin nurudur.” ayeti hakkında şöyle diyor: “O, Allah’ın imanı ve Kuran’ı kalbine yerleştirdiği Mü’mindir.”

Allah celle celaluhu kime hidayet vermişse, kimin kalbine iman ve Kuran’ı sevdirmişse, kim Allah celle celaluhu’a iman edip onun sözüyle amel ediyorsa, o kimse Allah celle celaluhu’nun yeryüzündeki nurudur.

Allah celle celaluhu yer ve göklere hidayet veren, yani yolunu gösterendir. Yer ve gökler ancak Allah celle celaluhu’nun nuru ile kendine ait olan [...]